Bu haftaki yazımız Merkez Bankasının faiz kararının verileceği güne rastladı. Para Politikası Kurulu acaba faizi pas mı geçecek, yoksa cesur ve proaktif davranıp artış mı yapacak? Dolayısıyla sabah itibariyle yazıyı okuyanların öğleden sonra saat 14’deki Kurul Kararı ile sonucu öğrenmesi ile her halükarda bazı okurlar, yazıyı boşuna okuduğu zehabına kapılabilecek.
Biz de çok geleceğe yönelik spekülatif yaklaşımlarda bulunmamakla beraber, bu yazımızda bize ayrılan sütun avantajını kullanarak kişisel yorum yapmanın tadını çıkaracağız.
Yazının başlığını okurken bile duraksamış olabilirsiniz. Her şeyden önce hemen doğru okuma yapamayabilirsiniz.
Bunu niye yaptım. Çünkü yazı başlığı gibi kafalar da karışık. Merkez Bankası acaba gösterge faizini sabit mi tutar, yoksa artırır mı? En azından net olan bir husus var: faizin düşürülmesi ihtimali yok.
Merkez Bankası Para Politikası Kurulu ne yapacak?...
Geçen hafta ortalarına kadar piyasadaki genel hava olumsuzdu.
Çünkü;
- TCMB döviz rezervleri İran-ABD savası süresince çok ciddi erimişti. Ocak sonu itibariyle 218 milyar dolara kadar yükselen brüt rezervlerimiz Nisan ayı başında 56 milyar dolar azalarak 161 milyar dolara kadar gerilemişti. Hem tutar olarak yüksek ve hem de zaman olarak hızlı bu olumsuz değişim açıkçası ürkütmüştü.
- Arkasından Fitch’in 11 Nisan tarihli zamansız Türkiye Raporu gelmişti. Kredi derecelendirme kuruluşundan yapılan açıklamada, Türkiye'nin uzun vadeli döviz cinsinden kredi notunun "BB-" olarak teyit edildiği, not görünümünün ise "pozitif"ten "durağan"a güncellendiği bildirilmişti. Fitch raporunda: döviz satışına, kronikleşen yüksek enflasyona, para politikasına yönelik siyasi baskılara, tekrarlayan döviz risklerine, Türkiye’nin enerji ithalatına yüksek bağımlılığının bu riskleri artırdığına, rezervlerin dış borca kıyasla sınırlı kalmasına ve kurumsal zayıflıklara dikkat çekiliyordu.
- 18 Nisan tarihli Standard & Poor’s raporunda da Türkiye’nin döviz ve yerel para cinsinden uzun ve kısa vadeli kredi notlarının “BB-“olarak teyit edilmişti ve not görünümünün “durağan” olduğu belirtilmişti. S&P, enerji ithalatına yüksek bağımlılığı, savaşın uzaması halinde dış borç ödemelerinde bozulma riskini ve enflasyonun görünümündeki bozulmayı riskler olarak sıralamıştı.
- Bu arada enflasyonun durmak bilmez yükselişi de kaygıları artırmıştı. Her ay itibariyle piyasa katılımcıları enflasyon ile ilgili beklentilerini yükseltiyordu. Örneğin Mart ayı itibariyle 2026 yıl sonu enflasyonu yüzde 25.38 olarak öngörülürken Nisan ayı itibariye bu oran yüzde 27.53 olarak belirleniyordu. 3 ayda toplam yüzde 10’a ulaşan enflasyon oranı da Nisan ayı için yüzde 2.93 şeklinde hesaplanıyordu.
- Artık herkes geride kalan 3 yıllık dezenflasyon programının sadece Merkez Bankası para politika tedbirleri ve makro ihtiyati düzenlemelerle etkin bir şekilde uygulanamayacağını biliyor ve yüksek sesle dillendiriyordu. Açıkçası dezenflasyon programına inanç kalmamıştı.
- Bu arada Türkiye’nin en büyük özel bankasının saygın genel müdürünün gerçekçi beyan ve söylemleri de çok ses getirmişti.
Ancak; son birkaç günden beri bu olumsuz havanın giderek olumluya evrildiğini görüyoruz.
Şöyle ki;
- ABD-İran savaşında 10 Nisan tarihinde ilan edilen ateşkes ile birlikte Merkez Bankasının çok ciddi döviz alımı yaptığına şahit oluyoruz. Son bir haftada yaklaşık 20 milyar lira döviz alımının yapıldığını anlıyoruz.
- Bu geri dönüş, özellikle yerli yerleşiklerin yanında yabancı yerleşiklerin de yer almasıyla anlam kazanmış.
- Anlaşılan o ki; kredi derecelendirme kuruluşlarının raporlarındaki olumlu değerlendirme kısımları da öne çıkmaya başlamış.
- Bu arada Hazine ve Maliye Bakanlığının bütçenin ilk 3 ayında yüksek tutarlı faiz dışı fazla yaratması da piyasaya olumlu yansımış.
- Açıkçası geçen haftanın fırtınalı havası yerini tatlı (!) meltem rüzgarına bırakmış.
Yayımlandığı gün eskiyebilecek bu yazımızı şöyle noktalayalım:
- TCMB Para Politikası Kurulu, hukuken ya da kayıt üzerinde yüzde 37’de kalan ve fakat fiilen yüzde 40 olarak uygulanan haftalık repo gösterge faizini artırmamalı diyenlerin argümanları reel olmaktan çok algıya dayalı. Yani dezenflasyon programında bir kırılma yaratmama çabasına yönelik.
- Buna karşın gösterge faiz oranının artırılması gerektiğinin argümanları acı ama gerçek. Reel politika bunu gerektiriyor gibi.
Gönlümüz istemiyor ama ekonomi gerçekleri açısından faizleri artırmak daha uygun görünüyor. Zira:
- Dış jeopolitik konjonktür çok belirsiz ve böyle bir karar almaya uygun.
- Mayıs ayında PPK yok, dolayısıyla gelecek 2 ayı görmek lazım.
- Daha da önemlisi Merkez Bankası önden tahkimat (yığınak) yapmalı.
- Böylece yılın ikinci yarısında elini daha güçlü kılmalı.
Ne yaparsanız yapın; iki tarafı da sıkıntılı bir konu!…