Prof. Dr. ERSAN ÖZ - Pamukkale Üniversitesi Rektör Yardımcısı
Günümüzde sınırları aşan devasa çok uluslu şirketlerin en büyük sınavlarından biri, Avrupa Birliği'nin geniş tek pazarı içinde iş yaparken 27 farklı ülkenin kendine has vergi kurallarıyla aynı anda boğuşmak zorunda kalmalarıdır. Geleneksel ekonomi kitapları, vergi sistemlerindeki bu karmaşıklığı genellikle sadece durağan bir "ölü ağırlık kaybı" olarak tanımlar. Ancak işin mutfağındaki gerçeklik çok daha ağırdır; nitekim uluslararası vergi uzmanı C. Evans'ın alanındaki temel araştırmalarında da vurguladığı gibi bu durum, şirketlerin katlanmak zorunda kaldığı idari, yapısal ve hatta zihinsel yüklerin devasa bir bütünüdür.
Peki, Avrupa bu çok katmanlı karmaşayı çözmek için ne yapıyor? Infomineo'nun vergi mimarisi üzerine yaptığı güncel analizlerde de altı çizildiği üzere, bu sorunun yanıtını doğru okuyabilmek için öncelikle küresel çapta yürütülen BEPS projeleri ile Avrupa'nın yeni gözbebeği Avrupa'da İşletmeler İçin Gelir Vergisi Çerçevesi’ni (BEFIT) birbirinden ayırmamız gerekiyor. OECD öncülüğündeki BEPS, tüm dünyada vergi boşluklarını kapatmayı ve agresif vergi planlamasını önlemeyi hedefleyen çok geniş bir şemsiyedir. Oysa Avrupa Komisyonu'nun 2023 yılında duyurduğu BEFIT (Avrupa'da İşletme: Gelir Vergisi Çerçevesi), felsefe olarak ondan beslense de tamamen Avrupa Birliği'ne özgü bir vizyon taşır. Temel hedefi; 27 parçalı o yorucu ulusal sistemi bir kenara bırakıp, dev şirketlerin kâr ve zararlarını AB ölçeğinde "tek bir matrah havuzunda" birleştirmektir.
İyi niyetli bir adım, ancak sistemler çarpışıyor
Avrupa'nın bu radikal bütünleşme hamlesini, küresel vergi dünyasını sarsan "İki Sütunlu" çözümle birlikte okumadan tam olarak anlayamayız. Sistemin Birinci Sütunu, dev şirketlerin kârlarının, fiziksel olarak o ülkede bulunmasalar bile müşterilerinin bulunduğu ülkelere adilce dağıtılmasını sağlayarak işin felsefi ve adalet zeminini kurdu.
Bu adalet arayışı, İkinci Sütun ile vücut bularak %15’lik Küresel Asgari Kurumlar Vergisi zorunluluğuna dönüştü. Ancak işler tam da burada karışıyor. BEFIT sistemi, Avrupa çapında kâr ve zararları birleştirme (konsolidasyon) imkanı sunarken; İkinci Sütun vergilemeyi katı bir şekilde "ülke bazında" yapmayı emrediyor. Yani bir şirket, BEFIT'in sunduğu avantajı kullanıp sınır ötesindeki zararını kârından düştüğünde, bir ülkedeki vergi oranı %15'in altına inebiliyor. Bu durum paradoksal bir şekilde asgari vergi kurallarını tetikleyerek şirkete ek vergi çıkarıyor ve BEFIT'in tüm cazibesini ortadan kaldırıyor. Vergi uzmanları bu kördüğümün çözümü olarak, AB'nin 27 farklı ülke değil "tek bir yargı alanı" olarak kabul edilmesi gerektiğini tartışıyor.
Yöneticilerin omuzlarındaki 'bilişsel yük'
Sistemin getirdiği yük sadece rakamlardan ibaret değil. Devereux ve Eichfelder gibi araştırmacıların vergi uyum maliyetleri üzerine yaptıkları çalışmaların da doğruladığı üzere, farklı ülkelerin kurallarıyla aynı anda başa çıkmaya çalışmak, şirket yöneticileri üzerinde devasa bir "bilişsel yük" oluşturuyor.
Şöyle düşünün: Almanya merkezli başarılı bir teknoloji şirketi, Polonya'da yeni bir yazılım merkezi açmak istiyor. Ancak iki ülkenin birbirine zıt "Transfer Fiyatlandırması" kuralları ve çifte vergilendirme riskleri, yönetici için öylesine büyük bir ekonomik sürtünmeye sebep oluyor ki; proje ticari olarak çok kârlı olsa bile sırf bu bürokratik belirsizlikten kaçınmak için o yatırımdan vazgeçilebiliyor.
İş dünyası tam da bu yüzden endişeli. Tax Foundation'ın konuyla ilgili hazırladığı son raporlara göre, sırf küresel asgari vergi kurallarına uyum sağlamak için bile AB merkezli şirketlerin yaklaşık 1.2 milyar Euro tek seferlik kurulum maliyetine ve her yıl 517 milyon Euro sürekli idari masrafa katlanması gerekecek. Avrupa iş dünyasının çatı örgütü BusinessEurope ise yayımladığı resmi itiraz belgesinde, BEFIT'in bu devasa yükün üzerine sadece dördüncü bir bürokratik katman ekleyeceğini savunuyor. Sistemin stok değerlemesinde LIFO (Son Giren İlk Çıkar) yöntemine izin vermemesi, şirketleri özkaynak yerine borçlanmaya itmesi ve sermaye yatırımlarında esnek olmayan bir amortisman dayatması en çok eleştirilen teknik detaylar arasında yer alıyor.
