Türkiye borçlanma konusunda çok rahat davranıyor; bu kadar yüksek faizle çok rahat borçlanma yapabiliyor. Dolayısıyla iç ve dış borç stoku artmaya, vadeler kısalmaya, faizler yükselmeye, borç çevirme oranı terse gitmeye başlıyor.
Türk kamu maliyesinin en önemli açıklarından ya da deliklerinden birisi kamu borçlarıdır. Kamu borcu sadece yerli ve yabancılardan, kurumsal yapılardan, finans kuruluşlarından borç alma eylemi değildir. Borç, ödünç alınan bir bedeldir ve vadesi geldiğinde ödenmesi gerekir. Ancak özellikle borç batağına düşmüş ya da ödeme zorluğu içerisine girmiş olan bireyler, aileler, şirketler ve sonunda da merkezi ve yerel yönetimler için tehlike çanları çalıyor demektir.
Burada borçlunun güvenilirliği öne çıkar. “Borcunu zamanında ve tam olarak ödeyebilecek midir?” sorusu önem taşır. Güvenilir bir borçlu değilseniz, zaten bir daha borçlanamazsınız. Ama zamanında güven oluşturmuşsanız rahatlıkla borçlanabilirsiniz. Ancak bunun da sınırı vardır, yani sonsuza dek güven inşa edilemez. Zamanla borcun tutarı azaltılır, alınacak teminatlar artırılır ve daha da önemlisi faizi ya da neması yükseltilir. Bunun başka yolu yoktur.
Türkiye borçlanma konusunda çok rahat davranıyor; bu kadar yüksek faizle çok rahat borçlanma yapabiliyor. Dolayısıyla iç ve dış borç stoku artmaya, vadeler kısalmaya, faizler yükselmeye, borç çevirme oranı terse gitmeye başlıyor.
Borçlanma adeta vazgeçilmez bir kaynak halini alıyor.
Aslında borçlanma bir ihtiyaç ya da gerekliliktir; her şeyden önce vade uyumsuzluklarında başvurulan bir enstrümandır. Örneğin ayın ortasında vadesi gelmiş bir borcunuz vardır; ancak geliriniz ya da alacağınız izleyen ayın başında kasanıza girecektir. Bu durumda rahatlıkla borçlanma yapabilirsiniz. Ya da olağandışı durumlarda borçlanma bir zorunluluk olarak ortaya çıkar. Örneğin deprem, su baskını, kuraklık, savaş, salgın gibi kitlesel ya da bölgesel felaketlerde borçlanma vazgeçilmezdir. Bireylerin, ailelerin, şirketlerin, kurumların ve merkezi ve yerel yönetimlerin normal yapması gereken tavır, alması gereken pozisyon budur.
Ancak Türkiye’de durum biraz farklı çalışıyor. Özellikle yetersiz ve adaletsiz vergi yapısı nedeniyle borçlanmadan vazgeçilemiyor. Borçlanma adeta kalıcı ve vazgeçilmez bir kaynak halini alıyor.
Özellikle kamu harcamalarındaki hovardalık, irrasyonel yatırımlar, ölçek dışı yatırımlara, prestij yatırımları, verimsizlik ve hatta yolsuzluk gibi sızıntılar borçlanmayı zorunlu hale getiriyor.
Bu arada bir yanılgıya da düşmemek gerekir. Batı’da ya da gelişmiş ülkeler grubunda kamu borçlarının gayrisafi hasılaya oranı yüzde 100’ün üzerinde, yüzde 200’lere dayanmış durumda. Ama o ülkelerin ulusal gelirleri yüksek olduğu için borcun yüksekliği önem taşımıyor, çevrilebilir bir kaynak durumuna geliyor.
2025’te her gün 10,7 milyar lira borçlanma yapılmış
Buraya kadar açıklamalarımız genel ve borçlanma teorisinin bilinen konuları.
Şimdi gelin kısaca borçlanma ile ilgili gelişmelere rakamlar yardımıyla bakalım.
- Hazinenin resmi rakamlarına göre 2025 yılında Türkiye Hazinesi 3,9 trilyon lira borçlanmış. Bu borcun 3 trilyon lirası iç borç niteliğinde.
- Bu tutar tarihsel olarak rekor borçlanmayı ifade ediyor.
- Bir başka anlatımla 2025 yılında her gün 10,7 milyar lira, saatte 445 milyon lira borçlanma yapılmış.
- Dikkat buyurun!.. Yine 2025’te gerçekleşen anapara ödemesi 1,4 trilyon lira iken, faizi yaklaşık 2 trilyon lira olmuş. Daha vahim olan iç borç servisinde ödemelerin üçte biri anapara iken, üçte ikisi faiz olarak gerçekleşmiş.
- Peki 2026 yılı borçlanma programı nasıl yapılmış? 2026 yılında 6 trilyon lira toplam borçlanma öngörülmüş. Bunun 3.3 trilyon lirası anapara ve kalan 2.7 trilyon lirası da faiz.
Tablonun dili şunu söylüyor:
- Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişten sonra 7 yılda iç borç tutarı 21,7 kat artış sergilemiş.
- Dış borçlar ise 11,4 kat artmış.
- TL cinsi borç stoku 11 kat yükselmiş.
- Döviz cinsi borç stoku ise 14,9 kat fırlamış (dövizin son yıllarda neden TL karşısında değer kazandığının bir başka gerekçesi).
- Bu arada dış borç vadesi de aynı dönemde üçte bir azalmış.
Sonuç itibariyle; tablo iyiye gidişi göstermiyor. Bütçenin finansmanını daha sağlıklı kaynaklara dayandırmak, yatırımlarda doğrudan yabancı sermayeyi ülkeye çekmek, kamu harcamalarında verimliliği gözetmek zorundayız.