Prof. Dr. iur. MEHMET KÖKSAL - Avrupa Liderlik Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanı-ADEK Başkanı
Avrupa Birliği’nde (AB) dün yalnızca yeni bir mevzuat uygulanmaya başlamıyor. Avrupa’ya mal satan şirketlerin ürünlerini nasıl ambalajlayacaklarını, hangi malzemeleri kullanacaklarını ve hatta kutularında ne kadar boş alan bırakabileceklerini değiştirecek yeni bir dönem başladı.
12 Ağustos 2026, Türk ihracatçısının ajandasına yazması gereken önemli tarihlerden biri.
Avrupa Birliği’nin yeni Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Tüzüğü – PPWR (Packaging and Packaging Waste Regulation, EU 2025/40) dün itibarıyla genel olarak uygulanmaya başlandı.
Tüzük aslında 11 Şubat 2025’te yürürlüğe girdi. Ancak AB kanun koyucusu şirketlere yaklaşık 18 aylık bir hazırlık süresi tanıdı ve genel uygulama tarihini 12 Ağustos 2026 olarak belirledi.
Peki, bunun Türkiye açısından önemi ne? Oldukça büyük. Çünkü PPWR yalnızca Avrupa’daki ambalaj üreticilerini ilgilendirmiyor. Türkiye’de üretilip AB pazarına sunulan ürünlerin ambalajları da yeni sistemin parçası... Dolayısıyla tekstilden otomotive, gıdadan beyaz eşyaya, mobilyadan kimyaya ve e-ticarete kadar Avrupa’ya ihracat yapan binlerce Türk şirketi için ambalaj artık yalnızca lojistik veya pazarlama meselesi değil.
AB neden ambalaja müdahale ediyor?
Ambalaj, bundan böyle giderek daha fazla bir hukuki uyum meselesi…
AB neden ambalaja müdahale ediyor?
Avrupa’nın hedefi basit: Daha az ambalaj, daha az atık ve daha fazla geri dönüşüm.
Ancak PPWR’nin yöntemi oldukça kapsamlı.
Düzenleme ambalajın yalnızca çöpe atıldıktan sonraki aşamasını düzenlemiyor. Ambalajın tasarımından kullanılan hammaddelere, geri dönüştürülebilirliğinden yeniden kullanımına, kimyasal içeriğinden etiketlenmesine kadar bütün yaşam döngüsüne müdahale ediyor.
Bu nedenle şirketlerin PPWR’yi klasik bir “çevre mevzuatı” olarak görmesi büyük hata olur.
Karşımızda aynı zamanda ürün tasarımını, satın alma politikalarını, tedarikçi sözleşmelerini, üretimi, lojistiği ve ihracatı etkileyen yeni bir piyasa düzenlemesi bulunuyor.
İlk somut değişiklik bugün: Gıda ambalajlarında PFAS
Bugün itibarıyla başlayan en dikkat çekici yükümlülüklerden biri gıda sektörüyle ilgili…
Gıda ile temas eden ambalajlarda belirlenen sınırların üzerinde PFAS bulunması halinde bu ambalajların AB piyasasına sunulması artık mümkün olmayacak.
PFAS, suya, yağa ve ısıya dayanıklılık gibi özellikleri nedeniyle çeşitli ambalajlarda kullanılan geniş bir kimyasal madde grubunu ifade ediyor.
PPWR burada oldukça somut sınırlar getiriyor. Hedefli analizde tek bir PFAS için 25 ppb, belirli PFAS’ların toplamında 250 ppb ve toplam PFAS bakımından 50 ppm eşikleri söz konusu. Bu nedenle Avrupa’ya gıda gönderen Türk şirketinin artık yalnızca ürününün içeriğini kontrol etmesi yeterli değil. Ürünün içinde bulunduğu ambalajın kimyasal içeriğini de bilmesi gerekiyor. Daha önemlisi, “ambalajı ben üretmiyorum, tedarikçiden satın alıyorum” savunması ticari riskleri ortadan kaldırmıyor. Şirketlerin ambalaj tedarikçilerinden uygunluk beyanları ve gerektiğinde analiz sonuçları istemeleri gerekecek.
2030 uzak görünmesin
PPWR’nin şirketler üzerindeki asıl dönüştürücü etkisi ise önümüzdeki birkaç yılda ortaya çıkacak. AB’nin hedefi, piyasaya sunulan ambalajların geri dönüştürülebilir olması. 2030’dan itibaren geri dönüştürülebilirlik kriterleri çok daha belirleyici hale gelecek.