Avrupa masasında çatlak sesler
- Kirchler'in ünlü "Kaygan Zemin Modeli"nde ifade ettiği gibi, BEFIT'in temel felsefesi aslında sistemi şeffaflaştırarak şirketlerin devlete olan güvenini artırmak ve onları zoraki bir boyun eğişten "gönüllü uyuma" taşımak. Fakat teorideki bu güzel yaklaşım, pratikte siyasetin sert duvarlarına çarpıyor.
Tasarıların yasalaşması için 27 üye ülkenin "oybirliği" gerekiyor ancak masa şu an hiç de tek yürek değil. Avrupa Parlamentosu tutanaklarına ve KPMG'nin 2024 değerlendirmelerine yansıyan tartışmalara bakılırsa; ülkeler, uluslararası yatırımları çekmek için yıllardır en büyük silahları olan "vergi teşvikleri" üzerindeki egemenliklerini Brüksel'e devretmek istemiyor.
- İrlanda, dev şirketlerden elde ettiği vergi gelirlerinin büyük Avrupa ülkelerine kayacağından endişeli.
- Hollanda, birbiriyle çakışan dört ayrı vergi sistemini aynı anda yönetmenin sebep olacağı kaostan korkuyor.
- İsveç sorunu mevcut küresel kurallarla çözmekten yana tavır alırken; Slovenya, bu yeni sistemin küçük ekonomiler için orantısız ve haksız bir idari yük getireceğini savunuyor.
İşin içine bir de küresel siyaset ekleniyor. ABD'deki Trump yönetiminin Amerikan şirketlerini korumak adına uluslararası vergilere karşı misilleme tehditleri savurması ve G7 ülkelerinin aradığı uzlaşma çabaları, küresel sistemde fay hatlarını hareketlendiriyor. Hal böyle olunca Avrupa Komisyonu'nun BEFIT için koyduğu 2028 hedefi oldukça zorlu görünüyor.
Türkiye bu dalganın neresinde?
Gelelim en can alıcı noktaya. Türkiye doğrudan bir Avrupa Birliği üyesi olmasa da, küresel ekonominin birbirine bağlı yapısı nedeniyle bu depremin sarsıntılarını üç koldan derinden hissedecek.
1- Çifte Bürokratik Yük: BEFIT kuralları şirketin merkezinin Avrupa'da olmasını değil, "AB sınırları içinde faaliyet göstermesini" baz alıyor. Yani Avrupa'da fabrikası, dağıtım ağı veya iştiraki bulunan ve konsolide cirosu 750 milyon Euro'yu aşan dev Türk şirketleri doğrudan bu ağa takılacak. İstanbul'daki finans yöneticilerimiz, bir yandan içerdeki karmaşık Türk vergi mevzuatını yönetirken, diğer yandan Avrupa operasyonları için zorunlu BEFIT konsolidasyonunu hazırlamak gibi çifte bir yükün altına girecek.
2- Rekabet Gücüne Yönelik Tehdit: Türkiye, uzun yıllardır Avrupalı yatırımcıları çekmek için Doğu Avrupa ülkeleriyle (Polonya, Romanya, Macaristan gibi) vergi teşvikleri üzerinden sıkı bir rekabet yürütüyor. Ancak BEFIT yasalaşır ve Avrupa Tek Pazarı'ndaki bürokratik zorlukları (sürtünme maliyetlerini) öngörüldüğü gibi %65 oranında düşürürse, Avrupalı yatırımcılar için kıta içinde yatırım yapmak deyim yerindeyse "dikensiz bir gül bahçesine" dönüşecek. Yatırımın bu kadar kolaylaştığı bir Avrupa'da, Türkiye'nin vergi rekabetindeki tarihi cazibesi büyük ölçüde erozyona uğrayabilir.
3- Karmaşık Çifte Vergi Çatışması: Türkiye, Ağustos 2024'te yürürlüğe giren yasa ile %15 Küresel Asgari Kurumlar Vergisi kuralını iç hukukuna dahil etti. Bu durum, kapsama giren Türk şirketlerini, Avrupa'daki iştirakleri üzerinden BEFIT ve asgari vergi kuralları arasındaki o derin yapısal çatışmanın tam ortasına fırlatacak. Şirketlerimiz çifte vergi ödememek için hem ulusal mali sistemine hem de Avrupa mali otoritelerine devasa veri setleriyle raporlamalar yapmak ve adeta her iki cephede de savunma hattı kurmak zorunda kalacak.
Sonuç olarak; BEFIT bugün itibarıyla hukuken hala bir "tasarı". Avrupa Komisyonu hedefi 1 Temmuz 2028 olarak belirlese de Amerika hattındaki jeopolitik krizler, İkinci Sütun ile yaşanan sistemsel çatışmalar, iş dünyasının somut isyanları ve ülkelerin egemenlik kaygıları masada durduğu sürece, bu tasarının bağlayıcı bir yasaya dönüşmesi oldukça uzun, çetin ve tavizlerle dolu bir müzakere sürecine gebe. Ancak yasa geçerse, şirketlerimiz için Avrupa'da ticaretin kuralları baştan yazılmış olacak.