“Şimdi nereden çıktı bu Adalet İstatistikleri? Zaten etrafımız ateş çemberi” demeyin hemen. Bakın bu Adalet İstatistikleri işi son derece önemli.
Bundan 11 yıl kadar önce 8 Ocak 2015’te “Türkiye’nin temel problemi coşku eksikliğidir” diye bir yazı yazmış ve ortadaki bu coşku eksikliğinin sadece iktisadi değil, aynı zamanda ülkenin geleceğine olan güvenle ilgili bir mesele olduğunu vurgulamıştım.
Ne yapacaktık? Eğitimin ve adaletin maliyetini düşürecek, yolsuzluk yapmanın maliyetini artıracaktık. Türkiye’nin güçlü bir yapısal reform gündemine ihtiyacı vardı geleceğe güvenle bakmak, ülkemize hep birlikte sahip çıkmak için.
Aradan yaklaşık 10 yıl geçti. Doğrusu ben yeni yayımlanan 2024 yılı Adalet İstatistikleri’nde geldiğimiz noktayı görebiliyorum: Coşku eksikliğinin yerini ülkenin geleceği konusunda kayıtsızlığa bıraktığı bir yeni aşamadayız. Niye kayıtsızlık? Umutsuzluktan, umarsızlıktan, kurumların aşınmasından. Fark yaratabilme imkanı kalmadığı konusundaki güçlü inançtan.
Neden? Eğitimi ve adaletin maliyetini düşürürken adam kayırma dahil yolsuzlukların maliyetini artıracak bir reform gündemi etrafında hala memleketi bir araya getirecek bir coşku ortamı yaratamadığımız için elbette.
Ama önce etrafımızdaki ateş çemberine bir bakmakta fayda var elbette. Bu öncekilere benzemiyor doğrusu. İşimiz hakikaten zor.
Kuzeydeki Rusya-Ukrayna Savaşı ABD-İsrail-İran Savaşı ile güneye indi
Rusya-Ukrayna savaşı bitmeden şimdi bir de İsrail-ABD-İran savaşı başladı. Bölgemiz iyice karıştı. Öyle anlaşılıyor ki, İsrail-ABD-İran savaşı da Rusya-Ukrayna savaşı gibi olacak, bitemeyecek.
Hatırlayın, 24 Şubat 2022’de Rusya Ukrayna’ya saldırdı. Bir hafta içinde Kiev’in düşeceği, başlayan savaşın biteceği söyleniyordu. Öyle olmadı.
2026’nın 28 Şubat’ında İsrail ve ABD İran’a saldırdı. İran saldırıya cevap verdi. Başlayan çatışma birkaç hafta içinde biter dendi. Bakın hiç bitecek gibi durmuyor.
İran’ın Rusya-Ukrayna savaşında Rusya’nın ana askeri tedarikçisi olduğunu unutmamak lazım, hadise üzerine düşünürken. Her tedarik zincirinde olduğu gibi, İran, Rusya’nın tedarikçisi olarak bir tür teknoloji transferini gerçekleştirmiş görünüyor. Şimdi füze ve İHA (drone) teknolojisinde İran’ın bu sayede edindiği kabiliyetleri çok daha yakından gözlemleyebiliyoruz. Ruslar aynı İHA ve füzeleri Ukrayna’da da kullanıyorlar zaten.
Rusya’nın Hazar üzerinden Hint Okyanusu’na inmesine imkan veren, Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru’nda İran’ın önemini de buna eklerseniz aslında İran-İsrail-ABD Savaşı, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Orta Doğu’ya doğru genişlemesi gibi duruyor. Kolay bitmez demem biraz da ondan.

Ne oluyor? Rusya-Ukrayna Savaşı genişliyor. Kuzeyimizden güneyimize Basra Körfezi’ne doğru iniyor. Kötü yani.
Şimdi isterseniz yukarıdaki 2’nci haritadan Basra Körfezi’ne bir bakın. Körfez’in bir tarafı İran; karşısı Kuveyt, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri. İran, İsrail-ABD saldırısına nasıl karşılık verdi? Füze ve dron saldırılarıyla. İran’ın attığı dronların yüzde 42’si Birleşik Arap Emirlikleri’ne, yüzde 20’si İsrail’e, yüzde 17’si Kuveyt’e, yüzde 6,5’i Bahreyn’e, yüzde 5,5’i Suudi Arabistan’a, yüzde 2,5’i ise Katar’aydı.
Hedefte bölgedeki Amerikan üsleri vardı ama sonuçta özellikle Dubai’nin geleceği açıklıkla konuşulur oldu. Dubai’nin iş planı bu tür bir saldırı ile doğrusu tuzla buz oldu.
