Geçtiğimiz hafta OECD tarafından yayımlanan raporda küresel büyüme tahminlerinde genel bir revizyon yapılmazken, Avrupa’nın büyüme beklentisinin aşağı yönlü güncellenmiş olması dikkat çekiyor. AB’nin 2026 büyüme tahmini %1,2’den % 0,8’e çekildi.
Ekonomide de ekonomi dışı alanlarda da gündemin, hem Türkiye’de hem dünyada, çok net bir şekilde Orta Doğu’daki savaş olduğu bir dönemden geçiyoruz. Nisan ayına başladığımız bugün itibarıyla, savaşın kalıcı etkileri konusunda maalesef daha olumsuz bir noktaya geçmiş bulunuyoruz. Petrol fiyatlarının savaş öncesi 60 dolar seviyelerinden neredeyse iki katına çıkarak 120 dolara yaklaşması ve tedarik zincirlerindeki aksamaların üretim süreçlerine verdiği zararlar artık daha net gözleniyor.
Şu ana kadar petrol fiyatlarındaki artışa rağmen enerji tedariki tarafında çok büyük kırılmalar yaşanmadı. Ancak bu durumun sürdürülebilir olduğu söylenemez. Nitekim Asya ve Avrupa’da enerji tüketimini sınırlamaya ve tasarrufu teşvik etmeye yönelik adımların devreye alınmaya başlandığını görüyoruz. Özellikle bu iki bölgede üretim süreçlerinde yaşanabilecek aksaklıkların önümüzdeki dönemde daha belirgin hale gelmesi oldukça muhtemel.
Stagflasyona en yakın bölge Avrupa
İran’ın zaman zaman tanker geçişlerine izin vermesi ve bu tankerlerin ağırlıklı olarak Çin başta olmak üzere Asya’ya yönelmesi, sorunun büyümesini şimdilik sınırlasa da kalıcı bir çözüm sunmuyor. Avrupa cephesinde ise tablo daha kırılgan. Öncü PMI verileri ve üst düzey açıklamalar, enerji tarafındaki sıkışıklığın üretim ve büyüme üzerinde ciddi bir baskı yaratacağını gösteriyor. Avrupa’ya gelen petrol ve doğalgazın sırasıyla % 12 ve %8’i körfez bölgesinden geliyor. AB’nin Mart ayı öncü PMI verileri yaklaşık 52 seviyesinden 50,5 seviyesine geriledi. Almanya’da 50 litre deposu olan bir aracın dolum maliyeti 1 ayda 21 Euro arttı. Bu ülkede tüketici güveni son iki yılın en düşük seviyesine geriledi. Nitekim geçtiğimiz hafta OECD tarafından yayımlanan raporda küresel büyüme tahminlerinde genel bir revizyon yapılmazken, Avrupa’nın büyüme beklentisinin aşağı yönlü güncellenmiş olması dikkat çekiyor. AB’nin 2026 büyüme tahmini %1,2’den % 0,8’e çekildi.
Kharg adasının işgali Asya’daki durumu çok daha zora sokar
ABD tarafında ise enerji arz fazlası, bu sürecin etkilerini görece sınırlıyor. Ancak jeopolitik risklerin tırmanması ve olası bir kara harekâtı ya da işgal senaryosu, özellikle Körfez bölgesindeki kritik altyapılara yönelik riskleri artırarak tabloyu çok daha ağır bir noktaya taşıyabilir. İran sınırlı da olsa Hürmüz’den Asya’ya giden gemilerin geçişine sınırlı da olsa izin veriyor. İran’ın Kharg adasının işgali ya da enerji arzının kesintiye uğraması durumunda Körfez’den gelen petrolün % 80’ini alan Çin, Hindistan, Güney Kore ve Japonya’da üretimin aksama ihtimali çok daha artacak.
İçeride enflasyon yukarı
Tüm bu gelişmelerin dışında, içerideki makroekonomik görünüm de dikkat çekici riskler barındırıyor. Enflasyon ve dış denge tarafında ciddi bir baskının oluştuğunu görüyoruz. Bu hafta açıklanacak enflasyon verilerinin aylık bazda yaklaşık %3,5-4 civarında gelmesini bekliyoruz. Yılın ilk iki ayında yaklaşık %8’e ulaşan enflasyon, %16’lık yıl sonu hedefinin neredeyse %70’ine ilk çeyrekte ulaşmış olacak. Ara hedeflerde ciddi bir revizyon kaçınılmaz görünüyor.
Dış açık savaş öncesinde hızlı artış eğilimine girmişti
Dış denge tarafında da benzer bir bozulma söz konusu. Geçtiğimiz yıl net hata noksan dahil 42 milyar dolar olarak gerçekleşen cari açık, yılın ilk aylarında da artış eğilimini sürdürdü. Son açıklanan dış ticaret verileri, şubat ayında ihracatın sınırlı artışına karşılık ithalatın daha güçlü yükseldiğine işaret ediyor. Ocak-şubat döneminde ihracat daralırken ithalatın artması, dış ticaret açığını büyütmeye devam ediyor. İlk 2 ayda ihracat % 1,3 daralırken, ithalat % 2,8 arttı. Şubat ayında ihracat %1,5 artarken, ithalat % 5,5, dış açık %16’ya yakın arttı.
Bu tablo, özellikle enerji fiyatlarındaki artışın Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisini daha da kritik hale getiriyor. Her 10 dolarlık petrol fiyatı artışının yaklaşık 4 milyar dolar ek cari açık yarattığı düşünüldüğünde, mevcut fiyat seviyelerinin kalıcı olması durumunda 20-25 milyar dolarlık ek bir yük ortaya çıkabilir. Üstelik diğer emtia fiyatlarındaki artışlar da dikkate alındığında bu risk daha da büyüyebilir.
Ekonomi politikaları ve hedeflerde değişim ihtiyacı artıyor
Sonuç olarak, savaşın etkileri hem enflasyon hem de dış denge üzerinde ilave baskılar yaratıyor. Yılın ilk iki ayında zaten bozulma sinyalleri veren makro göstergeler, son gelişmelerle birlikte daha da olumsuz bir görünüm sergilemeye başladı. Enflasyondaki yükseliş faizler üzerinde, dış açık ve cari dengedeki bozulma ise kur üzerinde baskı oluşturabilecek temel unsurlar olarak öne çıkıyor.
Merkez Bankası’nın bu sürece güçlü rezervlerle girmiş olması kısa vadede kur üzerindeki baskıyı sınırlamış görünüyor. Ancak son haftalarda artan döviz satışları ve rezervlerdeki gerileme, mevcut politikanın sürdürülebilirliği konusunda soru işaretlerini artırıyor.
Bu çerçevede, Orta Doğu’daki gerilimin mevcut seviyelerde devam etmesi durumunda, para ve kur politikasında bir ayarlama ihtiyacı gündeme gelebilir. Önümüzdeki dönemde bu yönde verilecek sinyalleri dikkatle izlemeye devam edeceğiz.