Aynı şekilde plastik ambalajlarda geri dönüştürülmüş içerik oranları, ambalaj minimizasyonu, bazı tek kullanımlık ambalajlara yönelik sınırlamalar ve yeniden kullanım hedefleri şirketlerin üretim ve lojistik modellerini değiştirecek.
Burada Türk ihracatçısının yapabileceği en büyük hata şu olabilir: “2030’a daha dört yıl var.”
Ambalaj tasarımları, üretim hatları ve tedarikçi ilişkileri bir gecede değiştirilmiyor. Bugün piyasaya çıkarılan bir ürünün ambalaj modeli yıllarca kullanılabiliyor.
Bu nedenle 2030 uyumu aslında 2026’da başlamalı.
E-ticaret şirketleri de dikkat
Yeni sistem özellikle e-ticaret bakımından da önemli. Hepimiz küçük bir ürünün gereğinden büyük bir kutu içerisinde, etrafı kağıt veya plastik dolgu malzemeleriyle doldurulmuş şekilde gönderildiğine şahit olmuşuzdur. AB artık bu tür uygulamaları da mercek altına alıyor.
PPWR’nin temel yaklaşımı ambalajın ağırlık ve hacminin, ürünün korunması için gerekli asgari seviyeye indirilmesi. Belirli ambalaj türlerinde boş alan oranlarına ilişkin sınırlamalar da devreye girecek. Bu nedenle Avrupa’ya internet üzerinden doğrudan satış yapan Türk şirketlerinin de paketleme sistemlerini yeniden değerlendirmeleri gerekecek.
Gelecekte mesele yalnızca “ürün sağlam ulaştı mı?” olmayacak.
“Bu ürün daha küçük bir ambalajla gönderilebilir miydi?” sorusu da hukuki önem kazanacak.
Her yükümlülük 12 Ağustos ile birlikte başlamıyor
Burada bir yanlış anlamayı da önlemek gerekir.
PPWR’nin genel uygulama tarihi 12 Ağustos 2026 olmakla birlikte bütün yükümlülükler bugün aynı anda başlamıyor.
Örneğin ambalajların malzeme bileşimini gösterecek harmonize etiketleme sisteminin uygulanması esas itibarıyla 12 Ağustos 2028 veya ilgili uygulama düzenlemelerinin yürürlüğe girmesinden 24 ay sonrası -hangisi daha geç ise- başlayacak.
Geri dönüştürülebilirlik, geri dönüştürülmüş plastik içeriği ve çeşitli diğer yükümlülüklerde ise 2030 ve sonrasına uzanan bir takvim bulunuyor.
Dolayısıyla PPWR’yi tek bir tarih olarak değil, 2026’dan 2030’lara uzanan bir dönüşüm takvimi olarak okumak gerekiyor.
Türk şirketi ilk ne yapmalı?
Ben AB’ye ihracat yapan şirketlere ilk olarak basit bir çalışma öneriyorum:
- Bir PPWR ambalaj envanteri çıkarın.
- Avrupa’ya gönderdiğiniz ürünleri ve bunlarda kullanılan bütün ambalajları listeleyin. Hangi malzemeden üretildiklerini, ağırlıklarını, plastik içeriklerini, geri dönüştürülebilirliklerini ve tedarikçilerini belirleyin.
- Gıda sektöründeyseniz PFAS konusunu derhal kontrol edin.
- Ardından ambalaj tedarikçilerinizle yaptığınız sözleşmelere bakın. PPWR uyumunu, teknik dokümantasyonu ve mevzuata aykırılık halinde sorumluluğu sözleşmelerinizde düzenleyin.
- Ve son olarak şirketiniz için bir “PPWR 2030 Yol Haritası” hazırlayın.
Çünkü Avrupa Birliği’nin son yıllarda ürün mevzuatında verdiği mesaj giderek netleşiyor:
Avrupa’ya ihracat yapabilmek için artık yalnızca kaliteli ve güvenli ürün üretmek yeterli değil.
Ürünün nasıl üretildiği, hangi hammaddelerin kullanıldığı, çevresel etkisi ve nihayet hangi ambalaj içerisinde Avrupa piyasasına girdiği de rekabetin bir parçası.
PPWR bu dönüşümün yeni halkası.
Bu nedenle Türk ihracatçısının bugün kendisine sorması gereken soru “PPWR bizi kapsıyor mu?” değil.
Asıl soru şu: Avrupa’nın yeni ambalaj ekonomisine ne kadar hazırız?