Kamu yönetiminde liyakat tartışmasını bilimsel bir zemine taşıma gereğini, Baki Karaçay’ın “liyakat ahlaki değil, bilişseldir” yaklaşımından hareketle istişareye açıyorum.
Diploma, kıdem, sınav ve referanslar liyakatin kendisi değildir, olsa olsa sisteme giriş eşiğidir. Çünkü bu göstergeler, bir kamu görevlisinin aldığı kararlarda kaç değişkeni dikkate aldığını, hangi sonuçları öngördüğünü ve hangi riskleri bilerek dışarıda bıraktığını göstermez.
İtaat, sadakat, biat ve iltimas; yetersizlik duvarlarıyla örülü, stratejik körlük üreten ve kamu gücünü yutan bir karadeliktir. Liyakat esaslı değerlendirme yapılmaksızın alınan kararların, stratejik öngörü kapasitesini zayıflattığı ve kamu kaynaklarının etkin kullanımını sistematik olarak zayıflatabildiği tespit edilebilmektedir.
Oysa kamu gücü, sonuçtan önce karar sürecinin kalitesiyle meşruiyet kazanır.
Liyakat Kişinin Değil, Muhakemenin Ölçüsüdür !
Liyakat; kamu görevinin gerektirdiği bilgi ve teknik yetkinliklerin ötesinde, çok basamaklı nedensellik kurabilme, kamusal etkiyi öngörebilme ve kararlarını gerekçelendirme derinliğiyle savunabilme kapasitesidir.
Liyakat doğruyu bilmek değildir.
Liyakat, doğruyu neden seçtiğini gösterebilmektir.
Bu nedenle liyakat, kişinin niyetinden ya da beyanından değil; karar alma sürecinin yapısından anlaşılır.
Liyakat Bilimsel Olarak Ölçülebilir !
Bir kamu görevlisinin liyakati şu sorulara verdiği cevaplarla ölçülebilir. Karar alırken olası senaryoları değerlendirdi mi? Kararın doğrudan etkilerini ve bu etkilerin ikincil kamusal sonuçlarını öngörebildi mi? Öngörüleri ile gerçekleşen sonuçlar arasında tutarlılık var mı? Riskleri bilerek mi dışarıda bıraktı, yoksa hiç mi görmedi?
Bu ölçüm, nedensellik derinliği ve öngörü tutarlılığı üzerinden yapılabilir.
Eğer bir kişi kararının yalnızca ilk etkisini görebiliyor, ikinci ve üçüncü basamak sonuçları kuramıyorsa; burada liyakat düşüklüğünden söz edilir. Eğer öngörüler sürekli olarak gerçekleşen sonuçlardan sapıyorsa; bu durum iyi niyetle açıklanamaz, kapasite ve yeterlilik sorunudur.
İyiniyet Gereklidir ama Yeterlilik Zorunludur !
Kamu yönetiminde en tehlikeli alan, iyiniyetli ama yetersiz karar alıcıların yarattığı sistematik hasarlardır. Tekil hatalar doğal risk olarak değerlendirilebilir. Ancak öngörü ile sonuç arasındaki sürekli kopukluk, kamusal yetkinin sınırlandırılmasını gerektirir.
Bu ayrım, ancak bilimsel ve ölçülebilir kriterlerle yapılabilir.
Gerekli ve Yeterli Liyakat !
Devletin egemenliği, kamu görevlerinin keyfilikten arındırılmasını zorunlu kılar. Bu da liyakatin soyut bir ahlak çağrısı olarak değil, yapısal bir hukuk ilkesi olarak düzenlenmesini gerektirir.
Bu nedenle kamu liyakatı: karar alma süreçlerinin nedensellik kalitesi, öngörü kapasitesi, kamusal etki bilinci üzerinden tanımlanmalı ve mevzuatta açıkça yer almalıdır.
Liyakat Mevzuatta Konuşlandırılabilir !
Devlet Memurları Kanunu’ndaki liyakat ilkesi; karar alma süreçlerinde çok basamaklı nedensellik ve kamusal etki öngörüsünü kapsayacak şekilde genişletilmelidir.
Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nda hesap verme sorumluluğu; yalnızca sonuçlardan değil, karar sürecinin öngörü ve gerekçelendirme kalitesinden de sorumluluk doğuracak biçimde yeniden tanımlanmalıdır.
Sayıştay Kanunu performans denetimini; öngörülen sonuçlar ile gerçekleşen sonuçlar arasındaki uyumu inceleyebilecek şekilde genişletmelidir.
Bu düzenlemeler, iyi niyet–kötü niyet gibi soyut söylemleri etkisiz kılar. Kayırmacılıktan bağışık hale getirir.
Yargısal Denetimde Yeni Bir Eşik Oluşabilir !
Danıştay, idari işlemin sebep unsurunu, işlemin doğuracağı kamusal etkilerin öngörülüp öngörülmediğini de kapsayacak şekilde değerlendirebilir. Nedensellik zinciri kurulmadan tesis edilen işlemler, sebep yönünden sakat kabul edilebilir.
Sayıştay ise kamu zararını, yalnızca fiili kayıp olarak değil; öngörülebilir risklerin dikkate alınmaması sonucu doğan zarar olarak da değerlendirebilir.
Sonuç itibarıyla;
Liyakat; kişiyi koruyan bir unvan değil, kamuyu koruyan bir mekanizmadır.
Devlet, karar alıcıların niyetine değil; muhakeme kapasitelerine güvenmek zorundadır.
Çünkü kamusal gücün meşruiyeti, doğru sonuçtan önce doğru düşünme zorunluluğuna dayanır.