AYŞE ÇELİKBAŞ - Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Vergi kayıtlarında kapanmış görünen binlerce şirket, ticaret sicilinde yaşamaya devam ediyor. Kâğıt üzerindeki bu hayalet şirketler, ortakları için yıllarca devam eden Bağ-Kur, MTV ve icra riskinin kaynağı oluyor.
Vergi dairesi adreste şirketi bulamayınca mükellefiyet kaydını resen terkin eder. Girişimci de sanmaktadır ki: “Şirketim kapandı, iş bitti.” Oysa asıl mesele şimdi başlar.
Bağ-Kur ve MTV çıkmazı
Vergi dairesinin kapatma işlemi yalnızca vergi mükellefiyetini keser. Ticaret sicili kaydı sürdüğü sürece Bağ-Kur, MTV, elektronik tebligat ve diğer sicile bağlı yükümlülükler işlemeye devam eder.
Şirket türü, ortaklık yapısı ve başka bir sigortalılık statüsünün mevcudiyeti gibi durumlar saklı kalmak kaydıyla, şirket ticaret sicilinden silinmediği sürece ortaklar adına Bağ-Kur primi tahakkuk etmeye devam eder. Vergi mükellefiyeti ileriye dönük kesilse de şirket üzerine kayıtlı araçların tescil kaydı silinmediği sürece Motorlu Taşıtlar Vergisi de tahakkuk etmeyi sürdürür.
Resen terkin edilmiş, ortakları dağılmış, görüşemez hâle gelmiş ve temsile yetkilisi kalmamış şirketlerin yeniden ihyası uzun, zahmetli ve maliyetli bir süreçtir. Temsilci bulunmadığında bu şirketlere kayıtlı araçların muayenesi yapılamaz, otoparka çekildiğinde teslim alınamaz ve çürümeye terk edilir.
Mevcut kanunlar, bu şirketlerin temsile yetkisi bulunmayan ortaklarına araç üzerinde tasarrufta bulunma izni vermemektedir. Ortakların borcu durdurma veya süreci yönetme adına hiçbir iradesi ya da hareket alanı kalmamaktadır. Mevzuat tıkanıklığı ve fiili imkânsızlık yüzünden tüzel kişilikten tahsil edilemeyen MTV ve zamlar yıllar sonra ortakların şahsi mal varlığına icra ve haciz olarak yansıyabilmektedir.
Ticari hayatı çoktan bitmiş bir şirketin otoparkta çürüyen aracı, yasal düzenlemelerin yarattığı çaresizlik yüzünden geride kalanlar için sessizce büyüyen şahsi mali yıkım aracına dönüşmemelidir.
Tasfiye neden tercih edilmiyor?
Ticaret şirketleri açısından mükellefiyetin sona erdirilmesi tasfiye ve iflas hâlleriyle sınırlıdır. Türk Ticaret Kanunu’na göre bir limited veya anonim şirketin tüzel kişiliği, ancak tasfiye işlemlerinin tamamlanması, tasfiye sonu bilançosunun onaylanması ve ticaret sicilinden terkin edilmesiyle sona erer.
Teknik, masraflı ve uzun bir prosedür gerektirdiği için çoğunlukla tercih edilmez. Yüksek enflasyon, ağır finansman, vergi ve SGK yükleri altında ezilen küçük işletmeler de bu karmaşaya girmemek adına kapıyı kapatıp gitmeyi seçer. Bu, çoğu kez mükellefin tercihi değil, sistemin dayattığı bir çıkış yoludur.
6183 sayılı Kanun kapsamında sağlanan düşük oranlı tecil faizi ve taksit imkânı kalıcı bir çare değildir. Borç taksitlense bile faaliyetsiz şirketlerin sicil kaydı sürdükçe yeni yükümlülükler doğmaya devam eder.
Farkındalık eksikliğiyle sisteme giren mükelleflerin mevzuata ilgisizliği ve özensizliği bir yana, mevzuatın kendisi de karmaşık ve sürekli değişkendir. Bu durum mali ve hukuki danışmanlık ihtiyacını artırır, ancak kapanış sürecinde zaten zor durumda olanlar için bu danışmanlık ek yük hâline gelir. Ticaret Bakanlığı ile TOBB’un kuruluş ve tasfiye süreçlerinde üyelerine rehberlik etmesi beklenirken ilgili tüm kurumların sahadaki mevcut dinamiklere ve tıkanma noktalarına uzak kaldığı görülmektedir.
Hızlı sicil temizliği şart
Faaliyetsiz şirketler için basitleştirilmiş bir hızlı tasfiye ve resen sicil terkini mekanizması zaruridir. Vergi dairesi, ticaret sicili ve mükellefiyetle ilgili diğer tüm kurumlar açısından sonuç doğuran bir otomatik bilgi paylaşımı sistemi kurgulanmalıdır.
Vergi dairesinin faaliyetsizlik tespiti SGK açısından da bağlayıcı kabul edilmeli ve bu aşamadan sonra Bağ-Kur primleri tahakkuk ettirilmemelidir. Gerçekte hiçbir ticari faaliyeti bulunmayan şirket ortaklarına, sadece kâğıt üzerindeki sicil kaydı gerekçe gösterilerek yüklenen Bağ-Kur prim borçları silinmelidir.
