Yatırımcılar, farklı risk başlıklarının gölgesinde, getiri arayışı ve mevcudu koruma dengesinin tam ortasında, 2026 gemisini yürütme çabası içindeler. 2025’ten devralınan iyimserlik, farklı kanal ve varlıklar nezdinde genişleyerek tabana yayılma eğiliminde yoluna devam ederken, itici güç olarak gelişmekte olan ülke varlıkları ve hisse senetleri karşımıza çıkıyor. Öte yandan, ABD merkezli risk dalgası, bir kez daha, tarife belirsizliği ve bunun alt başlıklarda farklı riskleri doğurması üzerinden bizleri selamlıyor.
Geride kalan yılın öncelikle ilk yarısında, devamında ise geneline yayılan global tüketici tepkisini hatırlayalım: tarife belirsizliği, negatif risk iştahı bir yana, talep kanalında ekstra canlanma yaratmış ve siparişlerin fazlasıyla öne çekilmesini tetiklemişti. Bu da birtakım olumsuzlukların gölgelenmesine ve politika yapıcıların bekle-gör pozisyonuna kaymasına zemin hazırlamıştı. Bu nedenle, enflasyon-büyüme-politika faizi tahminlerinde ön planda olmasa da sahnenin arkasında önemli tartışmalar ve belki de zaman çizelgesinde kaymalar yaşandı. Bugün, yakın geçmişi hatırlayarak hafta başlangıcı yapma gerekçemiz, yine aynı belirsizliklerin karşımıza çıkma potansiyeli taşıması. ABD’de Yüksek Mahkeme’nin tarife uygulamalarını iptalinin ardından uluslararası yatırım bankaları, yine, yeni, yeniden, ortalama tarife oranı ve ikincil etkileri üzerinden olumlu/olumsuz ayrışanlar listelerini güncelleme heyecanı içerisine düştüler. Amerikan dolarının son 1 yıldaki klasik tepkisi alışıldığı üzere zayıflama yönlü olurken, değerli metaller ise tüm yüksek oynaklıklarına rağmen, çıkar yol arayanlar için alternatif olarak belirmeye devam ediyor.
ABD başkanlık seçiminin öncesi ve hemen sonrasında yol haritamızı belirlerken merkeze aldığımız ‘yüksek belirsizlik’ teması, görünen o ki, pozisyonunu bozmadan dönem sonuna dek farklı zaman aralıklarında belirmeye devam edecek. Yatırımcıların henüz böylesi bir ortamdan rahatsız olduklarını söylemek ise kolay değil. Ne makro ne de fiyatlama evreninde majör bir değişiklik gerçekleşmemesi ve müziğin çalmaya devam etmesi, yazılan primlerin yarattığı mutluluk ile yaşamaya alışmaya kolaylık sağlıyor. Orta-uzun vadeli yıpranma ve beliren belirsizlikler ise şimdilik göz ardı ediliyor.
Tüm bu konuştuklarımızın fiyatlamalar üzerindeki en net etkisi, zayıf USD eğilimini güçlendirmesi. Bu da dış borçlanma maliyetleri üzerinden bizim gibi gelişmekte olan ülke varlıklarına olan ilgiyi canlı tutuyor. Görünen o ki küresel talepte sert bir fren yaşanmadıkça, yılın ilk aylarındaki portföy çeşitliliği düşüncesi 2026’da konuşulmaya ve tercih edilmeye devam edecek. Bir diğer önemli etki yine maliyet kanalı üzerinden düşük, daha ziyade yönetilebilir emtia fiyatları üzerinden gerçekleşiyor. Bu da cari denge kanalındaki bozulmayı yönetilebilir düzeylerde tutuyor. Nette tüm bunlar, jeopolitik riskleri kestirmenin güçlüğü bir yana, Türk lirası ve cinsinden değerlenen varlıklar açısından oyun alanını biraz daha genişletiyor.