2010’dan itibaren bakarsanız, İran’da ağırlaşan yaşam koşulları ve rejimden umudunu kesenlerin sayısı arttıkça, İranlıların Türkiye’de kurduğu şirketlerin sayısı da artma eğilimine giriyor.
Olur mu olmaz mı derken oldu. İsrail ve Amerika’nın İran müdahalesi başladı. İran’da Hamaney’in ölümünden sonra, bakalım hadise nereye doğru gidecek. Şimdi bölgede herkes gelişmelerin kendisini nasıl etkileyebileceğini düşünüyor olmalı.
Hadisenin gidişatı mesela İsrail seçimlerinin öne alınmasına yol açabilir. Normalde seçimler Ekim 2026’da yapılacaktı. Şimdi belki hazirana doğru çekilebilir. İsrail’de Netanyahu’nun seçimleri kazanma ihtimalini artırabileceği gibi, kasımdaki Amerikan ara seçimlerinde Cumhuriyetçilerin vaziyetini de bir miktar düzeltebilir belki.
Türkiye açısından bakıldığında, özellikle Hamaney’in ölümünden sonra, nasıl Suriye sınırımızın öte tarafında bir an önce istikrar ve düzen istiyorsak, İran sınırımızın öte tarafında da istikrar ve düzen isteriz herhalde. Bugün size Türkiye’de Suriyelilerin kurduğu şirketlerle İranlıların kurduğu şirketlerin sayılarını bir karşılaştırayım.
Şirket kurmak bir nevi yaşamını bundan böyle Türkiye’de geçirmek ihtimalini düşünerek hazırlık yapmak manasına geliyor olabilir. Suriyeliler için doğru olan İranlılar için de doğrudur sanırım. Bu nedenle TEPAV’da bir süreden beri İranlıların Türkiye’de kurduğu şirket sayılarını takip ediyoruz.
Gelin bugün İran’daki gelişmelere İranlıların Türkiye’de kurduğu şirketler açısından bakalım. Bakın ortaya nasıl bir anlatı çıkıyor.
İran’ın yüzölçümü Türkiye’nin iki katı, nüfusu benzer ama ekonomisi Türkiye ekonomisinin üçte biri.
Herhalde önce şöyle başlamak lazım karşılaştırmaya: Türkiye-İran sınırı yaklaşık 500 kilometre uzunluğunda ve Yavuz Sultan Selim döneminden beri hiç değişmedi. Bu durumun yakın dostlukla da pek bir alakası yok doğrusu.
İran 1.65 milyon kilometrekare büyüklüğünde bir ülke. Türkiye ise 785 bin kilometrekare ile İran’ın yarısı kadar. Onların nüfusu 87 milyon civarı bizimki ise 86 milyon desek, benzer.
Türkiye ekonomisinin büyüklüğü 1,2 trilyon dolar civarında, İran’ın milli geliri de 400-500 milyon dolar civarında. Böyle bakarsanız, ağır yaptırımlar altındaki İran, Türkiye’nin üçte biri büyüklüğünde bir ekonomiye sahip.
1977 yılında, devrimden önce, İran’ın kişi başına milli geliri 2.234 dolar iken Türkiye’ninki 1.372 dolarmış. 1985’te İran uzun süren Irak savaşından çıkarken İran’ın kişi başına milli geliri 4.064 dolar, Türkiye’nin kişi başına milli geliri ise 1.461 dolarda kalmış. Ama sonra Türkiye bir sanayi ülkesine dönüştüğünde durum değişmiş. 2024 itibariyle Türkiye’de kişi başına milli gelir 15 bin dolar civarı, İran’da ise 5 bin dolar civarı.
İran’ın petrolünü de hesaba katarsanız, rejimi nedeniyle nasıl geride kaldığını görebilmek mümkün aslında. Ülkenin bürokratik geleneğinin Türkiye’den geride olmadığını düşünürseniz vaziyeti daha iyi canlandırabilirsiniz gözünüzde. Hatırlarım zamanında bizimle aynı kamu maliyesi reformuna başlamışlardı IMF gözetiminde. Bizden iyiydi performansları o vakit. Ama şimdi geldiğimiz yere bakın...
İranlıların kurduğu şirketlerin sayısı Mahsa Amini gösterileri ile arttı
Şimdi İranlılar Türkiye’de şirket kurmayı tercih etmeye başladılar bir süredir. Suriyeli ortağa sahip aktif Türk firmalarının sayısı 25 bin civarında halen. İranlı ortağa sahip Türk firmalarının sayısı ise 12 bin civarına ulaştı Haziran 2025 itibariyle.
