Beni takip edenler bilir, Avrupa Merkez Bankası (AMB) Başkanı Christine Lagarde’ın merkez bankacılığını çok beğenmem. Pek çok kez pasif davrandığını düşündüm. Bunu da hep dile getirdim. Mevcut görevinden önceki görevlerini hep başarıyla ifa etti. Belki de geleceğin Fransa Cumhurbaşkanı.
Fakat, 26 Mart 2026 tarihinde Frankfurt’ta Goethe Üniversitesi Para ve Finansal İstikrar Enstitüsü tarafından düzenlenen “Avrupa Merkez Bankası ve Gözlemcileri” konferansındaki açılış konuşması ile adeta kriz döneminde merkez bankacılığı nasıl olur dersi verdi. Konuşması oldukça şahin bulundu, ancak hem piyasalara hem de Avrupalılara ‘Endişelenmeyin, biz buradayız’ mesajı verdi.
“Derin bir belirsizlikle karşı karşıyayız”
Lagarde konuşmasına başladığında; “Bu etkinlik birkaç hafta önce düzenlenmiş olsaydı, konuşmam çok farklı olurdu. Euro Bölgesi ekonomisi yılı sağlam bir büyüme ivmesiyle tamamladı. Şubat ayında enflasyon yüzde 1,9 seviyesindeydi. Özellikle özel tüketim, dijitalleşmeye yatırım ve savunma harcamaları olmak üzere yerel büyüme motorlarının güçlendiği görülüyordu. Büyük olasılıkla, Mart ayı büyüme tahminlerimizi yukarı, enflasyon tahminlerimizi ise aşağı yönlü revize ederdik.
Ancak kendimizi yine farklı bir dünyada buluyoruz ve bu dünyanın hatları henüz net değil. Ekonominin gidişatı konusunda derin bir belirsizlikle karşı karşıyayız. Hiçbirimiz İran'daki savaşın nasıl sonuçlanacağı konusundaki belirsizliği çözemeyiz. Ancak yapabileceğim şey, bu şoka nasıl yaklaşacağımızı ortaya koymaktır. İletmek istediğim ana mesaj, yanıtımızın, bizi yönlendirmeye yardımcı olacak şekilde iyi donanımlı olan para politikası stratejimize dayanacağıdır” diyerek aslında mevcut durumdan tamamen haberdar olduklarını ve ellerinin güçlü olduğu sinyalini verdi. Bence konuşmasının bu kısmı bile sadece güven vermek açısından değerliyken, konuşmanın bütününde çok daha fazla güven verici cümle kurmayı tercih etti. Konuşmanın bütününe baktığımızda, sıradan bir konuşmadan ziyade verilen atıflarla bir akademik sunuma dönüştüğünü görebilmek mümkün.
Senaryolar yöntemi ile çalışmak önemli
Özellikle belirsizliğin yoğun olduğu ve tek bir yönden karar vermenin zorlaştığı dönemlerde “Senaryolar Yöntemi’ ile çalışmak her zaman, her duruma karşı hazırlıklı olmak anlamında çok önemli.
Olanı biteni pembe gözlükler takarak, bize bir şey olmayacağı yönünde savurarak görmek yerine, en olumsuz senaryoyu bile hesaplayarak kamuoyu ile paylaşmak hem piyasalara hem de bireylere güven vermek adına çok önemli. Hep söylediğim gibi, doğru iletişim doğruyu söylemekle oluyor.
Largarde’ın konuşmasında benim en çok ilgimi çeken konulardan birisi iktisadın salt matematikten ibaret olmadığına işaret eden kısmıydı.
Lagarde; “İnsanların yakın geçmişte enflasyonu nasıl deneyimledikleri de önemlidir. Araştırmalar, enflasyonun yaşanmış deneyimlerinin insanların beklentilerini nasıl oluşturdukları üzerinde kalıcı etkileri olabileceğini ve yakın zamandaki önemli olayların orantısız bir ağırlığını taşıdığını göstermektedir.” Diğer bir ifadeyle, hane halkını önemsediğini belirtti. Hane halkının yaşadığının pek de önemli olmadığını düşünen merkez bankacıların bu görüşünü bir kere tartmaları gerekiyor bence.
