Sayın Şimşek, geçen haftasonunda yaptığı konuşmada yastık altında bulunan döviz miktarının 640 milyar dolar olduğunun tahmin edildiğini söyledi. Bu tabii ki imkansız bir miktar. ABD dışındaki nakit dolar miktarı yaklaşık 1.3 trilyon. Bunun yarısının Türkiye’de olması imkansız.
Bu hafta gündemde olan bir kaç farklı konuya değinmek istedim. Dün, mart ayı bütçe sonuçları yayınlandı. Hatırlanırsa şubat ayında bütçe rakamları fazlasıyla iyi gelmişti. Geçen sene şubatta 310 milyar TL açık veren bütçe bu sene şubatta 24 milyar fazla vermişti. Ancak bu durumun tek sebebi kurumlar vergisi ödeme takviminde yapılan değişimdi. 2022 yılında kaldırılan 4. dönem geçici vergi dönemi geçen sene sonunda alınan kararla tekrar geri kondu. Böylece geçen sene mayıs ayında ödenen kurumlar vergisinin kalan miktarı bu sene şubat ayına taşınmış oldu. Şubatta bu nedenle geçen seneye göre meydana gelen kurumlar vergisi artışı 366 milyardı. Bunu şubat ayı toplam gelirlerinden çıkardığımızda aslında bütçenin 342 milyar TL kadar açık verdiği görülüyordu. (Üstelik bu sene toplanan 366 milyar, geçen sene toplanan 471 milyar TL’nin çok altında. Bunun rakamlar üzerindeki büyük etkisini mayıs ayı rakamlarında göreceğiz.)
Bütçe açığı geçen senenin %12,1 altında gerçekleşmiş
Mart ayı rakamlarına göre gelirler %60,6, harcamalar ise %42,1 artmış ve bütçe açığı 230 milyar TL ile geçen senenin %12,1 altında gerçekleşmiş. 2 dönem arasında meydana gelen %30 kadar enflasyonu da dikkate aldığımızda bu ayki sonuçlar ilk bakışta müsbet gibi gözüküyor. Ancak, dahilde alınan KDV’deki %127’lik artış, büyük ölçüde bu kalemin geçen seneye göre aylık tahsilat dönemlerindeki farklılıktan kaynaklanıyor. (Mart ayı ekonomik aktivite verileri böyle bir artışa işaret etmiyor.) Öte yandan, sabit giderlerden personel giderleri ise %44 artışla enflasyonun oldukça üzerinde.
Son dönemde gündemi meşgul eden bir konu da yastık altındaki altın ve dolarlarımız. Sn. Şimşek, geçen haftasonunda yaptığı konuşmada yastık altında bulunan döviz miktarının 640 milyar dolar olduğunun tahmin edildiğini söyledi. Bu tabii ki imkansız bir miktar. ABD dışındaki nakit dolar miktarı yaklaşık 1.3 trilyon. Bunun yarısının Türkiye’de olması imkansız. Ancak Sn. Şimşek’in konuşmasının devamını dinleyince aslında sadece yastık altındaki dövizleri değil, aynı zamanda altınları da kastettiği anlaşılıyor. O zaman daha makul bir rakamdan konuşuyoruz.
Sn. Şimşek konuşmasında “vatandaşımızın altın ilgisi tarihi bir ilgi” diyor. Peki, bu neden “tarihi” bir ilgi? Evet, tabii ki özellikle kırsal kesimlerde bankacılık faaliyetlerinin yaygın olmadığı zamanlardan kalma bir alışkanlıkla tasarrufların bir kısmının altında tutulması geleneği vardı. Diğer bir neden de faize duyarlı olan mütedeyyin kesimlerde tasarruf aracı olarak faiz getirmeyen altın ve dövizin tercih edilmesidir. Ancak günümüzde bu birikimlerin bu kadar yüksek meblağlara ulaşmasında başka faktörler de etkili olabilir mi? Örneğin vatandaşımız yaklaşık 50 yıldır enflasyonun yüksek olması ve en son 2021-23 olmak üzere, dönem dönem finansal baskılama (mevduata reel eksi faiz verme) politikalarına maruz kalması nedeniyle birikimlerini korumak amacıyla altın ve dövize yönelmiş olabilir mi acaba?
Elbette, bu yönelimi hızlandıran ve artıran faktörler de mevcut. Birincisi piyasalarda altın alım ve satımının kolaylaşmış olması. İkincisi son yıllarda altın fiyatlarında meydana gelen artışların spekülatif olarak altına yatırım yapanların sayısını ciddi miktarda artırmış olması. Altın mevduatları ve altın fonlarının popülerlik kazanması da önemli bir etken. Ancak bunlar kenarından da olsa sisteme dahil oldukları için ekonomi yönetimi tarafından biraz daha tercih edilebilir. Ancak bu enstrümanlar yine de karşılığında bankaların kredi verebileceği, finansal sistemi güçlendirici enstrümanlar değil.
Döviz kredilerinin dış ticaret için verilmediği ortada
Bu durum bir ölçüde DTH’lar için de söylenebilir. Her ne kadar karşılığında döviz kredisi verilse de (ki bir kısmı MB ile döviz swap’ı şeklinde değerlendiriliyor), döviz kredisi kullanımında makro-ihtiyati tedbirler kapsamında sınırlar var. Ancak 2023 sonundan beri bankaların verdikleri döviz kredileri %68 oranında artarak 185 milyar dolara ulaşmış. Halbuki bu kredilere 2024 ortasından itibaren önce %1,5, sonrasında da %1 ve %0,5 aylık artış sınırları getirilmişti! Ayrıca bu döviz kredilerinin hangi amaçla verildiği de önemli. İhracat hacminde bir artış görülmediğine göre bu kredilerin dış ticaret için verilmediği ortada. Yatırımlar için verilmesi de mantıklı değil. Anılan dönemde şirketlerin açık pozisyonunun 70 milyar dolardan 198 milyar dolara çıkmış olması, bu kredilerin ağırlıklı olarak “carry trade” amacıyla kullanıldığını düşündürüyor. Tabii, reel sektörde böyle büyük bir açık pozisyon olması önemli bir risk ve kırılganlık unsuru.