Artık “savaş ne zaman bitecek, petrol ve doğal gaz fiyatları nereye evrilecek, bunun bize ve dünya ekonomisine etkileri ne olacak” gibi konularda kafa yormak iyice anlamsız bir hal aldı. Trump sağolsun, değil bir gün, bir saat içinde bile bütün beklentiler bir anda 180 derece değişebiliyor. Haliyle, enerji piyasalarındaki oynaklık da anormal bir şekilde artmış vaziyette. Komplo teorilerine girmeyelim ama bu durumdan birilerinin nasipleniyor olması çok da imkansız gözükmüyor.
Ben de konuyu biraz değiştirip, günün sonunda ABD’nin kaçınılmaz olarak Körfez Bölgesi’nde azalacak olan hegemonyası ile birlikte petro-dolar olgusunun ileride nasıl şekillenebileceğine değinmek istiyorum. Körfez ülkelerinin petrol sahalarını devletleştirmeleri ve özellikle de OPEC’in kurulması sonrasında petrol ticaretinin ABD Doları üzerinden yapılmasının, esasen ABD’ye büyük bir dış kaynak girişi sağladığı ve bunun da bir tür neo-emperyalizm olduğu iddia edilir. Körfez ülkelerinin harcayacaklarının çok üzerinde dolar olarak kazandıkları paraları Amerikan varlıklarına yatırdıkları ve bu durumun da ABD’yi ihya ettiği iddia edilir. Cümlenin ilk kısmı uzun seneler çok büyük ölçüde doğru olsa da (son dönemlerde Körfez ülkeleri daha “akıllı” davranarak, bu tasarruf fazlalıklarını kendi bölgelerinde de kullanmaya başladılar), bu durumun uzun vadede ABD’yi ne kadar ihya ettiği büyük bir tartışma konusu. (Keza, son 30 yılda Çin’in de tasarruf fazlalarını rezerv olarak dolar varlıklarda tutması çok benzer ve esasen ABD açısından daha da olumsuz bir durum.)
Trump’ın ekonomi danışmanı ve Fed’in Guvernörler Kurulu üyesi Stephan Miran’ın tezi ABD’nin gelen bu paralardan aslında fayda sağlamadığı, aksine uzun vadede Dünya ticaretindeki rekabetçiliğini yitirmesine sebep olduğu yönünde. Miran’a göre, doların Dünya ticaretinde egemen olması, aynı zamanda dolar kazanan ekonomilerin neredeyse otomatik olarak kazançlarını dolarda tutmalarına sebep oluyor. Dolarda tutulan varlıkların faiz getirisi olması da bu durumu daha da cazip kılıyor. Ancak, bu fazla paralar dalgalı kur politikası nedeniyle doları olması gerektiğinden daha değerli hale getirip, ABD’nin yapısal bir cari açık vermesine ve sanayisizleşmesine sebep oluyor.
Bu noktada stablecoin’lerin (sabit kripto paralar) ve GENIUS Yasası’nın bir çözüm getirebileceği düşünülüyor. Stablecoin’ler arkasında dolar varlıkların (veya hangi ülke çıkarıyorsa o ülkenin parasının olduğu) kripto paralar. GENIUS Yasası çerçevesinde izin verilmiş kurumlar (PPSI) tarafından ihraç edilen stablecoin’lerin SEC ve CFTC gibi kurumların denetiminden çıkarılması, ihraç eden kuruluşun iflas etmesi durumunda stablecoin’lerin 1:1 oranındaki rezervler ile korunmuş olması ve bunların şirket bilançolarında “nakit benzeri” varlık olarak kabul edilme hakkına sahip olması bu ürünün hacminin çok kısa sürede 4 trilyon dolara çıkmasına sebep oldu.
Peki Petro-Dolar ticareti Petro-Stablecoin ticaretine dönüşebilir mi? Evet ve bu süreç zaten başlamış durumda. Her şeyden önce bu dönüşüm verimliliği artırıyor. Şöyle ki: Bir petrol sevkiyatını geleneksel SWIFT veya muhabir bankacılık yoluyla gerçekleştirmek günler sürüyor ve araya da birçok aracı banka giriyor. Halbuki, stablecoin kullanarak bu işlem çok daha düşük bir maliyetle saniyeler içinde yapılabiliyor. Ayrıca bu yolla bir ülke, işlemi gerçekleştirmek için stablecoin kullansa da işlemin dayanak varlığı olan doları bir rezerv olarak tutmamayı tercih edebiliyor.
Özellikle bu ikinci nokta (ticaret yapanların dolar tutma zorunluluğunun olmaması) ABD’nin 50 yıldır maruz kaldığı bu aleyhte durumu geri çevirmese bile azaltacağı düşünülüyor. Stablecoin faiz vermediği için fazla veren bir ülke elinde stablecoin tutarsa, ciddi bir faiz kaybı ile karşı karşıya kalır ve tasarrufları için başka bir yer arar. Stablecoin’lerin arkasındaki dolar varlıklarının maksimum 3 aylık ABD tahvilleri ile sınırlandırılmış olması da, ABD’ye giren fazlanın etkisini azaltacaktır. (Tarihsel olarak merkez bankaları uzun vadeli ABD tahvilleri alırdı; bu da ABD'nin uzun vadeli faiz oranlarını doğrudan baskılar ve ABD’nin uzun vadeli borçlarını finanse ederdi.)
Ancak, unutmayalım ki, gene de bir ülke elinde dış ticaretten doğan “fazla” stablecoin’leri bozdurup bu paraları ABD tahvilllerine yatırmaya devam edebilir. (Ki, bence, örneğin Çin, işine geldiği sürece bunu yapmaya devam edecektir.) Stablecoinler sadece bu durumu meşrulaştıran “bahaneyi” ortadan kaldırıyor. Eskiden ülkeler şunu söylerdi: “Ticaret için dolara ihtiyacımız var, bu yüzden ABD Hazine tahvili tutmak zorundayız.” Stablecoinler sayesinde, artık tahvil tutmak zorunda kalmadan ticaret için gereken dolara sahip olabilirler. Ancak buna rağmen hâlâ tahvil almayı seçiyorlarsa, meselenin ticari likidite değil, dünyanın geri kalanının ürettiği kadar tüketmeyi reddettiği küresel bir dengesizlik olduğu bir kez daha ispatlanmış olacak.