Doğrudur, küresel hidrokarbon tedarik zincirleri kırıldı. Petrol, doğal gaz ve hammadde fiyatları yükseldi. Ancak küresel petrol ve doğal gaz arzı zamanla yerine konabilir, kırılan tedarik zincirleri onarılabilir, olmadı Körfez’in toplam arz içindeki yeri gözden geçirilir. Ama Dubai’de yıkılanı tamir etmek bir daha mümkün olmaz doğrusu.
Türkiye’nin kısa ve orta vadede iktisadi olarak olup bitenden olumsuz etkileneceği ortada. Enflasyonla mücadele başka bahara kalırken büyüme sürecinin de olumsuz etkilenmesini beklemek gerekiyor. Yalnızca hammadde fiyatları yükseldiği, tedarik zincirleri olumsuz etkilendiği için değil, Suriye ve Gazze’nin yeniden inşası süreci 2026’da başlayamayacağı için de.
Ne bekliyorduk? 2025 yılını deprem bölgesindeki inşaat faaliyeti kurtarmıştı. 2026’da Suriye’nin yeniden inşası vardı. Şimdi Körfez’deki yıkım, Suriye ve Gazze’nin yeniden inşasının yakın zamanda finansmanını tehlikeye soktu.
Ama tüm bunların ötesinde Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyada artan jeopolitik riskleri herhalde daha fazla dikkate almamız lazım artık hesap yaparken. Kolay değil, bitmeyen Rusya-Ukrayna savaşı şimdi Körfez’e indi. Herkes Hürmüz Boğazı’na bakarken bizim Körfezin bütününe bakmamızda fayda var doğrusu. Rusya’nın bölgemizdeki varlığı arttı, Batı ile hesaplaşma alanı güneyimize de sirayet etti.
2015-2024 arasında Türkiye’de en hızlı artan suç uyuşturucu ticaretidir
Şimdi bu ortam içinde, doğrusu ya ben 2024 Adalet İstatistikleri’nde, tek bir tabloya takıldım, onu da buraya koyayım. Cumhuriyet Başsavcılıklarınca seçilen on suç türüne göre yıl içinde açılan dosya sayısı endeksi tablosu.
Dosya sayılarına bakıldığında, 2024 yılında hırsızlık şüphelisi olarak 3.149.042 kişi hakkında işlem yapılmış. Dolandırıcılık suçu şüphelisi sayısı 1.573.000, kasten yaralama suçu şüphelisi ise 1.449.486 kişi. Sayıların yüksekliği dikkat çekici elbette.
Ama doğrusu ya beni asıl endişeye sevk eden en hızlı artan dosya sayılarının uyuşturucu ile alakalı olması oldu. 2025 yılından 2024 yılına dosya sayısında en hızlı artış uyuşturucu kullanımı ve uyuşturucu ticaretinde. İkincilik, dolandırıcılık dosyalarındaki artışta, üçüncülük ise uyuşturucu imalatında.
Tablodan bakıldığında her suç türünde suç sıklığının 2020’den sonra daha da hızlı arttığı görülüyor. Uyuşturucu ticareti için bakıldığında endeks 2015’te 100, 2020’de 202 ve 2024’te 407’ye ulaşmaktadır. Endeks hızlanarak ikiye katlanıyor. Bilenler cezaevlerinde yatanların yaklaşık üçte birinin artık uyuşturucu suçlusu olduğunu söylüyorlar.
Bu nedir? İşte bundan önce on yıl kadar önce işaret etmeye çalıştığım coşku eksikliğinin bizi bugün getirdiği yer bu kayıtsızlıktır.
Coşku eksikliği karşısında, Türkiye adalet ve eğitimin maliyetini ucuzlatıp yolsuzluk ve adam kayırmanın maliyetini artıracak bir yapısal reform programını bir türlü ortaya koyamayınca, sonuç kurumların daha da aşınması, toplumda artan umursamazlık ve yoğunlaşan güvensizlik olmuştur. Buna uyuşturucuya erişimin kolaylaşmasını da eklerseniz geldiğimiz nokta burasıdır.
Bölgemizde jeopolitik riskler artarken Türkiye bir yandan ekonomisini süratle toparlamak, öte yandan da kurumsal aşınmanın getirdiği bu topyekûn çürüme dinamikleri ile baş etmek zorundadır. İşimiz kolay değil, zordur.
Etraf fırsat dolu ama bizim fırsatlara bakacak halimiz yok gördüğüm. Türkiye’nin bir an önce güçlü bir idari reform stratejisine ve coşkuya ihtiyacı var. Söylemiş olayım.