En çok şirket İstanbul’da kurulmuş burada 8693 adet İranlı ortağı olan şirket var. İlk beşte İstanbul’dan sonra sırasıyla Antalya, Ankara, İzmir ve Van var. Van’da 302 şirket kurulmuş 2010 yılından beri. Sıralamada Van’dan sonra gelen Bursa’da kurulan şirket sayısı yalnızca 94. Aslında Türkiye’nin her tarafında şirket kurulmuş ama yalnızca ilk beşte kurulan şirket sayısı üç ve dört haneli rakamlara ulaşıyor.
İranlıların yıllar itibariyle kurduğu şirket sayıları özellikle 2018’de sonra artıyor. Dikkati çeken nokta 2018’den sonraki artışta görülen dalgalanmalar İran sokaklarında artan gösteriler ve rejimin göstericilere sert cevabı ile de alakalı gibi duruyor.
Özellikle 2022 ve 2023 yıllarında kurulan şirket sayısı 3.000’i aşıyor. Bu yıllar “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganıyla yaygınlaşan gösterilerin olduğu yıllar. Mahsa Amini’nin ahlak polisi tarafından tutuklanmışken ölümü üzerine başlayan gösteriler zamanı.
Ancak şirket sayısının 2018’den itibaren artmaya başladığı görülüyor. 2018’de Trump’ın İran’la Nükleer anlaşma(JCPOA-Joint Comprehensive Plan of Action)’dan çekilme kararı ve Kasım 2018’de yaptırımları yeniden başlatması ile kötüleşen ekonomik şartlar, artan enflasyon, ağırlaşan yaşam koşullarını anmak gerek herhalde. Sonra 2019’da petrolün pompa fiyatındaki artış yeni protestolara yol açmıştı. Hep sorun.
2010’dan itibaren bakarsanız, İran’da ağırlaşan yaşam koşulları ve rejimden umudunu kesenlerin sayısı arttıkça, İranlıların Türkiye’de kurduğu şirketlerin sayısı da artma eğilimine giriyor. Halbuki 2010’ların başında daha bir umut var, 2013’te Ruhani daha yeni cumhurbaşkanı oluyor. Amerika ile nükleer anlaşma görüşmeleri başlıyor.
Avrupa’nın Asya’ya açılan kapısı olabilecekken olamadı
İran kabiliyetlerini dünyayla savaşmak için değil kendini geliştirmek için kullansaydı, boşa debelenmeseydi neredeyse tam elli yıldır, şimdi Türkiye’nin tozunu attırmış olurdu doğrusu. Bunun bizim şansımız olduğunu düşünürüm arada hep.
İran’ın kendisine odaklanması gerekirken, başka ülkelere odaklanması doğrusu İranlılara hiç iyi gelmedi. Ülkelerinden umudu kesmelerine neden oldu. İsterseniz Türkiye İran dış ticaretinden isterseniz İran’ın dış ticarette ürün ve pazar çeşitliliğinden bakın rakamlar hep kötüleşti. Yaptırımlarda elbette etkili oldu. Ama hayat tercihlerden ibaret.
Bakın grafiğe İran ürün ve Pazar çeşitliliğinde Türkiye’den Mısır’dan Fas’tan kötüydü 1995 yılında. 2024 itibariyle hala kötü. 1995’te hiç değilse toplam ihracatı Türkiye kadar fazlaydı. 2024 itibariyle o balonda ufaldı.
Şimdi İran zora girerse, Türkiye’nin dış ticareti ne olur? diye merak etseniz, hem ithalatta, hem ihracatta İran’ın ağırlığı yüzde 1’lerde. Büyük bir etkisi olmaz. Enerjide telafi edilemez bir bağımlılığımız kalmadı İran’a.
Nerede etkisi olur? Oradakiler buradaki 12 bin şirketi aktifleştirmek için buraya doğru gelirlerse belki bir ilk etki olur. Ama ona da iyi tarafından bakın. Türkiye’nin akıncı atalarımız gibi kendi sınırlarından dışarıya çıkıp, tedarik zinciri inşa edebilmesi için Suriye’den sonra ikinci bir fırsat alanı olur İran bu işin sonunda.
Avrupa’nın Asya’ya açılan kapısı olabilecekken, şimdi kenarda köşede kalmış bir parya ülke, bir dışlanmış devlet oldu İran. Kötü oldu.
Avrupa’nın Asya’ya açılan kapısı olmayı ise doğrusu artık Azerbaycan’a kaptırdı. Eğer Azerbaycan Hazar geçişi problemini çözerse elbette diye de not düşmüş olayım.
Bakalım hadiselerin gidişi ne gösterecek?

