Esasen gelirin %65’inin sermayedarda kaldığı bir ekonomide tasarruf açığı olmaz, olamaz. Ortodoks iktisatçılar ise basit bir muhasebesel milli gelir hesaplamasından yola çıkarak, yıllardır sorunun Türkiye’nin tasarruf açığı olduğu fikrine saplanıp kalmış durumdalar.
Türkiye’nin asıl iktisadi sorunu dağıtım sorunudur. Eğer siz her sene sermayenin milli gelirin %65’ini almasına izin verir, IMF sayesinde de “sermaye hareketleri serbestisi gelişmekte olan ülkeler için çok iyidir” mantrasını benimseyerek sermaye giriş-çıkışlarını full serbest bırakırsanız, olacağı budur. İşgücü milli gelirden yeteri pay alamadığı için, bu durumu bütçe açıklarına yol açan devlet harcamaları ile kompanse etmek zorunda kalır, artan borçlanma maliyetini düşürmek için zorda kalınca finansal baskılama yöntemleri kullanırsanız ve bu durum da doğal olarak tasarruf birikimi olan sermaye sahiplerini ürkütürse hem birikimlerin yurtdışına ve/veya TL dışına kaçmasına, hem de sermaye yatırımlarının hem sektörel olarak, hem de miktar olarak sub-optimal olmasına yol açarsınız. Ve bu fasit daireden kurtulmak imkansızlaşır.
Cari açığımızın kümülatif toplamı 372 milyar dolar
Esasen gelirin %65’inin sermayedarda kaldığı bir ekonomide tasarruf açığı olmaz, olamaz. Ortodoks iktisatçılar ise basit bir muhasebesel milli gelir hesaplamasından yola çıkarak, yıllardır sorunun Türkiye’nin tasarruf açığı olduğu fikrine saplanıp kalmış durumdalar. Ancak, diyelim ki dış ticaret ile meşgul sermayedarlarımız bir kısım birikimlerini yurtdışında tutsunlar. Bunu da “Transfer Fiyatlandırması (Transfer Pricing)” yoluyla yapsınlar. İhracatta düşük faturalamada Türkiye'deki ana şirket, malı yurt dışındaki (genellikle vergi avantajlı bir ülkede kurulu) kendi iştiraki olan dış ticaret şirketine piyasa değerinin altında bir fiyatla satar. Mal Türkiye'den çıkar, ancak kârın büyük kısmı yurt dışındaki şirkette kalır. İthalatta yüksek faturalama ile de Türkiye'deki şirket, ham madde veya mamulü yurt dışındaki aracı şirketinden piyasa değerinin üzerinde bir fiyatla satın alır. Böylece Türkiye'deki şirketin maliyetleri şişirilir, kârı azalır ve döviz yurt dışına transfer edilmiş olur.
2013’ten beri cari açığımızın kümülatif toplamı 372 milyar dolar. Ortodokslara sorsanız bunun sebebi tamamıyla tasarruf açığımız. Peki bunun içinde ihracatın olduğundan az, ithalatın ise olduğundan fazla gösterildiği miktar ne kadar acaba? Her sene, çok konservatif bir tahminle her 2 yönde de %6 fark olduğunu varsayarsak, birdenbire dış ticaret açığımız (dolayısıyla da cari açığımız) 359 milyar dolar azalarak neredeyse sıfırlanıyor! (Çok konservatif diyorum çünkü yapılan çalışmalar Dünya’da gelişmekte olan ülkelerde bu oranların %10-20 arasında olduğu yönünde.)
Sermayedarımızın yurtdışına gelir transferi yapmasına göz yumuyoruz
Kısacası biz (ağırlıklı olarak izlediğimiz kötü gelirler politikasından dolayı) kendi sermayedarımızın her şekilde yurtdışına gelir transferi yapmasına göz yumuyoruz. Bu durum ise özellikle iç veya dış sebeplerden kaynaklanan “sudden stop” durumlarında döviz krizine yol açıyor ve bu durumdan kurtulmak için de yerli ve yabancı yatırımcılara dolar bazında aşırı yüksek getiriler sunmak zorunda kalıyoruz. Bu gibi dönemlerde net hata ve noksan girişlerinin ve finansal olmayan şirketlerimizin dış borçlarının hızla artmış olmasındaki ana sebep de bir şekilde dışarıda biriktirilen paraların yüksek getiri fırsatını görünce geri dönmesinden kaynaklanıyor.
Burada, konunun bugünlerde çok konuşulan bir diğer boyutuna, “biz bu sıcak paracılara neden bu kadar yüksek getiri veriyoruz”a getireceğim. Gerçekten de son 24 ayda kaldıraç bile yapmadan sadece birebir dolarını bozdurup para piyasasına yatırım yapan ve geçen ay malum sebeplerden kaçan yatırımcıların dolar bazındaki kazançları anormal boyutlarda. Bu 2 yıllık dönemde para piyasası fonları %139 artış gösterirken, sepet kurdaki artış sadece %43 olmuş. Haydi diyelim ki (aslında demeyelim ama) yurtiçindeki yatırımcıya dövize ve altına kaçmamaları için böyle yüksek getiriler verdik (ve dolayısıyla gelir dağılımını daha da bozduk). Ancak, bir de kazancı alıp götüren sıcak paracı yabancı yatırımcılar var. Üstelik bunlar bugünlerde tekrar geri gelmek için daha da yüksek getiriler bekliyorlar.
Peki biz bunu neden yapıyoruz? Rezervlerimiz yüksek “görünsün” diye. Ancak, biz de onlar da ve herkes de biliyor ki, bunlar aslında bize hiç bir faydası olmadığı gibi çok yüksek de maliyeti olan tamamıyla “kozmetik” ve çok pahalı rezervler. En ufak bir “rahatsızlık” durumunda kaçıveriyorlar. Üstelik bu çıkışla birlikte, Türkiye’yi daha uzaktan takip eden oyunculara da hızla düşen döviz rezervlerimiz sayesinde ekonomimiz hakkında olduğundan da kötü bir izlenim bırakıyorlar.