Ticaret koridorları üzerinde yeniden düşünmeye başlamak demek. En iyi rota diye, maliyeti düşüren Hürmüz Boğazı yolunu seçmenin nasıl bütün yumurtaları aynı sepete koymak demek olduğunu artık gördük. Şimdi rotaların çeşitlenme zamanı.
Dünden bugüne dünyanın nasıl değiştiğinin farkında mısınız? İyi ya da kötü değil. Öyle. Amerika ve İsrail’in İran’a saldırısı ile ortaya çıkan Hürmüz Boğazı krizi dünyamızı bir daha geri dönmemek üzere değiştirdi.
Düne kadar lojistik hatlar, ticaret koridorları söz konusu olduğunda kafalarda hep bir maliyet hesabı olurdu. Artık yok. Gelin bakın nasıl değişti?
Tıkanır mı, tıkanmaz mı? Artık asıl mesele bu
Doğrusu ben TEPAV araştırmacılarına hep böyle soruyordum eskiden. “O rotadan gidince konteynerler, bu işin zaman maliyeti nedir? Kaç günde hedefe varmak mümkün oluyor? Yetmez. Bu zaman maliyetini göze alınca ne kadar masrafa katlanmak gerekiyor? O rotanın finansal maliyeti ne kadar? O da yetmez, şimdi bir de karbon maliyeti hesabı lazım.”
Ama bakın şimdi geldiğimiz noktada, artık rotanın güvenli olup olmadığı, tıkanıp tıkanmayacağı, teslim ettiğiniz malın hedefe ulaşıp ulaşamayacağı bir numaralı problem haline geldi. Hürmüz Boğazı tıkanıklığından sonra hayat böyle.
Eskiden rota tıkanıklığı yoktu. Artık var. Bu durumda, en iyi rota artık yola çıkardığınız malı eninde sonunda teslim edebilen rota oldu. Bir ara, en pahalı enerji olmayan enerjidir denirdi. Şimdi de en kötü rota yola çıkardığınız malı bir türlü teslim edemeyen rota artık. Hürmüz Boğazı etkisi işte tam da bu.
Bu ne demek? Ticaret koridorları üzerinde yeniden düşünmeye başlamak demek. En iyi rota diye, maliyeti düşüren Hürmüz Boğazı yolunu seçmenin nasıl bütün yumurtaları aynı sepete koymak demek olduğunu artık gördük. Şimdi rotaların çeşitlenme zamanı.
Ermenistan-Türkiye sınırını açmanın vakti geldi
Düne kadar maliyetli diye üzerinde çok düşünülmeyen ticaret koridorlarının gündemde olacağı bir yeni döneme girdik böylece. Doğrusu ya, ben bu yeni dönemde, Güney Kafkasya’nın önemli bir geçiş noktası olacağını düşünüyorum. İsterseniz haritaya bir bakın. Kuzeyde Rusya-Ukrayna savaşı, güneyde İran savaşı ve güncel Hürmüz tıkanıklığı var. Öyle duruyor ki, iran-ABD barış görüşmelerinde, İran’ın Hürmüz’ü kontrolü temel mesele olacak. Nedir? Bu barış görüşmeleri kolay başlamaz, kolay da bitmez.
Ne oluyor bu durumda? Hem kuzey güney bağlantısında, hem doğu-batı bağlantısında Güney Kafkasya’nın önemi artıyor. Güney Kafkasya ile birlikte Türkiye’nin önemi de artıyor. Eskiden Megri koridoru, sonra Zengezur koridoru gerken şimdi Trump rotası adını alan TRIPP bağlantısı da önemli tabii.
Düne kadar Hazar geçişinin ne kadar maliyetli olduğundan bahsederdik. Hazar’ı geçmek bir gün, her bir kıyıda malın elleçlenmesi onar gün sürüyordu. Şimdi maliyetin değil, teslimatın önem kazandığı Hürmüz tıkanıklığı sonrası yeni durumda Hazar geçişi maliyeti bile katlanılabilir duruyor doğrusu. Dedim ya, artık farklı bir dönem bu.
Bu dönemde, Hazar geçiş maliyetini elden geçirmek için atılacak her adım Güney Kafkasya’nın dünyanın merkezi olduğu tespitini yalnızca güçlendirecek. Dün düşünülmeyenleri düşünebilmek için olumlu bir ortamdayız.
