Her yeni teknoloji dalgasında aynı refleksi görüyoruz: Önce aşırı beklenti, sonra “balon mu bu?” sorusu. İnternet de böyleydi, mobil de, bulut da. Yapay zekâ bugün tam bu eşiğin üzerinde. Fakat yapay zekâ bir balon değil.
Neden? Çünkü artık yapay zekasız bir dünya mümkün değil.
Balonlar patladığında geriye pek bir şey kalmaz. Yapay zekâda ise tam tersi oluyor. Gösterişli demo’lar geri çekilirken, şirketlerin günlük işleyişine gömülen, sessiz ama kalıcı bir dönüşüm başlıyor. Bugün soru “AI kullandık mı?” değil; “Bu işi daha hızlı, daha ucuz, daha az hatayla yapabiliyor muyuz?” Bu da bizi doğrudan verimlilik meselesine getiriyor.
Yapay zekâ şu ana kadar gördüğümüz en güçlü verimlilik araçlarından biri. Raporlama sürelerini kısaltıyor, tekrar eden işleri otomatikleştiriyor, tahmin hatalarını azaltıyor, karar alma sürecini hızlandırıyor. Üstelik bunu tek bir departmanda değil, şirketin tamamında yapıyor. Verimli olmak isteyen bir şirketin bu aracı görmezden gelmesi artık gerçekçi değil.
Yapay zekâyı balon olmaktan ayıran üç temel gerçek var: 1) genel amaçlı bir teknoloji olması. Elektrik ya da internet gibi, her sektöre nüfuz ediyor. 2) maliyetlerin hızla düşmesi ve erişimin kolaylaşması. 3) geri dönüş baskısı. CFO’ların yakından izlediği bir teknoloji uzun süre “oyuncak” kalamaz.
Ve en kritik nokta: Yapay zekâ inovasyon tiyatrosu için bir başlık değil, tam bir rekabet faktörü. Yapay zekâ kullanan şirketler daha hızlı fiyatlıyor, daha doğru tahmin yapıyor, müşteriye daha çabuk cevap veriyor. Aynı pazarda, biri bu avantajlarla oynarken diğerinin ayakta kalması mümkün değil. Yapay zeka kullanmayan artık rekabet edemez!
Özetle, yapay zekâ umut satmıyor; sonuç üretiyor. Bu aşamadan sonra balona değil kim ne kadar hızlı adapte olacak, ona bakmalı.