KÜRESEL DENKLEMDE “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” SÜRECİ
ÖMER KAYIR - Başbakanlık Eski Müsteşar Yardımcısı
Türkiye Cumhuriyeti, yarım asra yaklaşan ve ağır sosyo-ekonomik, askeri ve insani maliyetlere yol açan terör sorununu meşru ve yasal bir zemine taşımak amacıyla tarihi bir virajdan geçmektedir. TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaşan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” (Çerçeve Yasa), konunun illegal odaklardan arındırılarak milli iradenin tecelligahında çözülmesi iradesini beyan etmektedir (Ruti G. Teitel, Transitional Justice, Oxford University Press). Ancak bu süreç, sadece Ankara'nın iç hukuk kurallarıyla sınırlı olmayan; Washington'dan Tel Aviv'e, Tahran'dan Şam ve Bağdat'a kadar uzanan çok aktörlü bir jeopolitik satranç tahtası üzerinde yürütülmektedir. Kalıcı bir başarı; iç tahkimatın doğru kurgulanmasına, askeri-teknolojik caydırıcılığın korunmasına, dünyadaki benzer çatışma çözümü modellerinden ders çıkarılmasına ve geleceğe yönelik gerçekçi risk analizlerinin yapılmasına bağlıdır.
İç siyaset, anayasal aritmetik ve Cumhurbaşkanlığı adaylığı mimarisi
Sürecin başarısı, Türkiye'nin iç sahada karşılaşılabilecek iyimser ve riskli senaryoları akıl ve sağduyu çerçevesinde nasıl yöneteceğine; aynı zamanda bu sürecin Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın yeniden adaylığı ve seçilme hedefine yönelik sunduğu anayasal ve siyasi imkânlara doğrudan bağlıdır:
a) Anayasal aritmetik ve erken seçim (360 Eşiği)
Anayasa'nın 116. maddesi uyarınca, Cumhurbaşkanı’nın yeniden aday olabilmesi için TBMM'nin beşte üç çoğunlukla (360 milletvekili) erken seçim kararı alması gerekmektedir (Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları). Cumhur İttifakı'nın mevcut sandalye sayısı tek başına bu eşiği yakalamaya yetmemektedir. Çerçeve yasa ile başlatılan bu süreç, DEM Parti'nin (ve olası geçişlerle parlamenter muhalefetin bir kısmının) erken seçim oylamasında "evet" demesini veya en azından çekimser kalarak nisabı kolaylaştırmasını sağlayan en güçlü siyasi zemin işlevi görür. Süreç aynı zamanda sivil anayasa veya adaylık kısıtlarını yeniden düzenleyecek bir anayasal paket için de parlamenter bloktaki kırılmaları konsolide etme potansiyeline sahiptir.
b) Muhalefet blokunun parçalanması ve seçmen sosyolojisi
“Terörsüz Türkiye” söylemi muhalefet üzerinde asimetrik bir baskı oluşturmaktadır. CHP ve YENİ Parti gibi aktörlerin sürece tam destek vermesi kendi ulusalcı/milliyetçi tabanında kırılma yaratma riski taşırken; süreçteki gelişmelere sert muhalefet etmesi Kürt seçmenin desteğini ve DEM Parti ile kurduğu diyalog zeminini yitirmesine yol açabilir. Diğer yandan, terör parantezinin yasal zeminle kapanması, AK Parti'nin Doğu ve Güneydoğu'da kaybettiği muhafazakar Kürt seçmeni yeniden konsolide etmesini sağlayarak seçmen davranışını yönlendirme fırsatı sunar.
c) İyimser senaryo (Kalkınma ve refah odaklı bütçe)
Güvenlik odaklı iklimin sona ermesi, bölgeye yönelik onlarca yıldır baskılanan kamu ve özel sektör yatırımlarının önünü açacaktır (Dünya Bankası, World Development Report 2011). Savunma ve güvenlik harcamalarında yaşanacak kademeli azalış; bütçede eğitim, sağlık, yapay zekâ ve üretim altyapısına aktarılarak toplumsal refahı doğrudan yukarı taşıyacaktır.
d) Riskli senaryo (Toplumsal güven bunalımı ve milliyetçi taban riski)
Şehit aileleri, gaziler ve milli hassasiyeti yüksek kitlelerin hukuki düzenlemeler konusundaki hassasiyetleri gözetilmezse, içeride derin bir siyasi kutuplaşma oluşabilir. İnfaz düzenlemelerinde "taviz veriliyor" algısının doğması, Cumhur İttifakı'nın milliyetçi seçmen tabanında oy kayıplarını tetikleyebilir. Sıkı denetim mekanizmaları kurulmazsa süreç örgüt adına bir zaman kazanma stratejisine evrilebilir; buradaki en kritik güvence ise Türkiye'nin SİHA ve ağ merkezli istihbarat kapasitesidir (Seth G. Jones, International Security).
