Eğitimde dijitalleşme tartışmaları sürerken İsveç’in “ekrandan kitaba dönüş” hamlesi dikkat çekiyor. Okuma, yazma ve matematik gibi temel becerilerin yeniden merkeze alınması gerektiği vurgulanıyor. Geleceğin dünyasında dijital becerilerin önemi daha da artacak. Bunları okullarda öğretmek gerek. Ama dijital aygıtların eğitimde kullanımı dikkatli olmalıdır
Matematik öğretmenim
Lisede birinci sınıfta Kel Fuat diye bir matematik öğretmenim oldu. Bu ismi ona bizden öncekiler takmıştı,. Gerçi saçları vardı ama epey azalmıştı. Kalan saçlarını ise eşit aralıklarla başına yerleştirirdi. Düzen, tepeden başlamıştı. Kıyafeti de tepeden tırnağa düzenli idi. Derste de tertipli ve disiplinli idi. Bize de bu tertip ve düzeni öğretmeye çalışırdı.
“Bir öğrenci derse hazırlığını yaparak gelir. Kalemini açıp gelir“ derdi. Derste kalem açtırmazdı. “Ne o öyle, kargalar konseri gibi, derste çak çak diye kalem açmak“ derdi. Ders sırasında başkasından silgi isteyemezdik.“ Sen dilenci misin? Her öğrencinin kendi silgisi olur“ derdi. Başımızda kavak yelleri eserken bütün bunları gülerek ya da kızarak karşılardık. Ama bütün bunları, dersin akışına odaklanmayı bozmamak adına yaptığını daha sonra anlamıştım. “Öğrenmek, hele hele matematik öğrenmek ciddi iştir. Öyle yan gelip yatağa, divana uzanılarak öğrenilmez Matematik, masa başında, çöze çöze öğrenilir“ derdi.
Tüm öğrenim hayatım boyunca her öğretmenimden bir şey öğrendim. O matematik öğretmenimden de disiplin anlayışımı. Tüm bildiklerimi masa başında okuyarak ve yazarak öğrendim. Kâğıt ve kalem, benim üretim araçlarım oldu. Evet, yazılarımı bilgisayarda yazıyorum. Ancak yazılarım için araştırma yaparken, yeni şeyler öğrenirken, hep kâğıt kalem kullanırım. Yazılarımın planını defterime “Örümcek ağı diyagramı“ (Cobweb diagram) çizerek yaparım; sonra da bilgisayarda yazarım.
Dijital beceriler
Şimdi yeni bir dünyada yaşıyoruz. Kâğıdın yerini ekranlar, kalemin yerini bilgisayarlar aldı. Buna “Dijital“ (Digital) dünya diyoruz. Bu dünyada ayakta kalmak için, günlük hayatta da ve işte de dijital becerilere ihtiyaç var. Şöyle bir bakın çevrenize. Elinizden düşürmediğiniz cep telefonunu; mutfaktaki aygıtları, örneğin, fırını, bulaşık ve kahve makinesini, buzdolabını; salondaki akıllı televizyonu, klimayı; doğru bir şekilde ısınmak için, ısı pompasını doğru kullanmak için dijital beceriye ihtiyaç var. İşinizde kullanmanız gereken dijital beceriler de gün geçtikçe daha da artmakta.
Dijital becerilerin yelpazesi geniş ancak bu becerileri şöyle sınıflamak mümkündür:
a) Temel beceriler: Bu beceriler günlük yaşamımızda yer alan elektronik aygıtları kullanabilme için gerekli olan becerilerdir. Örneğin, akıllı telefonu düşünün. Akıllı telefon diyorlar ama bu akıllı telefonu kullanabilmek için de akıllı olmanız, bazı temel becerilerinizin olması gerekiyor. Telefonu açmak, kapamak; internete bağlamak; uygulamaları internetten indirmek, ya da silmek, bu uygulamaları kullanmak; internetten dosya yollamak. Bunların hepsi için temel dijital beceri gerekiyor.
b)İşyeri için standart dijital beceriler: “Word“ gibi kelime işlemcilerini, “Excel“ gibi tablo hesap programlarını, bulut depolamayı (iCloud Storage) kullanabilmek için gerekli beceriler.
c)Sosyal platformlar ve işbirliği iletişim programlarını kullanma becerileri: Facebook, Instagram, X gibi sosyal medya programlarını; Zoom, Slack, Teams gibi işbirliği iletişim programlarını kullanabilmek için gerekli beceriler.
d) Enformasyon yönetimi: İnternette etkin arama yapabilmek, aradığı veriyi bulabilmek, verinin doğruluğunu kontrol edebilmek becerisi.
e) Gelişmiş/uzmanlık becerileri: Program yazma, veri analitiği (data analitics), siber güvenlik, dijital pazarlama, yapay zeka, grafik dizayn alanlarındaki uzmanlık becerileri
İsveç’in radikal yaklaşımı
Peki, bu dijital beceriler nasıl elde edilecek? Öğrenilerek. Olay yine eğitime dayanıyor. Yirmi birinci yüzyılda öğrenilecek şeyler de yalnız dijital beceriler değildir. Birçok şey değişiyor, değişecek. Bu nedenle, yetişen kuşağı bu değişime göre hazırlamak gerekecek. Okullarda çocuklara öğrenmeyi öğretmeliyiz.
