Hanehalkının enflasyon beklentisi, açıklanan resmi enflasyon verilerinden belirgin ölçüde kopuk ve hissedilen enflasyon resmi verilerin üzerinde algılanıyor.
Dün Merkez Bankamız, TÜİK ile iş birliği içinde yeni bir veri setini kamuoyuna duyurdu: Hanehalkı Beklenti Anketi. Beklentilerin makroekonomik teori ve politika oluşturmadaki önemi uzun yıllardır biliniyor. Beklentiler ne kadar doğru ölçülebilirse, tüketicilerden üreticilere ve politika yapıcılara kadar tüm aktörler o kadar rasyonel ve sağlıklı kararlar alabilir.
Bugüne kadar hanehalkı beklentilerine ilişkin veriler, TÜİK tarafından yürütülen Tüketici Eğilim Anketi aracılığıyla değerlendiriliyordu. Avrupa Komisyonu eşgüdümünde uygulanan bu anket standart bir çerçeveye sahip olmakla birlikte, ülkelere özgü revizyonlara da imkân tanıyordu.
Bu çerçevede, Türkiye’de enflasyonun ekonomik kararlar üzerindeki belirleyici rolü dikkate alınarak, Merkez Bankası’nın enflasyon ve enflasyona bağlı finansal göstergelere yönelik beklentileri daha sağlıklı ölçmek amacıyla ayrı ve ülkeye özgü bir Hanehalkı Beklenti Anketi oluşturduğu görülüyor.
Tüketim eğilimi ve hanehalkı beklenti anketi arasındaki önemli farklardan birisinin soru diline daha fazla özen gösterilmesi ve ölçüm yöntemindeki teknik farklılıklar diyebiliriz. Türkiye’de hanehalkının enflasyon beklentilerinin reel sektör, finansal piyasalar ve Merkez Bankası beklentilerinin belirgin şekilde üzerinde seyretmesi, bunun nedenine yönelik çabayı ve daha doğru bir ölçüm arayışını beraberinde getirmiş görünüyor.
Yeni ankette “bilgi tedavisi” adı verilen bir yöntem uygulanıyor. Katılımcılara önce mevcut enflasyon verileri sunuluyor, ardından beklentileri soruluyor. Örneğin son açıklanan yıllık enflasyon oranı paylaşıldıktan sonra, katılımcılardan 12 ay sonrasına ilişkin açık uçlu tahminde bulunmaları isteniyor. Böylece hem bilgiye dayalı hem de daha şeffaf bir beklenti ölçümü hedefleniyor.
Bir diğer önemli fark ise örneklem yapısında. Her ay katılımcıların üçte biri yenileniyor. Bu zincirleme örnekleme yöntemi sayesinde hem yeni görüşler sisteme dahil ediliyor hem de aynı katılımcıların beklentileri birkaç dönem boyunca izlenebiliyor.
Hissedilen enflasyon yüksek
Uzun süredir yayımlanan sektörel enflasyon beklentileri anketinde 12 aylık enflasyon beklentisi Şubat ayında yüzde 51,1 seviyesindeyken, yeni Hanehalkı Beklenti Anketi’nde bu oran yüzde 48,8 olarak gerçekleşti. Arada 2,3 puanlık bir fark bulunuyor ancak dramatik bir değişim söz konusu değil. Bu tablo bize bir kez daha şunu gösteriyor: Hanehalkının enflasyon beklentisi, açıklanan resmi enflasyon verilerinden belirgin ölçüde kopuk ve hissedilen enflasyon resmi verilerin üzerinde algılanıyor. Benzer enflasyon beklentileri yayınlanmaya devam eden Koç Üniversitesi ve BETAM gibi diğer araştırma kurumlarının çalışmalarında da görülmeye devam ediyor.
Konut fiyatları ve döviz kurlarında artış beklentisi enflasyona göre düşük
Ankette dikkat çeken bir diğer alan konut ve döviz beklentileri. Önümüzdeki 12 ayda konut fiyatlarında yüzde 35,4, ABD Doları’nda ise yüzde 19 artış beklendiği görülüyor. Konut fiyatlarının enflasyonun altında artacağı yönündeki beklenti, konut talebindeki canlanmanın görece zayıf kalabileceğine, biraz zamana yayılabileceğine işaret ediyor. Dolar kuruna ilişkin görece sınırlı artış beklentisi ise tasarruf sahiplerinin bir süre daha TL’de kalma eğiliminde olabileceğini düşündürüyor. Bu durum, kamuoyunda “carry trade” olarak bilinen, döviz cinsinden borçlanıp TL varlıklara yatırım yapma eğiliminin de sürebileceğine de işaret ediyor.
Anket sonuçları demografik kırılımlarda da farklılık gösteriyor. Kadınların enflasyon beklentisi erkeklerden daha yüksek. Günlük harcamaları daha yakından takip etmeleri bunun nedeni olabilir. Genç ve ileri yaş gruplarının beklentileri birbirine yakın. Düşük gelir grubunun 12 aylık enflasyon beklentisi yaklaşık yüzde 50 iken, yüksek gelir grubunda bu oran yüzde 46 seviyesine kadar geriliyor. Fark var ancak oldukça sınırlı.
Tasarruf Tercihleri: Altın ve konutun ağırlığı artıyor
Ankette “Önümüzdeki 12 ayda birikimlerinizi hangi araçlarda değerlendirirsiniz?” sorusuna verilen yanıtlar da oldukça dikkat çekici. Katılımcıların yüzde 56’sı altın, yaklaşık yüzde 30’u konut, arsa veya iş yeri, geri kalan kısmı ise mevduat, borsa ve diğer finansal araçları tercih edeceğini belirtiyor. Bu tablo, Türk halkının geleneksel tasarruf tercihi olan altın ve konutun ağırlığını koruduğunu hatta artırdığını gösteriyor.
Merkez Bankası’nın geçtiğimiz yıl yayımladığı hanehalkı servet dağılımı çalışmasına göre, tasarrufların yaklaşık üçte ikisi altın ve konutta tutulurken üçte biri finansal varlıklarda yer alıyordu. Mevcut eğilim, altın ve konutun payının yüzde 60–65 seviyelerinden yüzde 80’lere doğru yükseldiğine; finansal varlıkların payının ise yüzde 30–35’lerden yüzde 10–15’lere gerilediğine işaret ediyor. Bu gelişme tasarrufların kayıt dışı veya finansal sistem dışında tutulma eğiliminin güçlendiğine dair bir sinyal veriyor.