Küresel çözüm modellerinin başarı ve başarısızlık kriterleri
Dünya tarihindeki en belirgin iki silahsızlanma ve entegrasyon deneyimi olan Kuzey İrlanda ve Kolombiya modelleri, Türkiye'nin önündeki risk ve fırsatları anlamak açısından yapısal birer rehber niteliğindedir:
|
Model |
Başarı kriteri |
Başarısızlık / Risk kriteri |
|
Kuzey İrlanda (IRA - Hayırlı Cuma) |
Siyasi kanat (Sinn Féin) sürece dahil edilerek siyaset tek alternatif yapıldı. Silah bırakma bağımsız komisyonca denetlendi (Brendan O'Leary, A Treatise on Northern Ireland). |
Ana gövde silah bıraksa da radikal unsurlar koparak Real IRA ve Continuity IRA gibi terör hücrelerini kurdu (John Horgan, The Psychology of Terrorism). |
|
Kolombiya (FARC Barış Anlaşması) |
FARC partileşti, parlamentoda kota aldı. Geçiş Dönemi Adaleti ile itirafçılara alternatif kamu cezaları uygulandı (BM Güvenlik Konseyi Raporu, S/2017/801). |
Devlet kırsalda güvenliği sağlayamadı. Vaat edilen toprak reformu gecikince militanların %15-20'si kartellere katıldı (International Crisis Group Report No. 91). |
Küresel aktörlerin jeopolitik ajandaları, koridor savaşları ve sabotaj riskleri
İç sahada atılan yasal adımların başarısı, küresel ve bölgesel aktörlerin derinleşen rekabet alanlarını dengeleyebilmekten geçer:
i) ABD'nin çifte stratejisi: CENTCOM doktrini ve küresel koridor savaşları (IMEC vs. Kalkınma Yolu)
Washington, CENTCOM üzerinden YPG/SDG unsurlarını terörle mücadelede "yerel müttefik" olarak tutma eğilimindedir (ABD Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi Tutanakları). Türkiye bu yapının tamamen lağvedilmesini şart koşarken, ABD yapının Suriye'de özerk bir siyasi aktör olarak kalması için diplomatik baskı uygular. Ayrıca ABD'nin Çin'i çevreleme hedefli Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru'na (IMEC) karşı Türkiye, Irak ile Kalkınma Yolu Projesi'ni öne çıkarmaktadır. Suriye ve Irak hattındaki istikrarsızlık veya otonom yapılar, Türkiye'nin merkezinde yer aldığı bu ticaret koridorlarını kısıtlama aracı olarak da işlev görmektedir.
ii) 2003 Parantezinin Kapanması: İran'ın sınırlandırılması ve bölgesel dengeler
2003 ABD müdahalesi sonrası oluşan Şii nüfuz alanı ve İran'ın "Direniş Ekseni" (Vali Nasr, The Shia Revival), günümüzde ABD ve İsrail hamleleriyle geriletilmektedir. İran'ın Suriye ve Irak sahasındaki varlığının zayıflaması Türkiye'nin güney hattındaki baskıyı hafifletse de, doğan güç boşluğunun İsrail tarafından doldurulması riskini ve Tahran'ın süreci sabote etme girişimlerini beraberinde getirmektedir.
iii) İsrail'in "Çevreleme Doktrini" ve stratejik sabotaj riski: İsrail, "Terörsüz Türkiye" hamlesini kendi bölgesel hegemonyasına yönelik bir tehdit olarak okumaktadır (Efraim Inbar, Middle East Review of International Affairs). İçerideki kırılgan hatlarını kapatmış ve askeri-ekonomik enerjisini serbest bırakmış bir Türkiye, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'da İsrail'in hareket alanını kısıtlayacaktır. İsrail, silah bırakmayı reddeden radikal fraksiyonlara örtülü lojistik desteği stratejik bir seçenek olarak tutabilir.