Özellikle yönetilemeyen, fiilen kullanılamayan, tasfiye edilemeyen şirket araçları bakımından mevcut işleyişin dışında, MTV mükellefiyetinin özel bir askıya alma ve tasfiye rejimine bağlanmasına yönelik istisna geliştirilmelidir. Bu hâllerde, MTV tahakkuku aracın tüzel kişinin tasarrufunda oluşuna bağlanmalıdır. Şirketin yönetimi işlevsiz olsa bile ortaklardan herhangi birinin başvurusuyla taşıtların hurdaya ayrılması veya tasfiyesi mümkün kılınmalıdır.
Sermaye şartı yetmez
Geçmişte, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun geçici 7’nci maddesi ile sermayesini kanunla öngörülen tutarlara çıkarmamış, münfesih olan, adresi bulunmayan veya resen terkin edilmiş şirketlere makul bir süre tanınmış, tasfiye usulüne uyulmaksızın, harçsız ve cezasız bir şekilde sicilden resen silinmeleri sağlanmıştı.
Benzer şekilde günümüzde de sermaye tutarı 250.000 TL’nin altında olan anonim şirketler ile 50.000 TL’nin altında olan limited şirketler, sermayelerini 31 Aralık 2026’ya kadar bu tutarlara yükseltmemeleri halinde infisah etmiş sayılacaktır. Ancak infisah, tek başına bu şirketlerin bütün mağduriyetlerinin ortadan kalkması anlamına gelmeyecek, aksine tasfiye ve terkin sürecini gündeme getirecektir. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde sicilde atıl duran şirketlerin sayısı ve bu şirketlerin tasfiye külfeti daha da büyüyebilir.
Sermaye koşulunu sağlıyor görünse bile ortakları dağılmış hatta bazıları hayatta olmayan, temsile yetkilisi bulunmayan, vergi dairesince mükellefiyeti resen terkin edilen ve yıllardır hareket görmeyen şirketlerin varlığı göz ardı edilmemelidir. Sermayesini artırmayan şirketlerin infisah etmiş sayılması kuralı bu gruptaki şirketler için sonuç üretmez. Bu şirketlerde, tasfiye veya ihya için gereken adres, bilanço, karar defteri, diğer ticari kayıt ve belgelere ulaşmak çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Bu nedenle ticaret siciline hâlâ kayıtlı olmaları nedeniyle doğan tüm bağların kesilmesine yönelik resen sicil silinmesi için olağan yollar haricinde özel bir çerçeve belirlenmelidir.
Özellikle aile şirketlerinde ilişkiler bozulunca iletişim kopar ve şirket ortada kalır. Bu nedenle temsile yetkilisi kalmadığında yeni karar alınmazsa her ortağın temsile yetkili sayılması kuralı (eski TTK’daki gibi) böyle şirketler için işletilmelidir. Bu şirketler için mevcut varlıkların tasfiyesi kolaylaştırılmalı, süreçler bürokrasiye değil çözüme odaklanmalıdır.
Yönetim organı işlevsiz kaldığında, şirketi yeniden ihya etmeye veya mahkeme sürecine zorlamak yerine, belirli şartlarla ortaklardan birine sınırlı tasfiye yetkisi verilmesi düşünülebilir. Bu yetki şirketi yeniden ticari faaliyete geçirmek için değil, yalnızca mevcut varlıkların elden çıkarılması ile bunların ortaklara yansıttığı sorunların bertaraf edilmesi amacıyla kullanılmalıdır.
Kalıcı çözüm üretilmeli
Bu resen terkin olmuş şirketlerde, muhatap alınabilecek kanuni temsilci veya tasfiye memuru bulunmamaktadır. Kimi durumlarda ortak veya temsilci de hayatta değildir. Buna rağmen sistem şirketleri var kabul etmekte, sürüncemede bırakılmaları ise hem kamuya hem kişilere belirsiz yük oluşturmaktadır.
Yapılacak düzenleme, şirketin tüzel kişiliğiyle birlikte mal varlığına bağlı tıkanıklıkları da tasfiye edecek şekilde bütüncül olmalıdır. Aksi hâlde sicil kaydı silinse bile şirketin üzerine kayıtlı araç, taşınmaz, banka hesabı vb. ortada kalacak; bunların tasfiyesi için mecburen ihya yoluna gidilecektir. Bu da yazıda bahsi geçen şirketler bakımından sorunu çözmek yerine yeniden üretmek demektir.
Elbette hızlı sicil temizliği kurgulanırken piyasa güvenliği ve alacaklı hakları da gözetilmelidir. Kötü niyetli girişimcilerin borç ve sorumluluklardan kaçış yolu hâline gelmemelidir. Kalıcı çözüm, faaliyetsiz şirketlerin hukuken ve fiilen sistemden çıkarılmasını sağlayacak; suistimale kapalı, adil, denetimli ve kapsayıcı bir düzenlemeden geçmektedir.
Ne mükellef yıllarca süren belirsizlik içinde bırakılmalı ne de kamu idaresi sonuç üretmeyen bürokratik yüklerle meşgul edilmelidir.