Özellikle son üç yıldır izlenen yeni dönem ekonomi programı (!) bizi sadece enflasyon belasına yönlendirmiş durumda. Tüketici fiyatları, enflasyon, üretici fiyatları, hayat pahalılığı, dezenflasyon programı gibi kavram ve söylemlerin etrafında dönüp duruyoruz. Açıkçası enflasyon ile yatıyoruz, enflasyon ile kalkıyoruz.
Bu arada galiba asıl belayı unutuyoruz.
Türkiye akıl almaz bir borçlanma girdabına girmiş. Rakamlar ürkütücü.
Dilerseniz önce Hazinenin iç ve dış borç stoklarına Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine geçiş ile birlikte bir bakalım.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine girerken Hazinenin iç borcu 535.4 milyar lira ve dış borcu 341 milyar lira olmak üzere toplam 876.5 milyar lira. Aradan geçen 3 yılın sonunda borcun tutarı 1 trilyon 813 milyar lira olmuş. Yani yüzde 206 artmış. Son genel seçimleri sonrası yeni ekonomi programına geçiş yılında toplam borç stoku 6 trilyon 736 milyar liraya fırlamış. Yani bir önceki yıla göre artışın oranı yüzde 67 olmuş. Artık artışlar geometrik bir seyir alarak kamu iç ve dış borç stoku 2024 yılı sonunda yüzde 37 ve 2025 sonunda da yüzde 48 artış sergilemiş. Sadece 2026 yılının ilk çeyreğinde ilave 785 milyar lira borçlanma yapılmış.
Önlenemez bir borç artışı!
Bunun doğal olarak üç sonucu ortaya çıkmış.
1- Faizler artmış,
2- Vadeler azalmış,
3- Türkiye yabancıların adeta borsası ya da piyasası haline gelmiş.
Şöyle ki faizler merkezi yönetim bütçesinde 2023 yılı sonu itibariyle 674.6 milyar lira iken 2025 yılı sonu itibariyle 2 trilyon 54 milyar liraya yükselmiş. Yani 2 yılda bütçedeki faiz giderleri yüzde 205 artmış. 2026 yılının sadece ilk çeyreğindeki faiz giderleri 867 milyar lira olmuş.
Hazine kağıtlarının maliyetleri, türüne göre 2017 sonunda yüzde 11-12 bandında iken 2023 sonunda yüzde 21 bandına yerleşmiş. Yeni ekonomi programı (!) ile birlikte bu oran 2025 sonunda yüzde 40’lara demir atmış.
Bu arada Hazinenin Mayıs-Temmuz dönemi iç borçlanma takvimi de durumun değişmediğini gösteriyor. Yani yüksek borçların ödenmesinde ilave borçlanma yolu tercih ediliyor. Şöyle ki:
- Mayıs ayında toplam 347 milyar lira iç borç servisine karşılık yaklaşık 382 milyar lira borçlanma öngörülüyor. Yani borç çevirme oranı yüzde 110 olarak görülüyor.
- Haziran ayında toplam 562 milyar lira iç borçların ödenmesi için aynı tutarda borçlanma yapılıyor. Yani borcun tamamı yeni borçlanma ile karşılanıyor.
- Temmuz ayında durum daha kötüleşiyor. 602 milyar liralık iç borçların ödenmesi için yaklaşık 710 milyar lira borçlanma öngörülüyor. Yani 100 liralık borç ödemesi için 118 lira borçlanma hedefleniyor.
Tablo iç açıcı değil. Ama bir olumlu gelişme dikkat çekiyor. Son dönemde bütçede çıpa niteliği giren “faiz dışı fazla” kavramından daha çok bahsedildiğini, özellikle Hazine ve Maliye Bakanının yurt içi ve yurt dışı konuşmalarında bu kavramın altını çizdiğini görüyoruz.
Düşünebiliyor musunuz, toplanan vergiler yetmiyor. Türkiye’nin bütün yerleşim yerlerindeki irili ufaklı kamu taşınmazlarının satışı ve özelleştirme yetersiz kalıyor. En kolay yol olarak borçlanma tercih ediliyor. Ki çok tehlikeli bir durum. Kamuda gerçek bir tasarruf ve verimlilik programları uygulanmadan sonuç almak mümkün değil.