İran’da netleşecek yeni yönetimin ABD ile anlaşma zeminine yönelme ihtimali, savaşı beklenenden daha erken sonlandırabilir. ABD’nin bir rejim değişikliğinden ziyade, anlaşabileceği bir yönetimle ilerleme arayışının daha baskın olabileceğini düşünüyoruz.
Hem ekonomi hem de ekonomi dışı gelişmeler açısından yoğun ve kritik günler geçirdik. Gelen veriler ve yaşanan gelişmeler, önümüzdeki döneme ilişkin önemli sinyaller içeriyor. Kısaca değerlendirelim.
Öncelikle ABD, İsrail ve İran arasında yaşanan çatışmaların küresel ekonomi açısından ciddi bir belirsizlik ve tehdit oluşturduğunu net biçimde gözlemliyoruz. Savaşlar uzadıkça ve yayıldıkça üretim düşer, maliyetler artar ve enflasyon yukarı yönlü baskı altına girer. Yani stagflasyonist etkiler ortaya çıkar.
Bu çatışma uzar ve özellikle Hürmüz Boğazı uzun süreli kapanma riskiyle karşı karşıya kalırsa, petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki artışın küresel tedarik zincirlerinde yaratacağı sorunlar ve maliyet kanalıyla dünyayı yeniden bir enflasyonist baskı sürecine sokma ihtimali bulunmaktadır. Pandemi döneminde dünya ekonomisinin büyük ölçüde kapanmasının küresel büyümeyi %3’ün üzerinde negatife çektiğini ve sonrasında aksayan üretimin güçlü bir enflasyon dalgası yarattığını unutmamak gerekir.
Elbette bu sürecin o boyuta gidip gitmeyeceğini bugün için kesin olarak bilemeyiz. Ancak şu aşamada bir kara savaşının gündemde olmaması ve İran’da netleşecek yeni yönetimin ABD ile anlaşma zeminine yönelme ihtimali, savaşı beklenenden daha erken sonlandırabilir. ABD’nin bir rejim değişikliğinden ziyade, anlaşabileceği bir yönetimle ilerleme arayışının daha baskın olabileceğini düşünüyoruz.
Savaşın hem ABD hem de İran açısından uzun süre sürdürülebilir bir tablo olmadığı gerçeğinden hareketle, ciddi riskler barındırsa da baz senaryomuz bu jeopolitik riskin haftalar sürebilecek ancak aylarca devam etmeyecek bir süreç olacağı yönünde. Mevcut tabloda petrol fiyatlarının henüz kritik eşikleri aşmamış olması, altın fiyatlarındaki yükselişin sınırlı kalması ve İsrail ile ABD borsalarının görece dirençli performansı, finansal piyasaların da benzer bir beklenti içinde olduğunu düşündürüyor.
Büyüme: Üretim baskı altında, talep önde
Pazartesi günü açıklanan büyüme verileri üretimin baskı altında kaldığını, buna karşılık tüketim ve özellikle deprem bölgesinin katkısıyla inşaat sektörünün büyümenin lokomotifi olduğunu gösteriyor.
Tarımda yaklaşık %9’luk yıllık daralma dikkat çekerken, sanayi büyümesi %2,9 ile ortalamanın altında kaldı. Buna karşılık hanehalkı tüketim harcamalarının %4,1 artması, inşaat sektörünün %10,8 büyümesi ve yatırımların %7’ler seviyesinde artması büyümenin kompozisyonu hakkında net bir tablo sunuyor: Tarım ve sanayi gibi iki ana üretim kolunun zayıf kaldığı, iç talep ve depremin etkisiyle inşaat ağırlıklı bir büyüme yaşıyoruz.
Sanayi üretimindeki artışın önemli ölçüde savunma sektörü siparişlerini çok önceden alan otomotiv ve elektrik-elektronik gibi ana sektörlerden geldiğini PMI verilerinden de izliyoruz. Şubat ayında PMI hâlâ 50 eşik değerinin altında olsa da önceki dönemlerden iyi geldi. Özellikle talep esnekliği düşük olan gıda sektörü ile savunma sanayiyle bağlantılı elektrik-elektronik sektörünün bu toparlanmada etkili olduğu görülüyor. Ancak izlenen on sektörün sekizinde daralma sinyali sürüyor.
Enflasyon: Gıda yine başrolde
Şubat ayında aylık enflasyon %2,96, yıllık enflasyon ise %31,53 olarak gerçekleşti. Ocak ayında olduğu gibi artışın ana sürükleyicisi gıda oldu; aylık artış %6,89 seviyesinde.
Ramazan ayı ve mevsimsel etkiler gibi gerekçeler öne sürülebilir; ancak asıl mesele yapısal. Son gelen verilerde tarımda yıllık bazda %8’in üzerinde daralma olması da arz ve verimlilik ile ilgili sorunun artabileceğine de işaret ediyor. Dağıtım kanallarındaki rekabet eksikliği de fiyatları yukarı iten bir başka unsur. Gıda tarafında kronik bir arz-talep dengesizliği ve eksik rekabet gibi çok temel yapısal sorunlar ile karşı karşıyayız.
Giyim grubundaki yaklaşık %5’lik düşüş enflasyona en olumlu katkıyı verirken, konut grubunda (kira dahil) aylık artış % 2,5 civarında seyrediyor ve yıllık oranın %30’lar civarında şekillenebileceğini de söylüyor. doğru yönelme sinyali verdiğini görüyoruz. Talebin güçlü olduğu bilgi ve iletişim sektöründe de %3,7’lik artış dikkat çekiyor.
ÜFE tarafında aylık artış %2,43, yıllık artış ise %27,56 oldu. Son aylarda yukarı yönlü eğilim gösteren ÜFE’nin bu seyrini sürdürdüğünü izliyoruz. Hammadde fiyatlarındaki artış temel belirleyici konumda. ÜFE’deki yukarı yönlü baskının, TÜFE’de düşüş sürecinin önündeki önemli engellerden biri olacağını düşünüyoruz.
Bu çerçevede; İran kaynaklı gelişmelerle artan petrol fiyatları ve beklentilerin üzerinde gelen enflasyon verisi, 12 Mart tarihine kadar İran konusunda çok olumlu bir gelişme olmaz ise Merkez Bankası’nın faiz indirimi sürecine Mart ayında muhtemelen ara verdirtecektir. Jeopolitik riskler olmasaydı, gıda kaynaklı enflasyona rağmen 100 baz puan civarında bir faiz indirimi olasılığı daha güçlü görünüyordu.