Kıbrıs’ın potansiyelinin güçlenmesinin en kritik ön koşulu, adada kalıcı bir siyasi çözümün sağlanmasıdır. Orta Doğu’daki gelişmeler, böyle bir çözüm için gerekli zemini de hazırlayabilir. Böyle bir senaryoda Kıbrıs, yalnızca finans merkezi olarak değil; turizm, enerji ve gayrimenkul gibi sektörlerde de önemli kazanımlar elde edebilir.
ABD, İran ve İsrail arasındaki savaş süresiz bir ateşkes sürecine girmiş görünse de bu durum, giderek süresiz bir gerilim senaryosuna evriliyor. Bu tablo, jeopolitik dengelerin değiştiği bir ortamda bazı bölgeler için risklerin, bazıları için ise fırsatların ortaya çıkma ihtimalini artırıyor. Öncelikle şunu vurgulamak gerekir: Eğer savaş sıcak çatışma boyutunda devam eder ve Hürmüz Boğazı şu ya da bu şekilde kapalı kalmaya devam ederse, kısa ve orta vadede hiçbir taraf için anlamlı bir fırsat ortaya çıkmayacaktır. Umut ederiz ki durum böyle bir senaryoya evrilmez.
Bununla birlikte, uzun süreli bir gerilim ihtimalinin yüksekliği, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’de ticaret yolları, enerji taşımacılığı, lojistik ve finans alanlarında önemli değişimlerin gündeme gelmesine yol açabilir. Mevcut tabloda kesin bir çerçeve çizmek zor olsa da olasılıklar üzerinden değerlendirme yapmak da mümkün.
Dubai’nin gelecekteki rolü yeniden şekillenebilir
Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri ve Dubai’nin, İsrail’in ardından saldırıların önemli hedeflerinden biri hâline gelmesi, bölgeye ilişkin güven algısını ciddi şekilde değiştirme potansiyeli taşıyor. Bu gelişmeler, bugüne kadar güçlü bir finans ve ticaret merkezi olarak konumlanan Dubai’nin gelecekteki rolünü yeniden şekillendirebilir.
Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi ülkelerin, yalnızca ABD ve İsrail ile değil, bölgedeki diğer aktörlerle de daha dengeli ve çok yönlü ilişkiler kurma eğiliminde olması, enerji ve ticaret akışlarının alternatif güzergâhlara yönelmesine neden olabilir. Bu çerçevede, Suriye üzerinden Türkiye’ye, özellikle Mersin–Ceyhan hattına uzanan yeni bir enerji ve ticaret koridoru ihtimali gündeme gelebilir. Elbette bu senaryonun hayata geçmesi, büyük ölçüde Suriye’de istikrarın sağlanmasına bağlıdır.
Dubai’nin bir diğer önemli özelliği, Orta Doğu, Güneydoğu Asya ve Afrika’yı kapsayan geniş bir coğrafyada güçlü bir finans merkezi olmasıdır. Ancak önümüzdeki dönemde bu rol tamamen ortadan kalkmasa da, artan riskler nedeniyle aynı hızda büyümesini sürdürmesi zorlaşabilir ve alternatif merkezlere yönelim artabilir. Bu noktada dünyanın etkili finans merkezlerine baktığımızda, Singapur ve Hong Kong gibi ada ülkelerinin de öne çıktığını görüyoruz. Bu çerçevede, Doğu Akdeniz’de Kıbrıs’ın da benzer bir potansiyel taşıdığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu konuda yaklaşık iki hafta önce gazetemizde Değerli Hocamız Güven Sak’ın köşe yazısını okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. Güven Hocamızın da vurguladığı gibi Kıbrıs’ın güneyinde İngiliz ve Avrupa Birliği hukuk sisteminin, kuzeyinde ise İngiliz ve Türk hukuk sisteminin etkili olması, adayı potansiyel bir finans merkezi hâline getirebilecek önemli bir avantajdır. Buna uygun vergi politikalarının eşlik etmesi hâlinde bu potansiyel daha da güçlenebilir.
