Dünyanın üçüncü büyük finans merkezi konumundaki Hong Kong, 2025 yılında halka arzlar açısından dünyanın en büyük borsalarından biri hâline geldi.
Yaklaşık 10 gün önce, 26-29 Ocak tarihleri arasında Hong Kong Özel İdari Bölgesi’nin davetlisi olarak Asya Finans Forumu’na katılma fırsatı buldum. Bu yıl 19’uncusu düzenlenen foruma 4.000’in üzerinde katılımcı iştirak etti. “Doğu’nun Davos’u” olarak da nitelendirilebilecek bu toplantı, Davos’tan farklı olarak politik mesajlardan ziyade teknik ve finansal içeriğin ön plana çıktığı bir yapıya sahip.
Forumda, dünyanın dört bir yanından devlet ve hükümet başkanları, bakanlar ile küresel finans kuruluşlarının üst düzey yöneticileri ve akademisyenler yoğun katılım gösterdi. Toplantının dikkat çeken başlıklarından birisi ise geçen yıl kurulan Hong Kong Altın Borsası’nın, yeni teknolojik anlaşmalarla birlikte küresel finansal piyasaların gündemine çok daha güçlü bir biçimde girmeye hazırlanıyor olmasıydı. Forumdan edindiğimiz ana notları bu haftaki ve gelecek haftaki yazılarımızda paylaşmayı planlıyoruz.
Öncelikle Hong Kong ekonomisinden kısaca bahsetmek isterim. Resmi adıyla Çin Halk Cumhuriyeti Hong Kong Özel İdari Bölgesi, 1.104 kilometrekarelik alanda 7,5 milyon kişiyi barındırarak dünyanın nüfus yoğunluğu en yüksek bölgeleri arasında yer alıyor. Dünyanın en büyük 10. ihracatçısı ve 9. ithalatçısı olan Hong Kong, düşük vergi oranları ve serbest ticaretin yaygınlığı sayesinde hizmet sektörünün ön plana çıktığı, kapitalist sistemin güçlü biçimde işlediği bir ekonomi yapısına sahip.
Satın alma gücü paritesine göre yaklaşık 589 milyar dolar büyüklüğe sahip ekonomide, kişi başına gelir 58 bin dolar civarında bulunuyor. Son üç yılda ortalama %3 büyüme kaydeden Hong Kong’da enflasyon %1 civarında seyrediyor. Büyümenin ana kaynağı büyük ölçüde dış talep. Son verilere göre iç tüketimin büyüme oranı %0,9, mal ihracatının %10,7, hizmet ihracatının ise %7 olmuş. İşsizlik oranı ise %3,8 seviyelerinde seyrediyor. Büyüme, büyümenin kompozisyonu, istihdam ve enflasyon açısından oldukça güçlü bir tablo var.
Ağırlıklı olarak hizmet ihracatına dayalı ekonomide, hizmet ihracatındaki büyüme turizmde %9, ulaşımda %5,3, finansal hizmetlerde %11, diğer finansal hizmetlerde %2,7 görünüyor. Rakamlar oldukça çarpıcı. 2022–2024 döneminde konut fiyatları gerilemiş olmasına rağmen kiralar artış eğilimini sürdürmüş, 2025 yılında ise hem konut fiyatları hem de kiralar yaklaşık %3–4 bandında artış göstermiş.
Dünyanın üçüncü büyük finans merkezi konumundaki Hong Kong, 2025 yılında halka arzlar açısından dünyanın en büyük borsalarından biri hâline gelmiş; özellikle Çinli şirketlerin halka açılmalarında kilit bir rol üstlenmiştir. Genel olarak bakıldığında Hong Kong’un kredi notu uluslararası derecelendirme kuruluşları tarafından AA–AAA bandında değerlendiriliyor Dünya genelinde üçüncü en rekabetçi ekonomi, dijital rekabetçilikte ise dördüncü sırada yer almakta. Aynı zamanda dünyanın dördüncü büyük döviz piyasasına sahip olan Hong Kong, küresel ölçekte en büyük üniversiteler listesinde yer alan beş üniversiteye de ev sahipliği yapıyor.
Asya Finans Forumunun ilk gününde, Hong Kong Ticaret ve Kalkınma Konseyi Direktör Yardımcısı Dr. Patrick Lau ile Hong Kong Yeşil Finans Kurumu Başkanı Dr. Ma Jun ve Başkan Yardımcısı Ms. Chaoni Huang’ı dinleme fırsatı bulduk. Edindiğimiz izlenim, Hong Kong’un yapay zekâ, dijitalleşme ve yeşil finansmanı, hem ticaret ve kalkınma sürecinde hem de sürdürülebilir finans alanında bölgesel ve küresel bir merkez hâline getirme konusunda son derece kararlı olduğu yönündeydi.
Forumda, yeşil finansman, ticaret, kalkınma ve doğal afet risk finansmanı gibi alanlarda faaliyet gösteren onlarca start-up’ın geliştirdiği yenilikçi enstrümanları ve uygulamaları yerinde görme imkânı bulduk. Özellikle Çinli teknoloji firmalarının halka arzlarında ana merkez konumunda olan Hong Kong’un, güçlü sermaye girişleri sayesinde bu tür yüksek teknoloji yatırımlarını finanse etme ve organize etme kapasitesinin oldukça yüksek olduğu dikkat çekiyor.
Özetle, forumda yapılan paneller ve saha gözlemlerimiz, Hong Kong ve genel olarak Asya ekonomilerinde, dünya ekonomisinin mevcut görünümüyle paralel biçimde son derece dinamik ve hareketli bir yapının hâkim olduğunu gösteriyor. İlk gün konuşmacılar arasında yer alan, Slovenya Başbakan Yardımcısı ve eski Avrupa Komisyonu Başkanı José Manuel Barroso’nun Avrupa Birliği–Kanada ilişkileri ve Çin ile yakınlaşma vurgusu da Davos sonrasında Batı dünyasında dengelerin değişmeye başladığına dair güçlü bir izlenim yarattı.
Bu dönemde İngiltere Başbakanı’nın Çin ziyareti ve Avrupa’dan art arda gelmesi beklenen yeni temaslar da, Trump politikalarına karşı Batı’da yeni bir denge arayışının başladığını düşündürüyor. Gelecek haftaki yazımızda, panellerden edindiğimiz izlenimleri ve özellikle Hong Kong Altın Borsası’ndaki son gelişmeleri daha ayrıntılı biçimde ele almaya çalışacağız.