HALİT HALİLOĞLU - VAN KAHVALTI SARAYI KURUCUSU
Yeme-içme sektörü uzun süredir ciddi bir durgunluk yaşıyor. Artan maliyetler, daralan talep ve değişen tüketici alışkanlıkları işletmeler üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. Bu süreçte kamuoyunda en çok tartışılan başlıklardan biri “kuver” oldu.
Öncelikle şunu net ifade etmek isterim: Kuver (servis ücreti) uygulamasının kaldırılmasını doğru ve yerinde bir karar olarak görüyorum. Hizmet dışında alınan ve çoğu zaman tüketici tarafından “örtülü ücret” olarak algılanan kalemler sektöre güven kazandırmaz. Bu noktada Ticaret Bakanlığı tarafından 6502 sayılı Kanun kapsamında yapılan düzenlemeyi fiyat şeffaflığı açısından önemli buluyorum.
Ancak açık konuşmak gerekirse, sektörün asıl sorunu kuver değil.
Görünmeyen yük: Yüksek komisyonlar
Bugün yeme-içme sektöründe fiyatları yukarı çeken temel unsur, dijital yemek sipariş platformlarının uyguladığı yüksek komisyon oranlarıdır. Yüzde 40-50 bandına varan bu oranlarla sipariş almak zorunda kalan işletmeler, aradaki farkı sübvanse edebilmek için fiyatlarını artırmak zorunda kalıyor. Ekonominin en temel kuralı burada devreye giriyor: Artan maliyet, nihai fiyata yansır.
Restoranın ödediği komisyon doğrudan tüketiciye yansıyor. Fakat tüketici çoğu zaman bu maliyetin kaynağını bilmiyor. Platformdaki yüksek fiyatı restoranın zam politikası olarak görüyor. Tepki aracıya değil, ürünü üreten işletmeye yöneliyor.
Benim en çok rahatsız olduğum nokta tam da burası:
Parayı sipariş siteleri kazanıyor, protesto edilen restoranlar oluyor.
Algı bozulması ve kısır döngü
Bu durum yalnızca fiyat artışı meselesi değil; aynı zamanda bir algı problemidir. “Dışarıda yemek pahalı” algısı güçlendikçe talep daralıyor. Talep daraldıkça sabit maliyetleri yüksek olan işletmeler daha az müşteriyle ayakta kalmaya çalışıyor.
Daha az müşteri, aynı giderleri karşılamak için birim fiyatın artması demek. Böylece sistem bir kısır döngüye giriyor.
Bu tablo hem işletmeye hem tüketiciye zarar veriyor. Platform ekonomisi elbette çağın gerçeği; dijitalleşmeye karşı değilim. Ancak değer zincirinde adil bir paylaşım olmadığı sürece sürdürülebilirlikten söz etmek mümkün değildir.
Çözüm: Doğrudan temas ve adil rekabet
Ben her zaman şunu öneriyorum: İmkân varsa restorandan doğrudan sipariş verin ya da “gel-al” modelini tercih edin. Aracı komisyonu olmadığı için aynı ürünü daha uygun fiyatla almak mümkün. Bizim büyüme anlayışımız yalnızca kâr odaklı değildir; sürdürülebilirlik odaklıdır. İşletmenin yaşaması, istihdamın korunması ve tüketicinin erişilebilir fiyatla hizmet alması arasında denge kurulmalıdır.
Bugün geldiğimiz noktada, yüksek komisyon oranlarının rekabet dengesi açısından da değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Eğer aracı platformlar piyasada belirleyici güç haline gelmişse, bunun hem sektör hem tüketici açısından yeniden ele alınması gerekir.
Son söz
Kuver tartışması şeffaflık açısından önemlidir; ancak sektörün temel meselesi değildir. Asıl mesele, üretici ile tüketici arasına giren maliyetin büyüklüğüdür.
Sormamız gereken soru şudur:
Değeri kim üretiyor ve kazancı kim alıyor?
Eğer bu denge doğru kurulmazsa, hem restoranlar hem de tüketiciler kaybetmeye devam edecektir.