Dış dinamikler ile reel başarı ihtimalinin değerlendirilmesi
İç aktörlerin (devlet, örgüt, toplum, Kürt seçmen, iç siyasi dengeler) niyet ve stratejileri süreç içinde değişebileceği gibi; asıl belirleyici ve kırılgan katman dış denklemin dinamizmi ve kontrol edilemezliğidir. Sürece tamamen realist, soğukkanlı ve jeopolitik veriler ışığında bakıldığında, "başarı" kavramını tek bir çıktıyla ölçmek imkânsızdır. Bu nedenle başarı ihtimalini 3 farklı katmanda değerlendirmek gerekir:
a) Dış / Jeopolitik değişkenlerin değerlendirmesi
Ankara ne kadar kararlı olursa olsun veya iç siyasete dair anayasal/siyasi uzlaşılar sağlanırsa sağlansın, dışarıdaki şu üç ana eksen sürecin kaderini doğrudan etkiler:
- ABD - CENTCOM Paradoksu (Suriye sahası): ABD için YPG/SDG, sadece bir terörle mücadele aparatı değil; İran'ı çevreleme, Rusya'yı dengeleme ve Doğu Akdeniz-Basra hattındaki ticaret/enerji koridorlarında (IMEC vb.) veto yetkisi kullanma aracıdır. Türkiye sınır içindeki PKK varlığını tasfiye etse bile, Washington'ın YPG'ye "Suriye anayasal aktörü / özerk yapı" statüsü kazandırma baskısı devam edecektir. Türkiye Suriye'deki yapıyı lağvetmeden süreci tam nihayete ermiş kabul edemez; ABD ise bu yapıyı feda etmez.
- İsrail'in çevreleme ve sabotaj doktrini: İsrail, Türkiye'nin iç sorunlarını çözüp askeri-ekonomik enerjisini tamamen dış politikaya (Doğu Akdeniz, Levant, Basra) kaydırmasını stratejik bir tehdit olarak okur. Bu doğrultuda İsrail, Türkiye'nin güney sınırında doğrudan veya örtülü istihbarat servisleri aracılığıyla silah bırakmayı reddeden radikal fraksiyonları (Kuzey İrlanda'daki Real IRA misali) besleme imkânına sahiptir.
- İran'ın "güç boşluğu" tepkisi: 2003 sonrası oluşan Bağdat-Şam hattındaki İran nüfuzu geriledikçe, Ankara Irak ile Kalkınma Yolu Projesi'ni hayata geçirmeye çalışmaktadır. Tahran, Türkiye'nin Irak ve Suriye sahasında tamamen rahatlamasını ve kendi sınırlarına nüfuz etmesini istemez. Silahlı yapıların tamamen lağvedilmesi yerine "kontrollü gerilim" seviyesinde kalmasını örtülü operasyonlarla destekleyebilir.
b) Gerçekçi başarı ihtimali oranları
Başarı tanımını katmanlarına ayırdığımızda ortaya çıkan realist tablo şudur:
- Yurt içi silahsızlanma ve sınır içi terörün sıfırlanması (%80-%85 / çok yüksek): Türkiye'nin SİHA, İHA, ağ merkezli istihbarat ve sınır güvenliği altyapısı örgütün Türkiye sınırları içinde hareket etme, eleman devşirme ve alan hakimiyeti kurma kapasitesini niteliksel olarak bitirmiştir. Çerçeve yasa ve hukuki adımlarla birleştiğinde yurt içindeki eylemsizlik ve tasfiye büyük oranda başarıya ulaşır.
- Örgüt içi bölünme ve radikal kopuşların önlenmesi (%35-%40 / Düşük): Dünya örnekleri (Kuzey İrlanda / Kolombiya) gösteriyor ki, ana gövde masaya otursa dahi militan yapının %15-20'si silah bırakmaz. Kandil, Avrupa ve Suriye kanatları arasındaki çıkar çatışmaları nedeniyle radikal unsurlar koparak münferit terör ve sabotaj eylemlerine (Real IRA modeli) devam edecektir. Süreç, terörü tamamen bitirmekten ziyade "nokta operasyonel istihbarat" safhasına evrilecektir.
- Suriye-Irak hattında topyekûn çözüm ve bölgesel entegrasyon (%25 - %30 / Çok Düşük): Küresel aktörlerin (ABD, İsrail, Fransa vb.) Suriye'nin kuzeydoğusunda bir Kürt otonomisi/prototipleri üzerindeki stratejik yatırımları, Türkiye'nin "tek bir silahlı/otonom yapı kalmayacak" şartıyla çelişmektedir. Bu durum, Türkiye ile ABD/Batı bloğu arasında zamana yayılan bir "gri alanda diplomatik bilek güreşi" yaratacaktır.
