“Hoca ne anlatıyor?” diyorsunuz, değil mi? İşgücü piyasasında yeni mezun bir gencin eline geçen ortalama net başlangıç geliri, en iyi koşullarda 50–60 bin TL civarında (bu çok iyimser bir tahmin). İstanbul’da işe başlayabilen şanslı (?) kesim ise çoğu zaman 2–3 kişiyle aynı evi, adeta pansiyoner gibi paylaşmak zorunda kalıyor. Aile desteği ve kredi kartı olmadan yaşam maliyetlerini karşılamak neredeyse imkânsız. Şansı yaver gidip işe girebilen bir genç için 3–5 yıl sürebilecek böyle bir yaşam düzeni söz konusuyken, konut sahipliğinden bahsetmek biraz “şecaat arz ederken…” durumu gibi görünebilir. Z Kuşağı’nın moralini çok da bozmadan, konunun farklı boyutlarını ele almakta yarar var.
Türkiye gerçeği: Ne evi? Araba alınamıyor!
Britannica’ya göre Z Kuşağı, 1997 ile 2012 yılları arasında doğan kişileri ifade ediyor. Z kuşağında revaçta olan yatırımların başında borsa ve kripto varlıklar geliyor. Elbette düşük riskli yatırım araçları da tercih ediliyor. Ancak özellikle büyük şehirlerde çalışan bu kesimin üyelerinin tasarruf yetersizliği konut sahipliğinin de düşünülmesine genelde engel oluyor. Evi bırakın büyük şehirde çalışıp kendi imkanlarıyla araba alınması bile önemli bir finansal başarı olarak görülebilir. Dayanıklı mal sahipliğinin, özellikle de mülk sahipliğinin güçleşmesi hepimizde büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor. Ama gençlerdeki hayal kırıklığı daha derin.
Konut finansı nasıl yapılacak?
Bardağın boş tarafına bakalım: konut finansı gençlikte başlayamaz çünkü para yok diye düşünebiliriz. Nitekim veriler bugünkü yaşam maliyetleri içinde baskının önce konut finansmanından değil, konut dışı zorunlu harcamalardan geldiğini gösteriyor. TÜİK’in 2025 yılı Hanehalkı Bütçe Araştırması’na göre hanehalkı bütçesinin önemli bir kısmının gıda ve alkolsüz içecekler, ulaştırma, enerji ve haberleşmeye ayrıldığını, bunun üstüne bir de barınma giderleri eklendiğinde bütçe diye bir şey kalmadığını gösteriyor. Üstelik büyük şehirlerde bu tablo daha da karanlık. Sorun yalnızca “ev alamamak” değil; asıl mesele, kira öderken birikim yapmayı neredeyse imkânsız kılan yaşam maliyetleri. Tabi, asıl önemlisi yüksek faizlerin ipotekli kredi mekanizmasını neredeyse işlevsiz bırakması.
Konut sahipliği tamamen gündem dışı mı kalmalı?
Konut sahipliği uzun vadeli bir maliyet sabitleme ve finansal dayanıklılık aracı. “Kırmızı panjurlu ev” bugün erişilmesi zor bir hedef olabilir, ancak erişildiğinde sadece bir varlık değil, belirsizliklere karşı bir finansal tampon işlevi de görüyor.
Yüksek enflasyon dönemlerinde kira kaynaklı belirsizlikler hane bütçesini en çok bozan unsur olarak ön plana çıkıyor. TÜİK&TCMB verilerine göre son yıllarda kira artışları, genel enflasyonun ve ücret artışlarının üzerinde seyrediyor. Covid-19 ile birlikte büyük şehirlerde kiraların hızla arttığı dönemler hala hafızalarda. Buna karşılık, sabit faizli ya da öngörülebilir ödeme planına sahip bir konut kredisi, zaman içinde gelire oranla hafifleyen bir yük haline gelebiliyor. Bu açıdan bakıldığında, konut sahipliği gençler için kısa vadeli bir erişim sorunu içerse de, uzun vadede kira şoklarına karşı bir kalkan ve finansal istikrar sağlayan yapısal bir araç olarak öne çıkıyor. Bunun için ilk olarak konut finansı öncesinde tasarruf ve yatırım kapasitesini geliştirmek gerekiyor. Bir sonraki yazıda...