Okumak ve okuduğunu anlamak öğrenmenin temelini oluşturur. Öğrenmede temel oluşturan üç şey: Okuma, yazma ve matematik. Bunları nasıl öğretmeliyiz? Acaba dijital araçlar bu üç temeli kurmada nasıl yardımcı olmalı? Gündemdeki önemli soru işte bu.
İsveç bu konuda çok radikal adımlar atıyor; eğitimde dijital aygıtlar yerine klasiğe, kitaba dönüş yapmış ( Back to books - Sweden's schools cutting back on digital learning-https://www.bbc.com/news/articles/cly0vk77vdko). Bir dönem İsveç, Avrupa Birliği’nde eğitimde dijital aygıtların kullanımı açısından başı çekiyordu. Örneğin, 2000’li yılların sonu ve 2010’lı yılların başında okullarda dizüstü bilgisayarlar başa güreşmiş. 2015 yılında ortaokullardaki öğrencilerin %80’i kişisel olarak dijital bir aygıta erişebiliyormuş. Okul öncesi (Pre-school) eğitim programlarında 2019 yılında elektronik tablet kullanmak zorunlu olmuş. Bütün bunları sosyal demokrat iktidarlar gerçekleştirilmiş. Ancak 2022 yılında iktidara gelen sağcı hükümetin eğitim politikası ile ekranlardan klasik kitap ve deftere dönüş olmuş. Ekran yerine kitap kullanılması öğrencilerin odaklanması ve okuma-yazma becerilerinin gelişmesi için daha elverişli ortam olduğu görüşünden yola çıkılmış. İki yaşından küçük çocuklara artık elektronik tablet verilmiyormuş. Bu yılın sonuna kadar okullarda mobil telefon yasaklanacakmış.
Stockholm’daki Karolinska Enstitüsü’nden sinirbilimci (neuroscientist) Dr Sissela Nutley, elektronik aygıtların dershanede kullanımı konusunda endişeleri dile getiren bilim insanları arasında. Dr. Nutley şöyle diyor: “Öğrenciler başkalarının ekranlarını görünce odaklanmalarını kaybedebiliyorlar“. Çocuklar bir metini elektronik aygıtlardan okurlarsa enformasyonu daha zor sindiriyorlarmış. Dr. Nutley, bu konuda yapılan uluslararası araştırmalara dikkat çekiyor. Ayrıca ekranla çok uzun süre haşır neşir olmanın çocukların beyinsel gelişimine olumsuz etkisini dile getiriyor.
İnsanın aklına şöyle bir soru geliyor: Neden İsveç böyle bir radikal dönüşe gerek duydu? OECD organizasyonu ile 15-16 yaşındaki çocuklar arasında yapılan PISA araştırmasında İsveç yıldızlar arasında idi. Ancak matematik dalındaki skor, 2012 yılında en düşük seviyeyi(478) görmüş; 2018 yılında biraz toparlamış (502) ve 2022 yılında skorun yine düşük olduğu (484) görülmüş. Halbuki, matematik skoru 2000 yılında 510 imiş. Benzer durum okuma skorlarında da görülmüş. Örneğin, 2000 yılında 516 olan okuma skoru 2022 yılında 487’yi görmüş. Araştırmadaki söz konusu çocukların %24’ünün, okuduğunu anlama becerisinin standart seviyenin bile altında olduğu saptanmış. İşte bu göstergeler, onları eğitimde böyle radikal değişime yöneltmiş.
Hükümetin bu yaklaşımına bilgisayar bilimciler, iş adamları, bazı eğitimciler karşı çıkıyormuş. Bu yaklaşımla iş dünyasının ihtiyacı olan dijital becerili işgücünde sıkıntısı çekileceğini belirtiyorlarmış. Ama okumayı, yazmayı ve matematiği bilen bireylerin dijital becerileri öğrenmekte zorlanacağını sanmıyorum. Bu nedenle, İsveç hükümetinin bu yaklaşımını doğru bulduğumu belirtmek isterim.
Sonuç
Geleceğin dünyasında dijital becerilerin önemi daha da artacak. Bunları okullarda öğretmek gerek. Ama dijital aygıtların eğitimde kullanımı dikkatli olmalıdır. Temel konularda, özellikle okuma, yazma ve matematik konularında ben de kağıt ve kalemden yanayım. Eğitimin verimi için yukarda anlattığım Fuat Hoca’nın disiplin yaklaşımına ihtiyaç vardır.
Sırası geldiğinde okur-yazar oranımız şöyle arttı diye övünüyoruz. Ama bakın çevrenize. Okuduğunu anlamayan, yazdığı anlaşılmayan bir yığın ile diplomalı bir cahil sürüsüyle karşı karşıyayız. Çünkü ülkemizde eğitimin temeli bozuldu. Dijital dünyaya ayak uydurabilmek için eğitim temelinin güçlü olması gerekir. Bunun için de eğitimin önce cahil, sapık ideolojili, bağnaz şarlatanlardan korunması gerekir.