Raif Bakova - Darphane (E) Genel Müdürü
Dr. Şerif Yüksel - İstanbul Kültür Üniversitesi Uluslararası Ticaret ve Finansman Bölümü
Türkiye ekonomisi GSYH’de bir trilyon doları aşarak G-20 ülkeleri içinde en yüksek büyümeyi gerçekleştirdi. Ekonominin 2026 yılı sonu itibari ile milli gelirde 1,19 trilyon dolar ile 1,64 trilyon dolar arasında bir büyüklüğe ulaşması bekleniyor. Makroekonomi anlamında alınan önlemler ve gerçekleşmeler umut veriyor. Üstelik coğrafyamızda yaşanan askeri, politik ve ekonomik anlamdaki tüm olumsuzluklara karşın sürdürülebilir bir istikrar gözlemleniyor. Örneğin, dünyayı etkileyen Hürmüz Boğazı sorununda ülkemiz arabulucu olabilir. (Göçmen sorunlarına olumlu katkılarımıza değinmeyelim.)
Böylesi sıcak bir dönemden geçen ülkemizin yurttaşları ekonomide bozulan makroekonomik göstergeler ve yükselen enflasyon nedeniyle büyük sıkıntı içindeler. Kamu ekonomi yönetimi bu konuda gereken duyarlılığı gösterse de yılın ilk dört aylık enflasyon verileri iyi olmadığı gibi, bazı radikal karar ve uygulamaların gerekliliğini gösteriyor.
Aslında ekonomi yönetimi iki yıldan bu yana finansal istikrar başta olmak üzere enflasyonu yenebilmek uğruna büyük çaba harcıyor. Ne var ki Nisan 2026 enflasyon rakamları tüm denge ve beklentileri olumsuz etkilemiş bulunuyor.
Nisan ayının yıllıklandırılmış verisi yüzde 32,37 olunca bir zamanlar OVP’de yüzde 16 olarak belirlenen yıllık enflasyon tahmini “tarih” olduğu gibi bu yıl için piyasaların beklediği yüzde 27’de tehlikeye girdi. Aşağıdaki 4 ayın sonuçları çok düşündürücü olduğu gibi çözümünde güçlüğünü sergiliyor:
|
|
TÜFE Yıllık % Değişim |
TÜFE Aylık % Değişim |
|
01-2026 |
30.65 |
4.89 |
|
02-2026 |
31.53 |
2.96 |
|
03-2026 |
30.87 |
1.94 |
|
04-2026 |
32.37 |
4.18 |
Kaynak: TCMB Fiyat Endeksleri
Tablo, orta ve aşağı gelir grubunu derinden etkileyen refah durumunun (aşırı pahalılık) bir düzeltmeye ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Yapılabilirde… Kamu yönetimi ilk dört ayın ikisinde bunu başarmış. Yani 2. ve 3. aylarda yüzde 4’ün altında gerçekleşmeler (2,96 ve 1,94) bunu doğruluyor. Önemli olan bu başarıların kalıcı ve sürdürülebilir olması.
Bu konuda Ekonomi Yönetimi’nin duyarlılığını Nisan enflasyonunun ardından Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek şöyle açıklıyor: “Jeopolitik gelişmelerin etkisiyle artan enerji ve emtia fiyatları, kısa vadede enflasyon görünümü üzerinde baskı oluştursa da bu etkileri sınırlamak amacıyla bütçe imkânları çerçevesinde gerekli adımları atıyoruz. Enflasyondaki yükselişin geçici olduğunu değerlendiriyor ve dezenflasyonun devam etmesini öngörüyoruz. Kalıcı fiyat istikrarını sağlayarak vatandaşlarımızın refahını arttıracak politikalarımızı kararlılıkla uygulamayı sürdüreceğiz.”[i]
Sayın Bakan’ın demeci, enflasyon başta olmak üzere makroekonomi program ve uygulamalarda sorunu güzel ifade etse de ayrıntılı çözümler içermiyor.
Yurttaşın yaşamında, günlük alışverişlerinde, eğitim ve sağlık gibi önemli koşullarda müthiş bir pahalılık ve geçim zorluğu yaşanıyor. İki yıldır sönmeyen ateşi ile enflasyon can yakmayı sürdürüyor. Akaryakıt fiyatları gerekçesiyle Antalya halinden sebzeler İstanbul’da üçlü rakamlara satıldı son bir ay içerisinde. Ne maliyetler ne de akaryakıt bunun gerekçesi olabilemez. Tarıma hem destekler (Gübre dahil) hem de denetimler gerekli. Ayrıca bir dönemin tanzim satışları (GİMA örneği) ve kooperatif oluşumları ile piyasa ve pazarlar düzenlenmelidir.
Körfez savaşı gerekçesi ile artan akaryakıt fiyatları ile kamunun gelirlerini arttırarak bütçe dengesi sağlamak da enflasyonist bir yöntemdir. Artan döviz fiyatları gerekçesiyle bazı mal ve hizmetlerde fiyat artışları da bir başka enflasyonist hareketlerdir. Son ayın enflasyonu içinde eğitim ve sağlık hizmetlerindeki artışlar da yurttaşı üzmektedir. Konunun uzmanları et başta olmak üzere birçok ürünün yabancı ülkelerde daha ucuz olduğu görüşünde birleşiyorlar. Kişi başına gelirin AB ve diğer ülkelerde yüksek olduğu dikkate alınırsa yaşamımızın çok daha pahalı olduğu anlamına gelmektedir.
Özetle, ülkemizin kişisel geçim sorunlarına ek olarak coğrafyamızda ve dünyada yaşananlar ekonomide enflasyonu ve refahı olumsuz etkileyebilmektedir. Büyümenin aşağı yönlü revize edildiği OECD, IMF ve AB raporlarında yer almaktadır. Uluslararası arenada ABD-AB ve NATO gerginliği de ekonomik yaşamı olumsuz etkilemektedir. Körfez sorununun ne zaman sona ereceği belli değil. Buna küresel ticaretin büyük oyuncuları (Çin ve Hindistan gibi...) devreye girdiğinde oluşacak tabloyu düşünmek bile ürkütücüdür. Dünya savaşı olmasa da kamuoyunda birçok olumsuz senaryo dile getirilmektedir.
Türkiye ekonomisi özelinde son yılda yaşanan gelişmeler ve son dönemin uluslararası sorunları toplumları güzel günlerin beklemediğini gösteriyor. O nedenle de makro anlamda yapısal ve kalıcı politikalarla uygulamaların sağlıklı oluşturulması bir zorunluluktur. İçerde dezenflasyonist çalışmaların yoğunlaşması, gıda ve emtia fiyatlarına disiplin getirilmelidir. Tarım kredi kooperatifleri ve TARİŞ gibi uygulamalar desteklenmelidir. Bütçe konusunda denge halka yansıtılırken vergi vb. uygulamalar dışında tutulmalıdır.
Aslında yirmi yıl önce ‘kendi kendisine yeten tarım ülkesi’ statüsü yeniden oluşturulduğunda enflasyonu kısmen yenmek olasıdır. İhracat, Uluslararası yatırım, yurt içi ve yurt dışı yatırımlar uzun vadeli de olsa sağlıklı ekonominin temel taşlarıdır.
İki temel ve hayati kural da Sayın Bakan Şimşek’in demecinden;
- Kalıcı Fiyat İstikrarı,
- Vatandaşların refahını arttıran politikaların uygulanması.
[i] Milliyet Gazetesi, 5 Nisan 2026 günü yayını