Goldman Sachs raporlarına göre Körfez ülkeleri ürettikleri petrolü yaklaşık 23 gün boyunca depolayabilecek kapasiteye sahip. Yani fiili blokaj üç haftayı aşmadığı sürece küresel arz zinciri bu şoku absorbe edebilir.
Ortadoğu’dan gelen her savaş haberi aynı soruyu beraberinde getiriyor: “Yeni bir 1973 petrol krizi mi kapıda?” Piyasalar yine bu refleksle harekete geçti; ancak sahadaki gerçeklik manşetlerin ötesinde çok daha nüanslı bir hikâye sunuyor. Karşımızda ne tam bir kıyamet senaryosu ne de Türkiye’yi teğet geçen bir fırtına var. Aktörlerin beka hesaplarıyla çizili sınırlar içinde kalan, fakat bu sınırlar dahilinde bile ciddi maliyetler üreten bir gerilim yönetimi süreci izliyoruz.
Hürmüz Kapalı: Kritik eşik 21 gün
İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun resmi açıklamasıyla Hürmüz Boğazı trafiğe kapatıldı. Geçiş yapacak gemilerin hedef alınacağı duyuruldu. Gemi takip verileri de tanker trafiğinin fiilen durduğunu teyit ediyor. Büyük lojistik şirketleri operasyonlarını askıya alarak gemilerini Ümit Burnu rotasına yönlendirdi. Sigorta devleri ise 5 Mart itibarıyla bölgedeki savaş riski teminatını iptal edeceğini ilan etti. Bu kararlar, sigortasız gemilerin boğaza girmesini neredeyse imkânsız kılıyor. Brent petrol, 73 dolardan 82 dolara fırlayarak günlük yüzde 5’i aşan bir artış kaydetti.
Bununla birlikte mevcut tabloyu henüz “küresel bir petrol şoku” olarak nitelendirmek için erken. Burada kritik bir zaman tamponu devreye giriyor: Goldman Sachs raporlarına göre Körfez ülkeleri ürettikleri petrolü yaklaşık 23 gün boyunca depolayabilecek kapasiteye sahip. Yani fiili blokaj üç haftayı aşmadığı sürece küresel arz zinciri bu şoku absorbe edebilir. Ancak kapalılık hali bir ayı geçer, İran LNG ve petrol tesislerini vurmayı sürdürür ve ABD geri adım atmazsa, o zaman gerçek bir arz şokuyla yüzleşiriz.
Washington ve Tahran: Rasyonel bir bilek güreşi
Washington cephesi panikten uzak. ABD’nin 435 milyon varil civarındaki devasa stratejik stokları, kısa süreli fiyat şoklarını dindirecek güçte. Üstelik Trump’ın bu harekâtı Kongre ve kamuoyu desteğini tam almadan, iç siyasi hesaplarla yürüttüğü görülüyor. “Yeni savaş yok” vaadini çiğnemeden güçlü lider imajı tazelemek isteyen bir yönetimin, süreci topyekûn bir işgal operasyonuna dönüştürmekten kaçınması beklenir.
İran tarafında da rasyonel hesaplar benzer yöne işaret ediyor. Tahran, onlarca yıllık yaptırım deneyimiyle dış baskıya iç kenetlenmeyle yanıt veren bir yapı. Topyekûn savaş, rejimin bekası için varoluşsal bir risk demek. İran diş göstererek ABD’yi caydırma ve masada elini güçlendirme arayışında. Nitekim Asya ülkelerinin boğazın açılması için başlattığı diplomatik girişimler bu baskı stratejisinin kısmen karşılık bulduğunu gösteriyor. Bu baskının her iki tarafı da bir noktada geri adıma zorlayacağını düşünüyoruz.
Çin’in pragmatizmi: Saf tutmak mı, çıkar korumak mı?
Yaygın kanının aksine Çin’in İran’ın yanında ideolojik bir saf tutması beklenmiyor. Pekin-Tahran ilişkisi, yaptırımlar nedeniyle iskontolu fiyatlanan petrole dayalı pragmatik bir iş birliğidir. Çin bu petrolü mecburiyetten değil, ucuz olduğu için alıyor.
Nitekim Bloomberg’e göre Çin, İranlı yetkililere Katar’ın gaz sevkiyatını ve Hürmüz’den geçen petrol tankerlerinin trafiğini aksatacak adımlardan kaçınmaları yönünde doğrudan baskı yapmaya başladı. Katar’ın Ras Laffan tesisinin İran saldırısının ardından üretimi durdurması, Çin için gerçek bir alarm sinyali oldu; zira LNG ihtiyacının yaklaşık yüzde otuzunu Katar üzerinden karşılıyor. Hürmüz’ün uzun süre kapalı kalması, Çin’i İran’ın hamisi konumuna değil, boğazın bir an önce açılması için en sert baskıyı yapan tarafın konumuna itiyor.
