Endekste kullanılan tüketim ağırlıkları ile hanehalkının gerçek hayatta karşılaştığı harcama dağılımı arasındaki bu uyumsuzluğun yeni endekste de devam ettiğini, hatta bir miktar arttığını görüyoruz.
Enflasyon rakamları açıklandı. TÜFE, ocak ayında aylık yüzde 4,84 artarken, yıllık enflasyon yüzde 30,65 olarak gerçekleşti. Yıl sonu için yüzde 16 enflasyon hedefinin bulunduğu bir yılda, yalnızca ilk ayda yaklaşık yüzde 5’lik bir artışın gerçekleşmiş olması, kalan 11 ay için yaklaşık yüzde 11’lik bir alan kaldığını gösteriyor. Bu tablo, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışları açısından risklerin azalmadığını, hatta artma eğiliminde olduğunu ortaya koyuyor.
Ocak ve şubat aylarında enflasyonun görece yüksek gelmesi mevsimsel olarak beklenen bir durum. Ancak iki yıl önce enflasyon hedefi/tahmini yüzde 35 iken ilk ayda yüzde 6 civarında bir artış görülmesiyle, bugün hedef yüzde 16 iken rakamın yüzde 5’e yaklaşması çok daha sıkıntılı bir tabloya işaret ediyor.
Sektörel bazda sınırlı revizyonlar gerçekleşti
Bu yılın verilerinin bir diğer önemli özelliği, Avrupa Birliği ülkeleriyle eş zamanlı olarak, ulusal gelir sistemini esas alan ve 2025 yılını baz yılı kabul eden, sektörel ağırlıkların kısmen değiştiği güncellenmiş bir endeksin devreye girmesi oldu. Yeni endeksle birlikte bazı sektörler sepete eklenirken, mevcut sektörlerin ağırlıklarında da kısmi değişiklikler yapıldı. Geçmişe dönük manşet enflasyon rakamları değişmezken, sektörel bazda sınırlı revizyonlar gerçekleşti.
Uzun süredir dile getirdiğimiz gibi, hissedilen enflasyon ile açıklanan enflasyon arasındaki farkın temel nedenlerinden biri, endekste kullanılan tüketim ağırlıklarının, hanehalkının gerçek hayatta karşılaştığı harcama dağılımıyla yeterince örtüşmemesiydi. Ne yazık ki bu uyumsuzluğun yeni endekste de devam ettiğini, hatta bir miktar arttığını görüyoruz.
Doğal olarak giyim, ulaşım ve konut gibi kalemler tüketimde en yüksek ağırlığa sahip gruplar. Eğitim de bu gruplara eşlik ediyor. Ancak revize edilen verilere baktığımızda, genel gözlemlerimizle tam uyumlu olmayan bazı dikkat çekici değişiklikler bulunuyor. Örneğin; kira, su, elektrik, gaz ve diğer yakıt harcamalarını içeren konut grubunun ağırlığı yüzde 15,26’dan yüzde 11,40’a düşürülmüş durumda. Oysa bu oran 2023 yılında yüzde 16,65 seviyesindeydi. Bu, oldukça sert bir gerilemeye işaret ediyor.
Konut harcamaları, özellikle kira başta olmak üzere, tüketicinin en fazla zorlandığı ve fiyat artışlarının en yüksek olduğu kalemlerin başında geliyor. Bu ağırlık düşüşü, konutla ilgili harcamaların enflasyona katkısının bundan sonra daha sınırlı görüneceği anlamına geliyor.
Benzer bir durum eğitim harcamalarında da görülüyor. TÜİK verilerinde de gözlenen yüksek artışlara rağmen, eğitim grubunun ağırlığı yüzde 2,31’den yüzde 2,02’ye indirilmiş durumda. Gıdanın ağırlığı ise yüzde 24,97’den yüzde 24,44’e gerilerken, 2020’lerin başında bu oranın yüzde 26’ya yakın olduğunu hatırlatmakta fayda var. Gıda fiyatlarının özellikle düşük gelir grupları için cüzdanı en fazla etkileyen kalem olduğu düşünüldüğünde, bu düşüş, hissedilen ve açıklanan enflasyon arasındaki farkı kısmen daha da artırabilecek bir dinamik yaratıyor.
Ağırlık değişimlerinde dikkat çeken bir diğer kalem ise giyim ve ayakkabı grubu. Bu kategorinin ağırlığı yüzde 7,16’dan yüzde 7,90’a yükselmiş durumda. Oysa bu oran 2021 yılında yüzde 5,80 idi. Son yıllarda tekstil sektöründen gelen veriler, hem iç hem dış talebin zayıfladığını ve fiyat artışlarının en sınırlı kaldığı kalemlerden birinin bu kategori olduğunu gösteriyor. Talebin gerilediği ve fiyat artışlarının düşük seyrettiği bir grubun ağırlığının artması, anlaşılması güç bir tablo çıkarıyor.
Benzer şekilde, fiyat artışlarının en yüksek olduğu gruplardan biri olan alkollü içecekler ve tütün ürünlerinin ağırlığı yüzde 4,31’den yüzde 2,75’e düşürülmüş görünüyor. Talep tarafında bir azalma olup olmadığı ayrı değerlendirilmesi gereken bir konu olsa da, bu ürünleri tüketenlerin bütçelerinde artan yük dikkate alındığında, ağırlıktaki bu düşüş de soru işaretleri yaratıyor.
Buna karşılık, lokanta ve konaklama hizmetleri grubunda yapılan revizyon görece daha gerçekçi görünüyor. Bu kategorinin ağırlığı yüzde 8,32’den yüzde 11,13’e yükselmiş durumda. 2021 yılında yüzde 5,91 olan bu oran, dışarıda yeme-içme maliyetlerinin belirgin biçimde arttığı bir ortamda daha doğru bir tabloyu yansıtıyor.
Ulusal gelir hesaplarında da revizyon ihtiyacı artıyor
Örnekler çoğaltılabilir. Ancak genel tablo, tüketicinin en sık karşılaştığı ve hissettiği fiyat artışlarının yoğun olduğu kalemlerde ağırlıkların görece azaldığı, buna karşılık bazı daha düşük fiyat artışlı gruplarda ağırlıkların arttığı bir yapıya işaret ediyor. TÜİK bu hesaplamada, 2023 bazlı girdi-çıktı tablolarına ile hesaplanan ulusal gelir sistemi ve buna dayanan tüketim ağırlıklarını kullandı. Oysa son birkaç yılda Türkiye’de yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı, tüketim davranışlarını ve harcama kompozisyonunu ciddi biçimde değiştirmiş durumda. Bu nedenle, birkaç yıl öncesine ait verilerle yapılan revizyonlar, güncel tüketim yapısını tam olarak yansıtmakta yetersiz kalıyor.
Bu çerçevede, yalnızca TÜFE sepetinde değil, ulusal gelir hesaplarında da daha güncel ve kapsamlı bir revizyona gidilmesi, tüketim ağırlıklarının gerçek hayata daha yakın biçimde yeniden belirlenmesi ihtiyacı giderek artıyor.