BAE’nin de bugün temel düşüncesi petrol üretim kapasitesi üzerinde daha fazla esneklik kazanmak. BAE, kotalı üretimin petrol fiyatlarının geldiği seviyede BAE’nin işine gelmemesi ve ayrılarak kazanılacak esneklikle yükselen petrol fiyatlarından daha fazla kazanç sağlayacak olması nedeniyle ayrılıyor.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı’ndan (OPEC) 1 Mayıs 2026 (bugün) itibarıyla ayrılacağını açıklaması küresel piyasalarda hem büyük bir şok yarattı hem de bundan sonrası için neler olabileceği konusunda zaten görmekte zorlandığımız yakın geleceği daha da görünmez kıldı.
OPEC’in kurulmasının ardında yatan temel motivasyon, petrol üreten ülkelerin sahip oldukları doğal kaynaklar üzerindeki egemenliklerini geri kazanma ve Batılı çok uluslu şirketlerin ellerinde tuttukları tekel olma özelliğini kırma isteğiydi.
OPEC’in kuruluşundan önce küresel petrol piyasasına yedi çok uluslu şirket hâkimdi. Bu şirketler bugün yakından tanıdığımız BP, Chevron, ExxonMobil ve Shell şirketlerinin öncül şirketleri. Bunlara ‘7 Kardeşler’ deniyordu. Bu şirketler petrol üretimini ve rafinerileri gerçekleştiriyor, petrol fiyatlarını tek taraflı kontrol ediyorlardı.
‘7 Kardeş’in hamlesi, petrol üreticisi ülkelerin bütçesini altüst etti
1959 yılının başlarında, British Petroleum (BP), Orta Doğu ham petrolü için ilan ettiği fiyatları tek taraflı olarak yaklaşık yüzde 10 (varil başına yaklaşık 18 sent) düşürdü. 7 Kardeş'in diğer üyeleri de neredeyse hemen aynı yolu izledi.
Herhangi bir istişare ve müzakereye dayanmadan bu tek taraflı karar, İran, Irak, Kuveyt ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin ulusal gelirlerini önemli ölçüde azalttı. Bu ülkelerin bütçeleri altüst oldu.
Üretici ülkeler arasında artan huzursuzluğa rağmen, Standard Oil of New Jersey (şimdiki adıyla Exxon), Ağustos 1960'ta varil başına 10 ila 14 sent daha düşürerek bir fiyat indirimi daha gerçekleştirdi. İki yıldan kısa bir süre içinde yapılan bu ikinci fiyat indirimi, üretici devletlerin egemenliğine karşı şirketlerin meydan okuması olarak görüldü.
Bu hamle petrol üreten ülkeler açısından bardağı dolduran son damla oldu ve sadece bir ay sonra, Eylül 1960'ta, beş büyük petrol üreten ülkenin temsilcileri, OPEC'i resmen kurmak için Bağdat'ta bir araya geldi ve böylece OPEC doğmuş oldu.
OPEC’in kurulmasının asıl nedeni ABD’nin MOIP’i oldu
Aslında genel olarak bahsi geçen bu gelişmeler OPEC’in kurulmasında temel motivasyon olarak gözükse de esas neden 1959'da Amerika Birleşik Devletleri'nin yerli petrol endüstrisini korumak için Zorunlu Petrol İthalat Programı'nı (Mandatory Oil Import Program - MOIP) uygulamaya koymasıydı.
Zorunlu Petrol İthalat Programı (MOIP), 1959'dan 1973'e kadar ABD enerji politikasının temel taşlarından biriydi. Program, öncelikle ulusal güvenliği sağlamak ve kendi kendine yeterli bir yerli enerji arzı güvence altına almak amacıyla, yerli petrol endüstrisini düşük fiyatlı yabancı ithalattan korumak için tasarlanmıştı. Program "gönüllü" kısıtlama sistemiyle başladı, ancak bunda başarısız olunca Petrol İthalat İdaresi tarafından sıkı bir şekilde kontrol edilen kota sistemine geçildi.
Program, ABD pazarına giren yabancı petrol miktarını kısıtladı ve uluslararası şirketleri arz fazlasını Avrupa ve Asya'ya göndermeye zorladı; bu da fiyatları genel olarak düşürdü.
BAE’nin OPEC’ten ayrılmasının arkasında ABD mi var bilemiyorum. Ancak, BAE’nin (aslında Abu Dabi’nin) OPEC’ten ayrılma kararını irdelerken, geçmişte neler olduğunu ve OPEC’in neden kurulduğunu bilmekte fayda var diye düşündüğüm için yukarıdaki bilgileri verdim.