Türkiye için sinsi fatura
Türkiye’nin bu krizden aldığı hasar dramatik bir yıkımdan ziyade, en kırılgan noktalarımıza isabet eden sinsi bir maliyet artışı şeklinde tezahür ediyor.
Enflasyon ve faiz: TCMB’nin 2026 için baz aldığı 60,9 dolarlık petrol tahmini, dezenflasyon sürecinin ana yakıtıydı. Brent petrolün 82 dolar bandına yerleşmesi, pompa fiyatlarından nakliyeye kadar tüm maliyet yapısını bozar. Şubat enflasyonunun yüzde 2,96 ile yüzde 3’e yaklaşması da programın ne kadar dar bir marjda ilerlediğini gösteriyor. Bu tabloda yüzde 16’lık enflasyon hedefini bir yana bırakalım %21 üst bant hedefi bile çok zor. Bu koşullarda da faiz indirimleri uzun süre ötelenebilir.
Reel sektör: Finansman maliyetlerinin düşmesini bekleyen iş dünyası için rahatlama dönemi bir kez daha ötelenmiş durumda. Artan akaryakıt ve enerji maliyetleri, zaten baskı altındaki reel sektörün yükünü daha da ağırlaştırıyor.
Döviz ve altın: TCMB’nin hafta sonu aldığı önlemler ve döviz satışları kurda büyük bir kopuşu engellese de baskı sürecek. Yatırımcının döviz yerine altına yönelmesi kur volatilitesini sınırlasa da maliyetleri artan ama kuru artmayan ihracatçı için bu durum ciddi bir rekabet kaybı anlamına geliyor.
Turizm ve Körfez sermayesi: İranlı ve Arap turistlerin güvenlik kaygısıyla rotasını değiştirmesi, Türkiye’nin en önemli doğal hedge mekanizması olan turizm gelirlerini vurabilir. Bölgesel belirsizlik ayrıca Körfez sermayesinin yatırım iştahını geçici olarak donduracak.
LNG: Katar’ın Ras Laffan tesisinin üretimi durdurmasıyla Avrupa referans fiyatı TTF büyük sıçrama kaydetti. Türkiye doğalgaz ithalatının önemli bölümünü LNG üzerinden karşıladığından, bu gelişme sanayi ve elektrik maliyetleri üzerinden ikinci bir şok kanalı açıyor.
Kıyamet senaryosu ve piyasa gerçekliği
Eğer İran, boğazı gerçekten mayınlar ve Körfez enerji altyapısını uyarı niteliğini aşan biçimde vurmaya başlarsa, petrolün 100-110 dolar bandına çıktığı kıyamet senaryosu devreye girer. Rystad Energy, uzun süreli bir kesintide Brent’in 100 doların üzerine çıkabileceğini öngörüyor.
Ancak piyasa verileri henüz bunu fiyatlamıyor. Normalde bu çapta bir krizde güvenli liman olan ABD tahvillerine hücum edilmesi ve faizlerin gerilemesi beklenirdi. Oysa tahvil faizleri yükselmeye devam ediyor. Altın ve gümüş ise birkaç ay önce gördükleri zirvelerinden uzak. Kısacası piyasa, krizin diplomasiyle çözüleceğine dair beklentisini koruyor. Bizim görüşümüz de bu doğrultuda.
Sonuç
Bugünün petrol piyasası, petrole alternatif enerji kaynakları ile 1970’lerin aksine arz fazlası ve zayıflayan taleple karakterize ediliyor. Bu nedenle toz bulutu dağıldığında fiyatlarda hızlı bir geri çekilme olası. Bu süreçte keskin portföy değişimlerinden ve yüksek riskli satın almalardan kaçınmak en makul yol.
İran Rejimi ve Trump yönetiminin kaybedeceği çok şey var. Her iki tarafın da bir noktada gerilimi düşürmek zorunda kalacağını düşünüyoruz. Asıl mesele bu noktaya ne zaman gelineceği. Üç-dört hafta içinde sona erecek bir krizin hasarı yönetilebilir olur; ancak krizin sürmesi durumu ağırlaştıracak ve tüm analiz ile risk hesaplamalarını yeniden yapmayı zorunlu kılacaktır.
Türkiye açısından bakıldığında; ateş hattında olmasak da enflasyon, faiz, turizm, LNG ve ülke riski kalemlerinde eş zamanlı bir baskı altındayız. Umarız kriz uzun sürmeden sönümlenir.