Yağışın son derece sınırlı olduğu, büyük nehirlerin bulunmadığı Körfez ülkelerinde milyonlarca insanın içme suyu ihtiyacı, deniz suyunun arıtıldığı tuzdan arındırma tesislerine bağlı. Körfez’de su altyapısı hedef alındığında ortaya çıkabilecek kriz, enerji piyasalarından çok daha hızlı ve derin bir etki yaratma potansiyeline sahip.
Petrol onlarca yıl boyunca Körfez’in en stratejik kaynağı olarak görüldü. Ancak bugün bölgenin gerçek kırılganlığı petrol değil, su.
Yağışın son derece sınırlı olduğu, büyük nehirlerin bulunmadığı Körfez ülkelerinde milyonlarca insanın içme suyu ihtiyacı deniz suyunun arıtıldığı tuzdan arındırma tesislerine bağlı.


Birleşik Arap Emirlikleri’nden Bahreyn’e kadar birçok ülkede şehirlerin ve sanayinin günlük yaşamı bu tesislerin kesintisiz çalışmasına dayanıyor. Bu nedenle Körfez’de tuzdan arındırma tesisleri yalnızca bir enerji ya da altyapı meselesi değil; aynı zamanda bölgenin en kritik güvenlik başlıklarından biri olarak görülüyor.
Uzmanlara göre birkaç büyük tesisin devre dışı kalması, günler içinde milyonlarca insanın suya erişimini kesebilecek ve bölge ekonomilerini ciddi bir krize sürükleyebilecek bir zincirleme etki yaratabilir.
Son günlerde İran ile ABD arasında yaşanan savaş sırasında tuzdan arındırma tesislerine yönelik saldırı iddiaları da bu nedenle uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmeye başladı. Körfez’de su altyapısı hedef alındığında ortaya çıkabilecek kriz, enerji piyasalarından çok daha hızlı ve derin bir etki yaratma potansiyeline sahip.
Tuzdan arındırma tesisleri neden Körfez’in en büyük zayıflığı?
1983’te CIA, Körfez’deki en kritik unsurun tuzdan arındırılmış içme suyu olduğunu tespit etmişti. Rapora göre tek bir tesisin kaybı tolere edilebilirdi, ancak suya en bağımlı ülkelerde birkaç tesisin hedef alınması ulusal bir krize yol açabilir, insanların panikle ülkeden kaçmasına ve toplumsal huzursuzluğa neden olabilirdi. Peki bölgenin su tedariki için en büyük tehdit neydi? Rapora göre bunun cevabı net:
İran. İran Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi, geçtiğimiz hafta sonu, Hürmüz Boğazı’ndaki Keşm Adası’nda bulunan bir tuzdan arındırma tesisine saldırdığı gerekçesiyle ABD’yi “apaçık ve çaresiz bir suç” işlemekle suçladı. “Bu emsali yaratan ABD’dir, İran değil” dedi.
ABD saldırının sorumluluğunu reddetti. Ancak ertesi gün, Körfez’in öbür kıyısında Bahreyn, kendi tuzdan arındırma tesislerinden birinin vurulduğunu açıkladı. İddia edilen fail ise “İran saldırganlığı”ydı. Bölgenin, şehirlerinin ve sanayisinin, kritik su altyapısına yönelik karşılıklı saldırılar nedeniyle çözülmeye başlayacağı düşünüldü. Ancak ardından tuzdan arındırma tesislerine yönelik saldırılar durdu.
İçilebilir su, Körfez’de her zaman kıt bir kaynak oldu. Orta Doğu’da yağış az ve son derece değişken; ayrıca çoğu ülkede su ihtiyacını karşılayacak büyük, kalıcı nehirler bulunmuyor. Bölge bu duruma, sahip olduğu sınırlı yeraltı su kaynaklarından yararlanarak uyum sağladı.
Ancak 1950’lerden itibaren petrol endüstrisinin büyümesiyle birlikte su talebi kısa sürede arzı aştı, akiferler bozuldu ve hızla gelişen bölge ülkeleri su ihtiyaçlarını karşılamak için tuzdan arındırmaya, yani deniz suyunu içme suyuna dönüştürmeye yönelmek zorunda kaldı.
Orta Doğu, küresel tuzdan arındırılmış su üretiminin yüzde 40’ını gerçekleştiriyor
Son verilere göre Suudi Arabistan’ın içme suyunun yüzde 70’i tuzdan arındırma tesislerinden geliyor. Umman’da bu oran yüzde 86; Birleşik Arap Emirlikleri’nde yüzde 42; Kuveyt’te ise yüzde 90. Ürdün Nehri’ne erişimi bulunan İsrail bile içme suyunun yarısı için kıyıdaki beş büyük tuzdan arındırma tesisine dayanıyor.
Toplamda Orta Doğu, küresel tuzdan arındırılmış su üretiminin yaklaşık yüzde 40’ını gerçekleştiriyor ve günde toplam 28,96 milyon metreküp tuzdan arındırma kapasitesi sağlıyor.
Hamburg Teknik Üniversitesi Geo-Hidroinformatik Enstitüsü Direktörü Nima Shokri, “Basra Körfezi’ndeki bazı devletlerde modern şehirler bu uygulama olmadan yaşayamazdı” diyor.
“Tuzdan arındırma tesislerini hedef almak, birkaç Körfez devletinde hızla su kıtlığı yaratabilir” diyen Shokri’ye göre 2026’da da, tıpkı 1983’te olduğu gibi, bu hayati yapısal zayıflık Arap komşulara karşı kullanılabilir.
Tuzdan arındırma tesislerine verilecek zararın çevresel sonuçları da olabilir. Conflict and Environment Observatory, saldırıların sodyum hipoklorit, ferrik klorür ve sülfürik asit gibi kimyasalların açığa çıkmasına yol açabileceğini belirtiyor.
Tuzdan arındırmaya daha az bağımlı olsa da İran’ın suyla ilgili ciddi sorunları var. İran yıllardır insan kaynaklı iklim krizinin daha da ağırlaştırdığı bir kuraklıkla mücadele ediyor.
Shokri, “İran halihazırda kuraklık, yeraltı sularının aşırı çekilmesi ve azalan nehir debileri nedeniyle ciddi su stresi yaşıyor. Rezervuarlara, pompa istasyonlarına ya da arıtma tesislerine verilecek zarar mevcut kıtlığı derinleştirebilir” diyor.