Kamu borçlarının GSYH’ye oranına bakarak kendimizi kandırmayalım. Her şeyden önce düşük kurlara yaslandırılmış olduğundan yüksek ulusal gelir tutarı olunca borçların oranı düşük çıkıyor. Önemli olan borçların giderek azalan vadesi ve çığ gibi büyüyen faizleri!
Çok ilginç bir ülkeyiz; tepkilerimiz çok ani!
Özellikle çok çabuk seviniyoruz ve sevincimizi de abartılı olarak ortaya koyuyoruz.
Örneğin bir takım istatistikler veya tablolar yayımlandığında hemen son şu kadar yılın, ayın ve hatta haftanın rekoru olarak lanse ediyoruz, Bu açıklamalara da bakanların öncülük ettiğini görüyoruz.
En son örneği, Türkiye’nin ödemeler dengesi rakamları ile ilgili olarak verebiliriz. TCMB brüt döviz rezervleri 30 Ocak 2026 tarihi itibariyle 218 milyar dolara kadar çıkınca rekor yeniliyoruz; 3 Nisan 2026 tarihi itibariyle de 161 milyar dolara inince de karalar bağlıyoruz. 50 milyar doları aşkın rezerv azalışına ağıtlar yakıyoruz. Volatilitedeki hareketliliğin bu kadar yüksek seyretmesinin sonucunun böyle olacağını anlamak istemiyoruz. Gerçekten de bu kadar yüksek oynaklık sağlık işareti olmuyor tam aksine yüksek kırılganlığı ifade ediyor.
11 Nisan’da Fitch Rating, zamansız ve sürpriz bir şekilde raporunu açıkladı. Normalde ocak ve temmuz aylarında kaleme alması gereken dönem raporlarının dışında, düzenlemelerin kendisine verdiği yetkiyle böyle keyifsiz ve uyarı dolu notunu gündeme getirdi.
Kredi derecelendirme kuruluşundan yapılan açıklamada, Türkiye'nin uzun vadeli döviz cinsinden kredi notunun "BB-" olarak teyit edildiği, not görünümünün ise "pozitif"ten "durağan"a güncellendiği bildirildi.
Görünüm revizyonunun, İran savaşının başlamasından bu yana Türkiye'nin döviz rezervlerinde yaşanan belirgin düşüşten kaynaklandığı ifade edildi.
Bu süreçte Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın Türk Lirası’nı desteklemek amacıyla piyasaya 50 milyar doların üzerinde döviz sattığı belirtilirken, savaşın uzaması halinde dış borç ödemeleri ve enflasyon görünümünde daha fazla bozulma yaşanabileceği kaydediliyor. Açıklamada, Türkiye'nin enerji ithalatına yüksek bağımlılığının bu riskleri artıran temel unsurlardan biri olduğu vurgulanıyor.
Fitch Rating, Türkiye'nin kredi profilini destekleyen unsurlar arasında güçlü ve çeşitlendirilmiş ekonomik yapı, görece düşük kamu borcu, zorlu dönemlerde dahi dış finansmana erişim kapasitesi ve bankacılık sektörünün dayanıklılığını öne çıkarmış.
Fitch: Dış finansman ihtiyacı yüksek seyrini sürdürüyor
Buna karşılık, kronikleşen yüksek enflasyon, para politikasına yönelik siyasi baskılar, tekrarlayan döviz krizi riskleri, rezervlerin dış borca kıyasla sınırlı kalması ve kurumsal zayıflıklar kredi notu üzerinde baskı oluşturan başlıca olumsuz faktörler olarak sıralanmış. Öte yandan Türkiye'nin dış finansman ihtiyacının yüksek seyrini sürdürdüğüne de işaret edilerek önümüzdeki 12 ay içinde vadesi dolacak dış borcun 239 milyar dolar seviyesinde olduğu ve bu tutarın döviz rezervlerine kıyasla yüksek kaldığı belirtildiğine dikkat çekilmiş.
Fitch Rating, bu arada büyüme, enflasyon, cari açık ve dış finansman konularına ilişkin tahminlerini sıralamış:
- Türkiye ekonomisinin 2026 yılında yüzde 3.6 büyüyeceğini,
- Yıl sonu enflasyon oranının yüzde 27’ye yükseleceğini,
- Petrol fiyatlarının varil başına 20 dolar artması halinde cari açığın milli gelirin yüzde 1’inden fazla artış sergileyeceğini ve enflasyonu körükleyeceğini belirtmiş.
Nitekim daha ABD-İsrail ile İran savaşı başlamadan cari açık, Şubat ayında 7,5 milyar dolar ve yıllık olarak da 35,4 milyar dolar olmuş bile.
Açıkçası dış açık konusu çok kırılgan.
Bunun yanında bir diğer kırılgan nokta da Türkiye’nin borçlanması… Kamu borçlarının GSYH’ye oranına bakarak kendimizi kandırmayalım. Her şeyden önce düşük kurlara yaslandırılmış olduğundan yüksek ulusal gelir tutarı olunca borçların oranı düşük çıkıyor. Önemli olan borçların giderek azalan vadesi ve çığ gibi büyüyen faizleri!
İç borç ödemeleri fren tutmuyor
Açıkçası Hazine’nin gerek iç ve gerekse dış borç ödemeleri ve finansman biçimi de sürdürülebilir değil. Özellikle özel sektörün bu son 3 yıllık dönemdeki dış borçlarının artışı çok ürkütücü.
Zaten iç borç ödemeleri fren tutmuyor. Ama Mart-Mayıs döneminde Hazinenin iç borçlarının finansmanında borçlanma dışı kaynaklara yönelmenin olduğu görülüyor. Bu durum borçlanmanın dayanılmaz cazibesini ve yerli/yabancı yerleşikler için vazgeçilmezliğini koruyor.
Sonuç itibariyle yukarıda sıraladığımız iki başlık bile kırılganlığın boyutunu ve sonuçlarını ortaya koyuyor. Dolayısıyla enflasyon gibi belalar öteleniyor ve çözümsüz hale geliyor.