Güney Kafkasya, dünyanın merkezi olurken, Güney Kafkasya’daki konnektivite meselelerini bir bir elden geçirmek önemli olacak. Hazar geçişi ve TRIPP rotasının işlerliği kadar, Ermenistan-Türkiye sınırının açılması da zaman geçirmeden ele alınması gereken meselelerden. Onu da söylemiş olayım.

Bugün genç olmak düne göre daha mı kolay?
Alıştığımız referans noktaları kayboluyor, dünyamız yine değişiyor. Karl Marks üstadımız bu durumu “katı olan her şey buharlaşıyor” diye anlatırdı. Yine öyle oluyor. Alıştığımız yollar ortadan kalkarken, endişe etmemek mümkün değil aslında.
Sosyal medya etkisi sayesinde dünyanın her tarafını aynı anda görme imkanı kazanan gençlerin bu durumdan nasıl etkilendiklerini ciddiye alıp değerlendirmek gerekiyor. Rakamlar ortada gençlerin hayattan memnuniyeti, Türkiye’de geriliyor.
Habitat Derneği’nin “Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali Raporu” 18 ilde 18-29 yaş arası gençlerle konuşarak yapılmış. 2017’de hayattan memnuniyet düzeyi yüzde 70 iken 2026’da bu oran yüzde 50 seviyesine geriliyor.
Aynı durum, EuroStat verilerinden de görülebiliyor. 25 yaş altı yaşam memnuniyeti oranı 2025 yılında, 2013 yılına göre geriliyor.
Bugünün gençleri, dünün gençlerine göre daha endişeli. Ank-Ar bu Nisan ayında sormuş: “Sizce bugün genç olmak, yirmi yıl önce genç olmaktan daha mı zor, daha mı kolay?” diye. Ankete katılan yaklaşık 2000 kişi’nin yüzde 59,9’u bugün genç olmak, yirmi yıl öncesine göre daha zor” demiş.
Kimler zor diyor. Gençler. Ankete katılan 18-25 yaş grubunda olanlarda, “bugün genç olmak yirmi yıl öncesine göre daha zor” diyenlerin oranı yüzde 85,5’e çıkıyor. Ankete katılan 55-65 yaş grubunda ise, “bugün genç olmak, yirmi yıl öncesine göre daha zor” diyenlerin oranı neredeyse yarı yarıya azalarak yüzde 40,4’e düşüyor.

Rakamlar bir süreden beri gençlerin zaten endişeli olduğunu gösteriyordu. Ank-Ar rakamları da bunun üstüne geldi. Neden endişeli gençler? Hayattan, gelecekten. Ama bence burada yaşlıların gençlerle aynı kanaatte olmamasını da dikkate almak gerekiyor.
Dünya gözlerimizin önünde büyük bir hızla daha bir görünür hale geliyor. Elden geçirilmesi gereken malumat seti süratle büyüyor. Katı olan her şeyin buharlaşmakta olduğunu görüyoruz. Alıştığımız referans noktaları kayboluyor, dikkate almamız gereken yenilikler biçimleniyor.
Türkiye yok olana, bitene değil, yeniye ve doğmakta olana odaklanmamızı sağlayacak politikalara ihtiyaç duyuyor. Hürmüz’e takılana değil, Güney Kafkasya’da doğmakta olana odaklanmak gerekiyor. Dubai’de batana değil, bölgenin olası yeni Dubai’lerine bakmak gerekiyor.
Ben bu ortamda en çok gençlerin gelecek endişesinden, umutsuzluktan kaynaklanan mutsuzluğundan korkuyorum doğrusu. O endişeden beslenen hınçtan, hakkını almak için harekete geçen öfkeden.
Türkiye’de değişen bir şeyler var ve bunu idrak etmeliyiz. Bugün karşı karşıya olduğumuz mesele gençlerin önüne güvenilebilir bir gelecek tahayyülü koyamamaktan kaynaklanıyor.
Ortada heyecan duymayı ve geleceğe ilişkin değerlendirme yapmayı imkansız kılan bir ideolojik boşluk var esasen. İleriye yönelik bir heyecan, neşe ve bir iş başarmanın şevki yok.
Gençlerin hayatına yeniden yön, anlam ve öngörülebilirlik kazandıracak politikalar kurulmadıkça ne uyuşturucuyla mücadele sonuç verir ne de artan şiddet dalgası durur.
Bir daha söylemiş olayım.
