Satır arasında bahsedilen 3 yıldır yerleşik olmama şartını tam anlamadım. Bundan artık çok yaygın bir uygulama haline gelen ve Türkiye’de vergi ödememek için kendilerini yurtdışında yerleşik gösteren Türk vatandaşları kastedilmiyordur umarım.
Hafta sonu “Türkiye Yüzyılı: Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı” adı altında yeni bir program açıklandı. Programla ilgili sunumda 4 ana strateji girişimi ortaya konmakta. Türkiye’nin özellikle Orta Koridor hattının devreye girmesiyle önemli bir “transit geçiş” ülkesi olacağı fikrinden yola çıkılarak birinci stratejik girişim olarak “Daha Fazla (Dış) Ticaret” ortaya konmuş. Salt bir lojistik koridor olarak kalmanın Türkiye’ye çok az kazanç sağlayacağının bilinciyle (sadece yol geçiş ücreti, akaryakıt satışı ve dinlenme tesisi gelirleri) program Türkiye’yi ticarete bilfiil aracılık eden bir konuma sokmayı (Hollanda, Singapur gibi) hedefliyor. Bunun için “transit ticaretten elde edilen kazançlarda mevcut yüzde 50’lik indirim oranının yüzde 100’e kadar çıkarılması” planlanmakta.
Ticaretin kâr marjı Türkiye’de kalacak
Böylece bir Türk ticaret şirketine veya çok uluslu bir şirketin Türkiye’deki bölgesel merkezine önemli bir teşvik verilmiş oluyor. Bu şekilde ticaretin kâr marjı Türkiye’de kalırken, aynı zamanda yaratılacak ekosistemden de gelir sağlanmış olacak. Transit ticaret hacminin artmasıyla antrepolar ve serbest bölgeler birer “stoklama merkezi” haline gelirken antrepolarda malların paketlenmesi, etiketlenmesi veya hafif montaj işlemlerinden geçirilmesi de ek istihdam ve değer yaratacak. (Burada, maalesef, özellikle ülkemizden geçecek Orta Koridor ile Doğu’dan Batı’ya gidecek olan malların ticaretini kolaylaştırmak ve hızlandırmak bizim bu malları üreten sektörlerimize (tekstil gibi) de ister istemez darbe vuracaktır. )
İkinci stratejik girişim “Daha fazla ihracat” olarak adlandırılmış. Bu amaçla ihracat yapan şirketlerin kurumlar vergisi %14’e, üretim yaparak ihracat yapan şirketlerinki ise %9’a düşürülecekmiş. Açıkçası şu anda zaten ihracat yapan şirketlerin pek çoğu kâr edemediği için kurumlar vergisi oranlarının düşürülmesi onlar açısından bir anlam ifade etmiyor. Öte yandan, yüksek katma değerli hizmet ihracatından (ör; yazılım, video oyunları, sağlık turizmi, eğitim, mühendislik, tasarım) elde edilen gelirlerin tamamının da kurumlar vergisinden istisna edilmesi planlanıyor. Böylece ihracat profilimizin mallardan hizmetlere kayması da hedeflenmekte.
Üçüncü stratejik girişim “daha fazla (para) çek” olarak adlandırılmış. Bu parayı çekebilmek için de yeni yabancı uyruklu yerleşiklerin (resident) 20 yıl boyunca “yurtdışı” kazançlarından bir kuruş gelir vergisi alınmaması imkanı getirilmiş. Bunun da dünyanın en uzun süreli vergiden kaçınma imkanı olduğu vurgulanmış. İtalya ve Yunanistan bu imkanı 15 yıl için sağlıyor. Ayrıca bu ülkelerde sırasıyla yıllık 300 bin Euro ve 100 bin Euro bir fiks vergi söz konusu. Yunanistan 500 bin Euro’luk bir yatırımı da şart koşuyor. Umarım biz de benzer şartlar getiririz. Satır arasında bahsedilen 3 yıldır yerleşik olmama şartını ise tam anlamadım. Bundan artık çok yaygın bir uygulama haline gelen ve Türkiye’de vergi ödememek için kendilerini yurtdışında yerleşik gösteren Türk vatandaşları kastedilmiyordur umarım.
Son olarak da her zaman olduğu gibi diğerlerinin arasına iliştirilen ve “Eve Geri Getir” olarak adlandırılan esasında “vegi barışı”ndan başka bir şey olmayan bir stratejik girişim (!) projesi var. Yatırımcı güvenini sağlayamıyoruz, gelirleri vergilendiremiyoruz, tasarruflarımızı yurtdışına kaçırtıyoruz, sonra da dövize ihtiyaç duyunca “vergi barışı”na başvuruyoruz. Vergi ahlakını bozarak ahlaki riske sebep olan bu kısır döngü daha ne kadar devam edecek?
Türkiye, salt vergi avantajları ile bir merkez olamaz
Başlıktaki soruya geri dönersek Türkiye’nin yatırım merkezi olabilmesi için güçlü hukuk sistemi, yüksek öngörülebilirlik, stabil para birimi ve derin finans piyasalarına sahip olması gerekir. Türkiye bugünkü enflasyon, politika oynaklığı ve hukuki güven eksikliği ortamında salt vergi avantajlarıyla böyle bir merkez olamaz. Sıfır vergi de olsa istenilen büyüklükte bir doğrudan yabancı sermaye akışı olmaz. DYS için hukuki güven ve makro istikrar şarttır. Lojistik koridor olma iddiası da biraz abartılı. Çin’in Kuşak-Yol projesi önemli bir rekabet unsuru. Pek çok üründe de deniz yolu daha ucuz. Savaşın Türkiye’yi ticaret yolları bakımından jeo-stratejik olarak ön plana çıkardığı tezi de tartışmalı. Bugün avantaj gibi gözüken yarın dezavantaj bile olabilir.
Evet, Türkiye bir yatırım ve ticaret merkezi olabilir, ancak bunun için vergi dışında düzeltilmesi ve şekillendirilmesi gereken pek çok unsur var.