Realist gelecek projeksiyonu: Konu hangi yönde ilerleyecek?
Geleceğe yönelik nesnel bir projeksiyonla bakıldığında, sürecin geleceği beş ana kulvarda şekillenecektir:
1- Suriye sahasında diplomatik sıkışma ve “Gri alan”: PKK'nın Türkiye sınırları içerisindeki varlığı minimize edilecek, ancak YPG/SDG, ABD koruması altında varlığını sürdürmeye çalışacaktır. Bu durum Ankara-Washington hattında uzun vadeli bir diplomasi alanı yaratacaktır.
2- Örgüt içi radikal kopuşlar ve “parçalı terör” evresi: Kuzey İrlanda örneğinde olduğu gibi, tüm militanların tek talimatla teslim olması imkânsızdır. Tasfiye kararına uymayan Avrupa veya Suriye merkezli radikal hücreler önümüzdeki 3-5 yılda münferit sabotajlar deneyebilir. Güvenlik bürokrasisi topyekûn mücadeleden "nokta operasyonel istihbarat" konseptine kayacaktır.
3- İç siyasette "adaylık denklemi ve anayasa" kırılmaları: Yasada öngörülen denetim süreleri ve yerel yönetim tasarrufları (kayyum uygulamaları vb.) seçim dönemlerinde iç siyasi tartışmaların merkezinde kalacak; ancak 360 sandalye eşiğinin aşılması halinde erken seçim ve yeniden adaylık süreci hız kazanacaktır.
4- Sosyo-ekonomik entegrasyon ve "Kolombiya riski": Dağdan inen tabana ekonomik alternatif sunulmazsa, bu kitle kaçakçılık ve suç örgütlerine kayabilir. Doğu ve Güneydoğu'da turizm ve sanayi hamlesiyle bu riskin bertaraf edilmesi hedeflenmektedir.
6- Kürt milliyetçiliği ekseninde istismar ve "Maksimalist Geçiş" riski: Sürecin karşı karşıya olduğu en hayati iç risk; etno-milliyetçi aktörlerin Çerçeve Yasa'yı nihai bir entegrasyon değil, pan-Kürdist "Birleşik Kürdistan" idealine giden yolda stratejik bir "nefeslenme ve meşrulaşma" evresi olarak araçsallaştırmasıdır. Silahlı gücün sivil/siyasi alana evrilerek uluslararası diplomatik meşruiyet kazanması, uzun vadede Suriye ve Irak'taki otonom yapılarla birleşen konfedere bir baskı odağı yaratabilir. Bu maksimalist hedeflerin üniter devlet yapısını ve anayasal sınırları zorlaması halinde, süreç toplumsal bir uzlaşıdan ziyade şiddetli bir milli reaksiyon ve iç kutuplaşmayla sonuçlanma riski taşır.
Sonuç;
Türkiye'nin önündeki bu tarihi dönemeç, salt bir güvenlik operasyonu veya basit bir af yasası değildir. Küresel modeller ve jeopolitik gerçekler birleştirildiğinde en gerçekçi tahmin; Türkiye'nin yurt içinde terör tehdidini asgariye indirdiği, sosyo-ekonomik olarak bölgeyi kalkındırdığı, ancak Suriye ve Irak sınır hattında "tetikte bekleyen kontrollü istikrar" modeline geçeceğidir.
Sürecin %100 başarıyla (topyekûn bölgesel barış, sıfır silah, tam silahsızlanma) sonuçlanma ihtimali jeopolitik gerçekler nedeniyle düşük (%30-35) seviyelerindedir. Ancak sürecin "Türkiye'nin iç güvenliğini tahkim ettiği, terörü yurt içinden tamamen kazıdığı, kalkınma bütçesini serbest bıraktığı, ancak güney sınırlarında tetikte bekleyen kontrollü istikrar ve istihbarat savaşları modeline geçtiği" noktaların başarıya ulaşma ihtimali %80-85 civarındadır.
Süreç, askeri bir çatışma olmaktan kademeli olarak çıkıp uluslararası istihbarat, ticaret koridorları (Kalkınma Yolu vs. IMEC) ve diplomasi savaşları zeminine kayacaktır. Türkiye, iç bünyesindeki bu kırk yıllık prangayı şeffaf, kararlı ve teknolojik caydırıcılığını koruyan bir devlet aklıyla yönetebildiği takdirde, 21. yüzyıl jeopolitiğinde küresel ölçekte bir oyun kurucu haline gelecektir.