Savaşa yakalandığımız nokta zaten enflasyonu en yüksek gördüğümüz aylar. Uzun süren bir savaşın petrol fiyatlarındaki artışı kalıcı kılması yılsonu enflasyon beklentilerini 2 ila 4 puan yukarıya taşıyabilir. En hassas karnımız olan gıda enflasyonunu geçici ve mevsimsel etkilere bağlamak ise gerçekçi değil.
Bir önceki hafta sonu beklediğimiz Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a operasyonu bir hafta gecikme ile İsrail ve ABD ortaklığı ile geçtiğimiz hafta sonu gerçekleşti.
Aslında piyasalar açısından bakıldığında beklenmedik bir gelişme değil. Fakat yine de savaş ortamı zaten başlı başına bir belirsizlik demek. Şimdi herkes savaşın ne kadar süreceğini ve bu olası sürede dünya ekonomisinin alacağı zararı tartışıyor.
Burada iki ana senaryo hâkim.
İlk senaryo ABD-İran-İsrail savaşının bölgeye fazlaca yayılmadan 2-3 haftalık bir süre içinde tamamlanması. En iyimser senaryo bu gözüküyor. Zira, benim bu satırları yazdığım an itibarıyla Amerikan tipi ham petrol 74,8 dolardan işlem görürken, Brent petrol 81,6 dolar seviyesinden işlem görüyor. Eğer süreç uzamaz ve arz kesintileri Hürmüz Boğazı'nın geçişe imkân tanımasıyla konusuz kalırsa, küresel ölçekte enflasyonu çok fazla tetiklemeyeceği bir ortama geri dönüş yapabiliriz. Her ne kadar OPEC ülkeleri arzı artırsa da Hürmüz Boğazı'nın günlük petrol akışının yaklaşık 20 ila 21 milyon varil ham petrol ve petrol ürünü olduğunu, bunun toplam küresel petrol tüketiminin yaklaşık %20-21'ini ve deniz yoluyla ticareti yapılan tüm petrolün yaklaşık %27'sini temsil ettiğini, ayrıca, başta Katar ve BAE olmak üzere küresel sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretinin yaklaşık %20'sini de karşıladığını, boğazdan geçen enerji emtialarının tahmini değerinin günde yaklaşık 1,2 ila 1,3 milyar dolar olduğunu bir kenara yazalım. Diğer taraftan, fiili bir kapama tam anlamıyla olmasa da bu bölgedeki tankerlerin taşıma sigorta bedellerindeki yükselişin körfezi ‘de facto’ kapattığını da unutmayalım.
Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması İran’ın en büyük kozu. Fakat yine de göreceli kısa sürecek bir savaş, küresel ekonomik hedef ve beklentilerden şaşma anlamını taşımayacaktır.
İkinci senaryo ise savaşın beklentilerden fazla uzun sürmesi neticesinde petrol fiyatlarında kalıcı bir bozulmanın olması, petrol fiyatlarının 100 dolar seviyesine yükselmesi ile küresel enflasyon beklentilerinde olumsuz etkilerin oluşması, gübre fiyatlarında ve lojistik maliyetlerinde ortaya çıkacak artışa mukabil gıda enflasyonunun yükselmesi, arz kesintilerinin olması, Çin ve Periferi ülkelerin üretim maliyetinin artması ve bunun mal fiyatlarına yansıması, doğalgaz tedarikinde yaşanan sorunlar nedeniyle özellikle Avrupa’da yaşam maliyetinin artması, göçmen riskinin ortaya çıkması, savunma maliyetlerindeki artış nedeniyle ABD’nin körfez ülkeleri korumacılığından yavaş yavaş çekilmesi, savaşın Körfez ülkeleri üzerindeki etkisinin artması vs. gibi farklı sorunlarla karşılaşabiliriz.
“Biz az hasarla atlatırız” diyemeyeceğimiz noktadayız
Aslında en istenmedik senaryo bu bence ve henüz fiyatlamaların içerisine girdiğini düşünmüyorum. Gerçi Salı günü ABD'nin savaşın ne kadar sürebileceğine dair çelişkili mesajlar vermesi ve İran devlet televizyonunda güvenlik otoritelerinin, Hürmüz Boğazı'ndan “geçmeye çalışan herhangi bir gemiyi ateşe vereceğini” söylemesi, artık bu yönde de fiyat hareketlerinin oluşabileceği riskiyle karşı karşıya olduğumuzun en önemli göstergesi.
Bu senaryonun gerçekleşmesi küresel büyümenin aşağıya gelmesi, hatta durgunluk anlamına gelirken, yüksek enflasyonla birlikte yaşanması küresel bir stagflasyona doğru bizleri taşıyabilir. Çin açısından baktığımızda ise petrol tedarikinin ağırlıkla bu bölgeden yapılmasının getirdiği maliyet artışı, ekonomisi için yüksek bir bedel ödeme anlamı taşıyacaktır.
Fakat bütün bunların yanında ‘biz az hasarla atlatırız’ diyemeyeceğimiz bir noktadayız.
İçeride şubat ayı TÜFE ve ÜFE rakamlarını 3 Mart 2026 tarihinde gördük. Şubat ayında İTO’nun açıkladığı İstanbul enflasyonu aylık yüzde 3,85 iken TÜİK TÜFE aylık yüzde 2,96 geldi. Yani savaşa yakalandığımız nokta zaten enflasyonu en yüksek gördüğümüz aylar. Bundan sonrası için beklenti, mart ve nisan enflasyonunun Merkez Bankası'nın öngördüğü patikada ilerlemek iken, uzun süren bir savaşın petrol fiyatlarındaki artışı kalıcı kılması yıl sonu enflasyon beklentilerini 2 ila 4 puan yukarıya taşıyabilir. En hassas karnımız olan gıda enflasyonunu geçici ve mevsimsel etkilere bağlamak ise gerçekçi değil. Buradaki temel sorunun yapısal olduğunu kabul edip uzun zamana yayılacak kalıcı önlemler almak en doğrusuydu. Maalesef hep söylediğimiz bütünleşik politika seti noksanlığını yine belirtmek gerekiyor.
Fakat yine de hem Merkez Bankası hem de ekonomi yönetimi, proaktif davranıp bir dizi önlemler setini pazartesi sabahı piyasalar açılmadan açıkladıkları ve sonrasında likidite fazlası için para politikası araçlarını kararlılıkla uyguladıkları için bence övgüyü hak ediyorlar.
12 Mart’ta faiz indirimi beklemek gerçekçi değil
Mevcut gelişmeler ışığında Merkez Bankası’ndan 12 Mart toplantısında bir faiz indirimi beklemek çok da gerçekçi olmayacaktır. Nitekim geriden de gelseler, yabancı yatırım kuruluşları bu yönde görüş bildirmeye başladılar.
Petrol fiyatlarındaki artış cari açık üzerinde de etkili olabilir. Savaşın uzaması enerji maliyetlerini artırırken, yeni turizm sezonuna hazırlandığımız günlerde turizm şirketleri açısından Türkiye’yi rezervasyon dışında bırakma ihtimali ortaya çıkabilir ki, bu ihtimal petrol fiyatlarının artmasından bile daha önemli sonuçlar doğurabilir.
Şimdiden geleceği görmek elbette imkânsız, ancak yeni dünya düzeninin bizlere öğrettiği bir şey var ki, o da senaryolar üzerinden tahminde bulunmak. Bazen en olumsuzu konuşmak gerekli önlemleri almak açısından en doğru sonuçları verebilir.