Talep baskısı olmadığında, arz tarafındaki şokların enflasyon üzerindeki etkisinin önemli ölçüde düşük olduğunu, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında Avrupa’da pandemi döneminden gelen ertelenmiş talebin yoğun olduğunu, şimdiki koşulların Rusya işgali sonrası petrol ve doğalgaz fiyat artışlarının yarattığı tahribattan daha iyi olduğunu vurguladı. Rusya işgaliyle gelen şokun başında Avrupa’nın yüzde 5 civarında yüksek bir enflasyonla yakalandığını vurguladı.
Politikayı ayarlamada iki temel unsur: Çeviklik ve risklere odaklanmak
Buradan bize bir çıkarım yaparsak, talep koşullarının göreceli olarak yüksek olduğu ve enflasyonun yine benzer şekilde yüksek seyrettiği bir dönemde ABD-İran-İsrail savaşına yakalandık. Bu nedenle bizdeki durum sanki tam tersini işaret ediyor gibi.
Tamamen belirsizliğin hâkim olduğu bir ortamdayız. Böyle bir ortamda nasıl davranılması gerektiğini şu şekilde açıkladı Lagarde;
“Mevcut şok enerji piyasalarında kontrol altında kalırsa, daha geniş enflasyon üzerinde sınırlı bir etkiye sahip olabileceği bir durumla karşı karşıyayız. Ancak yoğunlaşırsa veya devam ederse, geçiş etkisi hızlanabilir.
Bu belirsizlik ortamında politikayı nasıl ayarlayabiliriz?
İki temel unsur var:
Birincisi, çeviklik. Bir süredir, belirli bir faiz oranı patikasına önceden bağlı kalmadan, toplantıdan toplantıya, verilere dayalı bir yaklaşım izliyoruz. Bunun nedeni, görünümün hızla değişebileceği bir ortamda ellerimizin bağlı kalmasını istemememiz.
2022'de, enerji şoku yaşandığında, varlık alımları ve faiz oranları konusunda hala ileriye dönük yönlendirmeye bağlıydık. Bu ön taahhüt, hareket etme esnekliğimizi sınırladı. Şimdi, uygunsa, herhangi bir toplantıda politikamızda değişiklik yapmaya hazırız.
İkinci unsur ise ‘risklere odaklanmak’
Bu ortamda, enflasyonun en olası seyrini değil, aynı zamanda temel senaryoyu çevreleyen riskleri ve belirsizliği de dikkate almamız gerektiğine karar verdik” dedi.
Benim konuşmada en önemli gördüğüm hususlar bunlardı.
Merkez bankalarından beklenen, belirsizliğin hâkim olduğu ortamlarda sessiz kalmaları ve para politikası toplantılarındaki herkesin bildiği cümlelerle kağıt üzerinden iletişim kurmaları değil. Tam tersine böyle zamanlarda konuşmaları, hangi senaryoları ne şekilde ele aldıkları, olası durumlara karşı nasıl bir politika izleyeceklerini kamuoyu ile paylaşmaları.
Largarde’ın Çarşamba günkü konuşmasını satır satır okumak ve bundan ders çıkarmak gerekiyor bence.
Avrupa Merkez Bankası’na yol gösterecek üç ilke
Lagarde, konuşmasında, stratejilerinin Avrupa Merkez Bankası’na yol gösterecek üç ilke ortaya koyduğunu belirterek;
Bunlardan birincisinin, politika kararları almadan önce şokun niteliğini, büyüklüğünü ve kalıcılığını değerlendirmek gerektiğini,
İkincisinin, sadece temel duruma değil, risklere de odaklanmamızı gerektiğini,
Üçüncüsünün ise, şokun yoğunluğuna, süresine ve nasıl yayıldığına bağlı olarak, nasıl yanıt verileceği konusunda kademeli bir dizi seçenek sunmak olduğunu, söyledi.
Benim de çokça vurguladığım şekliyle; önemli fiyat şoklarının enflasyon üzerindeki etkileri doğrusal olmayabileceğinden, senaryolarla çalışılması gerektiğini ve şokun daha geniş enflasyon dinamiklerine yerleştiğine dair erken uyarı işaretlerine yakından dikkat edilmesinin şart olduğunu vurguladı.
