Savaşın hem dünyada hem de Türkiye’de makroekonomik etkilerine ilişkin veriler yavaş yavaş gelmeye başladı. Geçtiğimiz hafta açıklanan küresel PMI verileri, ateşkes süreciyle birlikte sınırlı da olsa bir toparlanmaya işaret etti. Mart ayında sert düşüş gösteren bileşik PMI endeksinde özellikle hizmet sektöründeki gerileme daha belirgindi. Nisan ayında ise toparlanmanın ana kaynağının imalat sanayii olduğu, hizmet sektöründeki iyileşmenin ise oldukça sınırlı kaldığı görülüyor. Başta savunma, enerji ve teknoloji sektörleri olmak üzere ciddi harcama ve yatırımların sürmesi imalat sanayiindeki toparlanmayı desteklerken; ağırlıklı olarak turizm ve ulaştırmaya dayalı hizmet sektörlerinin, savaşın yarattığı belirsizlik ve gerginlik tamamen ortadan kalkmadan daha ciddi şekilde etkilenebileceğine dair sinyaller güçlenmeye başladı.
Savaşın uzaması, enflasyonun büyümedeki etkisini artırabilir
PMI verilerinin ortaya koyduğu önemli noktalardan biri de hem üretici fiyatlarında hem de girdi maliyetlerinde pandemiden bu yana en hızlı artış sinyalinin gelmesi oldu. Elbette mevcut süreç, pandemi dönemindeki kadar ağır bir tabloya işaret etmiyor. Ancak savaş ortamının devam etmesi ve özellikle Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmayı sürdürmesi durumunda, enflasyon üzerindeki baskının büyüme üzerindeki etkisinin daha güçlü olabileceğine dair izlenim giderek kuvvetleniyor. Savaşın uzaması halinde tedarik zincirindeki sorunların büyümeye olan olumsuz etkisi de daha belirgin hale gelecektir.
Bununla birlikte, mevcut tabloda bile enflasyonun beklentilerin üzerine çıkabileceğine işaret eden çok sayıda veri arka arkaya geliyor. Dün açıklanan ABD enflasyon verileri de bunun önemli örneklerinden biri oldu. ABD’de manşet enflasyon Nisan ayında yıllık bazda %3,8’e yükselerek beklentilerin üzerinde gerçekleşti. Enerji ve gıda hariç çekirdek enflasyonun ise %2,7 olması beklenirken %2,8’e yükseldiği görüldü. Enerji fiyatlarındaki artışın temel nedeni petrol fiyatlarındaki yükseliş olsa da, henüz ikincil etkilerin tam anlamıyla devreye girmediği bir tabloyla karşı karşıyayız.
ABD’de faizin mevcut seviyelerini koruması daha olası
ABD’de işsizlik oranının tarihi düşük seviyelere yakın seyrederek %4,3 düzeyinde kalması da dikkat çekiyor. Savaş öncesi %3’ün altına gerilemesi beklenen enflasyonun yeniden %4’e yaklaşması, Fed’in faiz indirimi ihtimalini oldukça düşük seviyelere çekmiş durumda. Yeni başkan Kevin Warsh’un faiz indirimi yanlısı olduğu bilinse de enflasyonun yukarı yönlü seyrettiği bir ortamda faiz indirimi kararını desteklemek kolay olmayacaktır. Üstelik Warsh, bu kararı tek başına veremeyecek; kurul üyelerinin önemli bölümünün daha şahin bir tutuma sahip olması nedeniyle bu yıl faiz indirimi yerine mevcut seviyelerin korunması daha olası görünüyor. Hatta faizlerde bir değişiklik olacaksa yönün yukarı olma ihtimali de göz ardı edilmemeli.
Uzun süredir ABD 10 yıllık tahvil faizleri, enflasyonun yeniden yükselişe geçeceği beklentisini fiyatlıyor. Şu anda %4,40 seviyelerinde bulunan ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin önümüzdeki dönemde %4,50-%4,75 bandına yönelme ihtimali bulunuyor. Bu çerçevede iskonto oranlarındaki yükselişin, başta hisse senedi piyasaları olmak üzere varlık fiyatları üzerinde bir süre baskı yaratması muhtemel görünüyor.
Bu hafta gerçekleşecek Trump–Xi görüşmesinden savaşı sona erdirebilecek güçlü bir mesaj çıkması halinde piyasalarda enflasyon kaynaklı baskının risk algısındaki düşüşle bir miktar hafiflemesi mümkün olabilir. Aksi durumda ise risk primi fiyatlamasının daha belirgin hale gelmesiyle birlikte hem enflasyon hem de jeopolitik risklerin aynı anda devreye girdiği bir ortamda faizlerde yukarı yönlü hareket daha netleşebilir. Piyasalar enflasyonu fiyatlamaya başladı, riski de daha net fiyatlamaya başlarsa faizde, dolayısıyla önce bono piyasalarında, sonra diğer varlıklarda negatif fiyatlamalar daha fazla gözlenecektir. Risk fiyatlamasında bu haftaki Trump-Xi görüşmesi son derece kritik olacak.
Bununla birlikte, ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin %4,50-%4,75 bandına yerleşmesi ve daha üzerini zorlamaması durumunda ve savaşın uzamayacağı varsayımıyla kârlılık ve bilanço tarafında ciddi sorun yaşamayan hisse senedi piyasalarının yeniden yukarı yönlü bir hareket eğilimine girmesi ihtimali halen yüksek görünüyor.