Küresel ekonomide, kimi zaman ifade edildiği gibi bir “büyük sıfırlama” döneminden geçiyoruz. Asya Finans Forumu, bu dönüşümün dinamiklerini anlamak ve gidişatı doğru okumak açısından son derece önemli bir platform sundu.
Geçtiğimiz hafta 26–27 Ocak tarihlerinde Hong Kong’da gerçekleştirilen Asya Finans Forumu’na ilişkin gözlemlerimin ilk bölümünü paylaşmıştım. Bu hafta değerlendirmelerime devam ediyorum.
Her ne kadar bir finans forumu olsa da toplantının ana temasının finansın reel sektörü nasıl destekleyeceği ve nasıl harekete geçireceği üzerine kurulmuş olması dikkat çekici ve ayırt edici bir özellikti. Finansın yalnızca finans için, yani paranın para kazanması amacıyla değil; reel sektörü nasıl daha güçlü, daha verimli ve daha dirençli hale getirebileceği tartışmaların merkezindeydi. Ana konuşmacıların ve panellerin ortak vurgusu, finansın üretimi ve iş dünyasını destekleyen stratejik bir araç olması gerektiği yönündeydi.
Finans forumunun ana gündemi sanayiydi
Bu çerçevede öne çıkan kavramlardan biri “finance empowering business” idi. Bu ifade, finansın iş dünyasını ve reel sektörü nasıl güçlendirebileceğini anlatan temel bir yaklaşımı temsil ediyor. Başka bir deyişle, finansın temel misyonunun üretimi, yatırımı ve dönüşümü desteklemek olduğu güçlü biçimde vurgulandı.
Özellikle sanayide yaşanan dönüşüm süreci tartışmaların odağındaydı. Dijitalleşme ve yapay zekânın üretim süreçlerinde giderek belirleyici hale gelmesi; doğal afetlerin yol açtığı hasarların sigorta ve finansman mekanizmalarıyla nasıl yönetileceği; yeşil dönüşümün sanayi açısından artık kaçınılmaz bir süreç haline gelmesi ve tedarik zincirlerinde yaşanan radikal değişimlerin finansal araçlarla nasıl desteklenebileceği temel başlıklar arasında yer aldı.
Ticaret savaşlarıyla başlayan ve giderek derinleşen jeopolitik ayrışmanın; ülkeleri, üretimi kendi sınırları içine çekmeye ve ekonomik dayanıklılığı artırmaya yönelttiği bir dönemdeyiz. Bu konjonktürde reel sektörü güçlendirme çabasının daha da arttığını söylemek yanlış olmayacaktır. Ancak reel tarafı güçlendirmek için geliştirilen her strateji ve her proje, nihayetinde güçlü ve sürdürülebilir bir finansman yapısını gerektiriyor. Forumda en çok tartışılan konuların başında finansın bu sürece nasıl ve hangi araçlarla katkı sunabileceği geldi.
Değişen jeopolitik dengeler
Geçtiğimiz hafta da vurguladığımız gibi, Avrupa’dan gelen üst düzey katılımcıların açıklamaları dikkat çekiciydi. Davos Zirvesi’nde Kanada Başbakanı’nın ABD’yi eleştiren ve Avrupa ile Kanada’nın ortak bir değer sistemi çerçevesinde daha güçlü bir sinerji oluşturabileceğini ima eden yaklaşımı Hong Kong’da da yankı buldu. Avrupa Birliği ülkelerinin Çin ile farklı iş birliği olanaklarını araştırdığını gözlemledik. Avrupa başkentlerinden Çin’e yapılan ziyaretler de bu gözlemimizi destekliyor.
Avrupa Komisyonu eski Başkanı José Manuel Barroso, konuşmasında Avrupa’nın mevcut sorunların üstesinden gelebilecek kapasiteye sahip olduğunu vurguladı. 2008 küresel finans krizi sırasında Euro Bölgesi’nden çıkışların tartışıldığını hatırlatarak, bugün Euro’ya katılmak isteyen ülkelerin sırada olduğunu belirtmesi önemli bir hatırlatmaydı. Bu vurgu, Avrupa’nın krizleri aşma kapasitesine ilişkin güçlü bir mesaj niteliğindeydi. Asya Finans Forumu, değişen jeopolitik dengeler ve Batı içindeki yeniden konumlanmalar konusunda da önemli sinyaller verdi.
Hong Kong Altın Borsası
Forumun bir diğer dikkat çekici başlığı ise Hong Kong’da kurulan altın borsasının, Shanghai Gold Exchange ile iş birliğine gitmesi oldu. Dünyanın üçüncü büyük finans merkezi olarak kabul edilen Hong Kong’un uzmanlaşmış bir altın borsası oluşturma yönündeki bu adımı, küresel finans mimarisi açısından kayda değer bir gelişme.
Hong Kong’da fiziksel altının alım-satım ve saklanmasına imkân tanıyacak bir piyasa altyapısının oluşturulması; spot ve türev işlemlerin yapılabilmesi; altın ve gümüş gibi değerli metallerin daha derin ve bağımsız bir fiyatlama mekanizmasına kavuşması önemli bir dönüşüm sinyali veriyor. Bu gelişmenin zaman içinde nasıl şekilleneceğini yakından izleyeceğiz.
Bretton Woods sonrası altın tekrar sahnede
İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşturulan Bretton Woods sisteminin 1971’de sona ermesinin ardından altının uluslararası para sistemindeki rolü büyük ölçüde azalmıştı. Bugün yatırımcının fiziksel altına erişimini ve saklamasını kolaylaştıran daha kurumsal bir yapının oluşması, altının finansal sistemle yeniden daha güçlü biçimde eklemlenmesi anlamına gelebilir. Çin’in para birimini uluslararası sistemde daha etkin kullanma yönündeki stratejik çabası düşünüldüğünde, Hong Kong’un altın ticaretinde küresel bir merkez haline gelmesi Bretton Woods sonrası dönemde dikkatle izlenmesi gereken önemli bir gelişme olarak değerlendirilebilir.
Sonuç olarak, küresel ekonomide ciddi bir değişim ve dönüşüm sürecinden, kimi zaman ifade edildiği gibi bir “büyük sıfırlama” döneminden geçiyoruz. Asya Finans Forumu, bu dönüşümün dinamiklerini anlamak ve gidişatı doğru okumak açısından son derece önemli bir platform sundu. Jeopolitik gelişmelerden uluslararası para sistemine, finansın reel sektörü nasıl destekleyeceğinden yeni güç dengelerine kadar geniş bir yelpazede kapsamlı tartışmalara tanıklık ettik.
Önümüzdeki dönemde özellikle Hong Kong Altın Borsasının küresel ölçekte daha fazla konuşulacağı ve uluslararası finansal sistemde yeni bir denge unsuru haline gelebileceği kanaatindeyiz.