Küçük bir kız çocuğunun sorusu aslında hepimize yöneliyor: Eğer kadınlarla erkekler gerçekten eşitse, 8 Mart’a neden hâlâ ihtiyaç duyuyoruz?
8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Her yıl kutlamalar, mesajlar, kampanyalarla gündeme geliyor. Ama belki de asıl sorulması gereken başka bir soru var: Kadınlar Günü neden var? 2009 yılından bu yana 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde hayata geçirdiği çalışmalarla toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dikkat çeken Boyner Grup, dijital platformlarda yayınladığı filmiyle bu kez zihinleri sorguluyor. ‘Kadınlar Günü Neden Var?’ sorusuyla gündeme gelen farkındalık kampanyası, toplumu derin bir yüzleşmeye davet ediyor.
Film, küçük bir kız çocuğunun babasına sorduğu basit ama ağır soruyla başlıyor: “Baba, Kadınlar Günü neden var?”
Her yıl farkındalık kampanyalarıyla kadın sorununu farklı açılardan gündeme taşıyan Boyner Grup, bu kez sorunun en önemli paydaşı olan erkek üzerinden bir sorgulamaya gidiyor ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanabilmesi için zihniyet dönüşüm ihtiyacını gözler önüne seriyor.
Boyner Grup Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Boyner, “Yıllardır kadın cinayetlerinden, iş gücüne katılımdan adaletsizliğe, çocuk yaşta evliliklerden cam tavanlara kadar her sorunu yüksek sesle dile getiriyoruz. Ancak 2026 eşiğinde durup tabloya baktığımızda, toplumsal cinsiyet eşitliğinde hala gidilecek çok mesafe olduğunu görüyoruz. Bu kendimizle yaptığımız dürüst bir muhasebe. Artık kadın erkek eşitliğinin sağlanması için bir zihniyet dönüşümünün başlaması gereken noktadayız.
Bu yüzden bugün sadece bir kampanya yapmıyoruz; herkesi kendini sorgulamaya davet ediyoruz” diyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği tartışmalarında genellikle kadınlar konuşurken, erkeklerin çoğu zaman sessiz kaldığına vurgu yapan Ümit Boyner, “Her 8 Mart’ta sessizliği aşıp, hayal ettiğimiz eşit dünya gerçekleşene kadar sormaya ve sorgulamaya devam edeceğiz” yorumunu yapıyor.
Asıl mesele zihniyet dönüşümü
Kampanyanın odağına erkeklerin ‘sessiz paydaşlığı yer alıyor. Ümit Boyner, şöyle diyor: “Filmdeki baba eğitimli, sevgi dolu bir baba. Ancak en bilgili babanın bile o saf soru karşısında vereceği yanıtı bilememesi, aslında hepimizin sessizliği. Sadece şiddet uygulayan değil, bu tabloya ses çıkarmayıp konforlu alanına çekilen her erkek de bu tıkanıklığın bir parçası. Bizim amacımız suçlu aramak değil, o sessizliğin içine sığınan ‘paydaşı’ uyandırmak. Çünkü bir dönüşüm istiyorsak, bunu erkekler olmadan asla başaramayız.”
Psikolog Gökhan Çınar’ın yorumları da bu noktaya işaret ediyor: “Erkeğin çocukluktan itibaren ‘güçlü kalma’ zorunluluğuyla kuşanmaya başladığı hissizleşme maskesi, zamanla toplumsal eşitsizliği besleyen en büyük konfor alanına dönüşüyor. Oysa kadının maruz kaldığı emek, güven ve temsil eşitsizliğini gerçekten anlamak; erkeğin bu sahte güçten vazgeçip kendi yetersizliğiyle yüzleşebilecek cesareti göstermesiyle mümkün. Kadının özgür olmadığı bir dünyada, erkek de ne yeterli ne de gerçekten değerli. Toplumsal dönüşüm, erkeğin bu adaletsiz terazideki yerini sorgulaması ve sorumluluk alarak gardını indirmesiyle başlayacak. Kadın hakları mücadelesi sadece kadınların omuzlarında yükselen bir süreç değil, erkeklerin de kendi özgürlükleri için sahiplenmesi gereken bir varoluş meselesi.”
8 Mart bir kutlama mı, hatırlatma mı?
Bugün Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranı hâlâ erkeklerin çok gerisinde. Yönetim kademelerinde kadın temsilinin sınırlı olduğu biliniyor. Kadın cinayetleri ise toplumsal hafızamızda her yıl yeni acılar bırakıyor. Bu tabloya bakınca şu soru daha da anlam kazanıyor: Gerçekten kutlanacak bir gün mü 8 Mart? Belki de 8 Mart bir kutlama değil. Bir hatırlatma günü.
Boyner Grup’un kampanyasıyla birlikte hayata geçirilen dijital platformda da bu gerçek verilerle anlatılıyor. Kadın cinayetlerinden iş hayatındaki eşitsizliklere kadar birçok veri, 8 Mart’ın neden var olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Yani mesele yalnızca bir gün değil. Bir yüzleşme.