BAE, OPEC’in en büyük üçüncü üretici ülkesi. BAE birleşik bir emirlik haline gelmeden önce Abu Dabi, 1967 yılında OPEC’e katıldı. 01 Mayıs 2026 (bugün) tarihinden itibaren OPEC’ten ayrılmak isteyen BAE’nin de bugün temel düşüncesi petrol üretim kapasitesi üzerinde daha fazla esneklik kazanmak. BAE, kotalı üretimin petrol fiyatlarının geldiği seviyede BAE’nin işine gelmemesi ve ayrılarak kazanılacak esneklikle yükselen petrol fiyatlarından daha fazla kazanç sağlayacak olması nedeniyle ayrılıyor.
BAE’nin 58 yıllık üyeliği sona erdirmesi ekonomik ittifaka vurulmuş bir darbe. Fakat konuyu takip edenler açısından sürpriz değil. BAE’nin Abu Dabi için bu hamlesi uzun zamandır bekleniyordu.
Birleşik Arap Emirlikleri'nin memnuniyetsizliğinin temelinde, devasa üretim kapasitesi ile OPEC+ çerçevesinin dayattığı kısıtlayıcı üretim kotaları arasındaki artan uyumsuzluk yatmakta.
BAE, 2027 yılına kadar 48 milyar dolarlık kazanım hedefliyor
Abu Dhabi National Oil Company (ADNOC), halihazırda 2023-2027 yılları arasında üretim kapasitesini 2027 yılına kadar günde 5 milyon varile çıkarmak için 150 milyar dolarlık bir sermaye harcaması gerektiren strateji çerçevesinde hareket ediyor. Bu strateji, üretim kapasitesini genişletmeye, gazda kendi kendine yeterliliğe ulaşmaya ve enerji geçişinde öncülük etmeye odaklanarak "akıllı büyüme" stratejisini hızlandırmak için tasarlanmış bir strateji. Proje başlangıçta 2030 için belirlenmişti, ancak küresel talepten yararlanmak ve temiz enerjiye geçişi finanse etmek için üç yıl öne alındı.
ADNOC, BAE'yi sadece petrolde değil, gazda da kendi kendine yeterli hale getirmeyi ve küresel bir LNG oyuncusu olarak rolünü genişletmeyi hedefliyor.
Projeyi temelde BAE'nin kendi iç ekonomisine odaklanan bir proje olarak da tanımlamak mümkün. 2027 yılına kadar BAE ekonomisine 48 milyar dolar (175 milyar AED) kazanım sağlamak ana hedef olarak gözüküyor.
Bu açılardan bakınca belirlenen hedeflere ulaşmak açısından herhalde OPEC’ten ayrılmak için bundan daha uygun bir zaman olamazdı.
ADNOC Projesi’ndeki en kritik liman Fujairah Terminali. Bu terminal aynı zamanda bir stratejik Geçit noktası da. Umman Körfezi'nde yer alan bu terminal, ADNOC'un Hürmüz Boğazı'ndan geçmeden petrol ihraç etmesine ve BAE'nin günde 1,5 milyon varilden fazla petrolü doğrudan Hint Okyanusu'na taşımasına imkân tanıyor. Bu limanın, bölgesel gerilimlerden kaynaklanan arz kesintisi riskini önemli ölçüde azaltacağını dikkate almak lazım.
ABD-İran çatışması gerçeğinden hareketle, proje hem BAE hem de küresel enerji piyasası için sanki bir "sigorta poliçesi" gibi duruyor.
Bütün bunların arkasında Suudi Arabistan ve BAE arasındaki büyük rekabetin de varlığını dikkate almak gerekiyor bence.
Dubai ve Abu Dabi finans, turizm ve lojistik alanlarında uzun zamandır tartışmaya yer bırakmayacak şekilde bölgesel merkez oldular. Suudi Arabistan'ın Vizyon 2030 Projesi, Suudi Arabistan’ı, BAE ile doğal bir rekabete sokmuş durumda.
Öte yandan, iki ülke bir zamanlar yan yana savaşmış olsalar da, bölgesel savaş bölgelerindeki hedefleri temelden ayrışmış durumda. 2026 yılının başlarında, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki BAE destekli ayrılıkçı güçlere karşı hava saldırıları düzenlemesi rekabeti şiddet boyutuna taşıdı.
Rekabet şu an için arkada kalan bir hikâye de olsa, yakın gelecekteki bilinmezliklere bir yenisi daha eklendi.