Savaş, adanın bölgesel güvenlik açısından önemini gösterdi
Elbette bu sürecin en kritik ön koşulu, adada kalıcı bir siyasi çözümün sağlanmasıdır. Ortadoğu’daki gelişmeler, böyle bir çözüm için gerekli zemini de hazırlayabilir. Böyle bir senaryoda Kıbrıs, yalnızca finans merkezi olarak değil; turizm, enerji ve gayrimenkul gibi sektörlerde de önemli kazanımlar elde edebilir. Ayrıca Orta Doğu’daki gelişmeler, adanın bölgesel güvenlik ve savunma açısından NATO çerçevesinde taşıdığı stratejik önemi bir kez daha ortaya koymuştur.
Geçtiğimiz günlerde KKTC’de iki önemli toplantıda konuşma yapma fırsatı bulduk. İlki, Girne Üniversitesi Denizcilik Merkezi tarafından düzenlenen 2026 Deniz ve Denizcilik Sempozyumu’ydu. KKTC’nin deniz alanları ve denizin stratejik önemi üzerine yapılan bu değerli organizasyonda, küresel ve bölgesel ekonomik gelişmelere ilişkin görüşlerimizi paylaştık. Davetleri için Girne Üniversitesi’nin değerli yöneticilerine başta Üniversite Denizcilik Merkezi Başkanı Enver Yetkili olmak üzere teşekkür ediyorum.
İkinci toplantı ise Kıbrıs’ın önemli yerel bankalarından ASBANK’ın 40. kuruluş yılı etkinliğiydi. Lefkoşe’de yoğun katılımla gerçekleşen bu büyük organizasyonda, KKTC ekonomisinin mevcut durumu ve iş dünyasının beklentileri üzerine gözlemlerde bulunduk. Aynı zamanda bölgesel ve küresel ekonomiye ilişkin değerlendirmelerimizi paylaşma imkânı elde ettik. Davet ve bu güzel etkinlik için başta ASBANK’ın Genel Müdürü Çağatay Karip ve Yönetim Kurulu Başkanı Taştan Altuner olmak üzere tüm yöneticilere ve bu organizasyona katkı sağlayan Lefkoşe merkezli Kreatifol direktörü Çağla Nur Sürer’e teşekkür ediyorum.
Kıbrıs’ın turizm açısından çok büyük potansiyeli olduğu bir gerçek
Ağırlıklı olarak hizmet sektörlerinden oluşan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne uygulanan ambargolar, doğal olarak ülkenin rekabet gücüne ciddi engel oluşturmakta. Yıllık 2,8 milyar dolar ithalatı olan KKTC’nin 168 milyon dolar ihracatı bulunuyor. Ağırlıklı süt ürünlerinden oluşan ihracatın yüzde 80’i de Türkiye’ye gerçekleşiyor. Turizm, dünyanın üçüncü büyük ihracat ürünü. Dünya turizminde en fazla pay alan bölge Akdeniz ve çevresindeki ülkeler. Akdeniz, dünyadaki turistlerin yüzde 30’unu çekiyor, gelirin yüzde 25’ini elde ediyor. Ülkemiz dünyada en çok turist çeken ilk 5 ülke arasında. Normal koşullarda böyle bir bölgede Kıbrıs’ın turizm açısından çok büyük potansiyeli olduğu bir gerçek. Doğu Akdeniz’in petrol ve doğalgaz açısından zenginliğinin yanında, geleceğin enerjisi olan yenilenebilir enerjide Akdeniz’in geneli dünyanın en büyük enerji merkezlerinden birisi olmaya da aday. Geleceğin enerjileri, güneş, rüzgar ve hidrojen (deniz suyu yoluyla) Akdeniz’de ve en az ikisi, güneş ve hidrojenden enerji elde etme potansiyeli, Kıbrıs’ta fazlasıyla var. Dolayısıyla, sadece finans değil, turizm, enerji ve tüm bunlara bağlı olarak gayrimenkul sektöründe de KKTC’nin ciddi potansiyel taşıdığını söylemek yanlış olmayacaktır. İran merkezli Ortadoğu’da yaşanan savaşın getireceği jeopolitik değişimde Kıbrıs’ta bir siyasi çözümün ülkemizin de istediği çerçevede ortaya çıkması, adanın sadece jeopolitik değil ekonomik açıdan da potansiyelini ortaya çıkaracaktır.
