Üzerinden sadece 15 gün geçmiş olmasına rağmen ABD-İran savaşının kalıcı etkilerini görmeye başlıyoruz. Türkiye açısından ithalat maliyetlerinin artması, dış ticaret haddinin bozulması, borçlanma primlerinin yükselmesi, sıcak para çıkışları, rezervlerin azalması, zaten bir türlü düşürülemeyen enflasyonda yeniden bir artış görülmesi, rezervlerin azalması, (eğer iş iyice uzarsa) turizm gelirlerinin azalması ve bütün bunların sonucu olarak büyüme hızının da düşmesi gibi etkileri olacaktır. Tek tek bakarsak:
İthalat maliyetini doğrudan artıran ana unsur tabi ki enerji fiyatlarındaki artış. Ham petrol, rafine petrol ürünleri (motorin, benzin, fuel oil, jet yakıtı), doğal gaz (boru gazı + LNG) ve LPG fiyatlarının hepsinde artış söz konusu. Ayrıca, plastik, polyester ve gübre gibi petro-kimya ürünlerinin fiyatları da artmakta. Net etkiyi görebilmek için bu ürünlerdeki ihracatımızı da dikkate almak gerekir. Hesaplamalarıma göre bu ürünlerde son bir yıldaki açığımız 65 milyar dolar civarında. Son krizden önceki bir yılda petrol fiyatları 68 dolar civarında seyretmiş, şu anda ise 100 doların üzerinde. Kötümser bir senaryoda önümüzdeki 12 ayda fiyatların bu seviyede kalması durumunda %47 bir artış söz konusu olacak. Yukarıda sıraladığım diğer ürünlerin fiyatlarının da yaklaşık bu seviyelerde bir artış göstereceğini varsayarsak, senelik dış ticaret açığımız 30 milyar doların üzerinde artacaktır.
Neticede kaçınılmaz olarak dış ticaret haddimiz (ihracat değer endeksi/ithalat değer endeksi) gerileyecektir. Bir de Orta-Doğu ülkelerine olan yıllık yaklaşık 30 milyar düzeyinde olan ihracatımızda yüksek oranda bir gerileme yaşanması olasılığından bahsedebiliriz. Bu analizi bir kademe ileriye götürürsek, bu kadar yüksek giden enerji fiyatları sonucunda Dünya büyüme hızının, dolayısıyla da toplam ihracatımızın da etkilenmesi söz konusu olabilir, tabi. Böyle bir durumda yıllık net 50 milyar doların üzerinde olan turizm gelirlerimizde de belirgin düşüşler yaşayabiliriz. Tüm bunları toplarsak, petrol fiyatlarının bu yıl 100 dolar seviyelerinde kaldığı kötümser bir senaryoda 2025 yılında 30 milyar dolar olan cari açığımızın bu yıl 75 milyar dolara kadar yükselerek GSYH’nin %4.5’ini geçtiğini görebiliriz. Bu belki aşırı yüksek bir oran değil ancak finansmanı zorlayıcı olacaktır.
Eşel mobil sistemine geçilmesine rağmen krizin başlangıcından beri benzin fiyatları %5.3 ve dizel fiyatları da %9.1 artmış durumda. Her %10’luk artışın TÜFE endeksine doğrudan etkisi %0.4 civarında. Taşımacılık maliyetleri kanalıyla olan etki de dikkate alındığında toplam etki %1’e kadar çıkıyor. Ancak fiyat artışları devam eder ve ÖTV sıfırlanmak durumunda kalırsa, akaryakıt fiyatlarında ve dolayısıyla enflasyonda çok daha yüksek artışlar söz konusu olabilir. (Petrol fiyatlarının 110 doların üstünde kalmasının ÖTV’yi sıfırlayacağı ve eşel mobili etkisiz bırakacağı hesaplanıyor.) Tabi, bu analize yukarıda sıraladığımız doğal gaz da dahil ithalat faturamıza etki eden diğer tüm ürünlerdeki fiyat artışlarını da ilave etmemiz gerekir. Bir de, bu artışların beklentiler kanalıyla ikincil etkiler yaptığını da dikkate alırsak, enerji fiyatlarının bu seviyelerde kalması durumunda enflasyonda %5’e varan artışlar görebiliriz.
Savaşla birlikte borçlanma primlerimizde de artışlar görüyoruz. Öncesinde 210’lar seviyesine kadar düşmüş olan CDS oranları şimdilerde 275 baz puanlarda. Bu durum tabi ki dış borçlanma maliyetlerimizi artıracaktır. Öte yandan oldukça yüksek miktarda bir yabancı para çıkışından da söz edilebilir. 2-16 Mart arasındaki döviz rezervlerindeki azalma 30 milyar doları geçmiş durumda. Sonuçta rezerv düşüşü 19 Mart krizi sonrasındaki seviyelerde olmasa ve MB’nın TL’yi savunmak için yeteri kadar dövizi ve altını olsa bile azalış yakından izlemeyi gerektiren seviyelerde. Her halukarda bu sene MB sıkı para politikasını (gerektiğinde faizleri de artırmak kaydıyla) sürdürmek durumunda.
İşin rahatsız edici tarafı savaşın uzama olasılığının giderek artmakta olması. Öncelikle kısa vadede Hürmüz Boğazı krizinin çözülemeyeceği ve İran rejiminin içeriden veya dışarıdan müdahelerle çökmeyeceği gözüküyor. Bu da, enerji fiyatlarının yüksek kalmaya devam edeceği, ve bu durumun uzaması halinde sadece bizde değil tüm Dünyada enflasyon artarken büyüme hızlarının düşeceği anlamına gelmekte.