Klasik finans teorileri yatırımcıları tamamen rasyonel varsayar, ancak gerçek hayatta insanlar risk, belirsizlik ve duygusal etkilerle karşı karşıya kalıyor. Davranışsal finans ise yatırımcıların kararlarını etkileyen psikolojik ve sosyal faktörleri inceleyerek daha gerçekçi bir perspektif sunuyor.
Lars Peter Hansen ve Eugene Fama birlikte yaptıkları “Aktif Varlık Fiyatlarının Ampirik Olarak Analizi” adlı çalışmasıyla 2012 yılında Nobel Ekonomi ödülüyle ödüllendirilen Prof. Dr. Robert J. Schiller’in davranışsal finansal bakış açısı çalışması hayvansal insan güdüleriyle ilişkilidir. Schiller, George A. Akerlof ile birlikte kaleme aldıkları “Hayvansal Güdüler: İnsan Psikolojisi Ekonomiyi Nasıl Yönlendirir ve Küresel Kapitalizm İçin Niçin Önemlidir?” isimli eserinde; “Keynes ekonomik faaliyetlerin büyük bir kısmının rasyonel ekonomik güdülerden kaynaklandığını kabul ediyordu. Ancak ekonomik faaliyetlerin daha büyük bir bölümü hayvansal güdüler tarafından yönlendiriliyordu. İnsanların ekonomik olmayan güdüleri vardır. Onlar ekonomik çıkarların peşinde koşarken her zaman rasyonel davranmazlar. Keynes’e göre bu hayvansal güdüler ekonomide görülen dalgalanmaların esas nedenidir” diyerek insanların ekonomik kararlarında rasyonel davranmayabileceklerini Keynes’e de atıf yaparak açıklamaya çalışmıştır.
Davranışsal finans, salt rakamlardan ve bu rakamları okumayı bilen rasyonel yatırımcılardan ziyade bireyleri gerçek bir insan olarak kabul etmiş, onların çeşitli faktörlerden psikolojik olarak etkilendiklerini ve bu etkiler altında finansal yatırım kararlarını verdiklerini düşünmemizi sağlamıştır. Sadece finans biliminde değil iktisat biliminde de standart modeller terk edilmeye başlanmış, bunun yerine “davranışsal ve deneysel iktisat” yöntemleri gündeme gelmeye başlamıştır.
Davranışsal finansın anlaşılması, yatırımcıların en iyi yatırım alternatifini seçmesine ve gelecekte pahalıya mal olacak hataları yapmaktan kaçınmasına yardımcı olacaktır. Klasik iktisat teorisinde tüketici davranışlarının analizinde en önemli varsayım şudur: Fiyat, gelir ve diğer değişkenlerle ilgili bilgiler kesindir ve tamdır. Seçim ve karar alma bu varsayımlar altında gerçekleşir. Oysa gerçek hayatta bireyler karar alma süreçlerinde çoğunlukla risk ve belirsizlikler ile karşı karşıyadır.
Finansta güncel kabul görmüş teoriler standart veya geleneksel finans adı altında sınıflandırılır. Standart finans temelde, “Modern Portföy Teorisi ve Etkin Piyasalar Hipotezi” ile ilişkilidir. Standart finansın, Miller ve Modigliani’nin “Arbitraj Prensipleri”, Markowitz’in “Portföy Prensipleri” Sharpe, Linthner ve Black’in “Finansal Varlık Fiyatlama Teorisi” ve Black, Scholes ve Merton’un “Opsiyon Fiyatlama Teorisi” ile geçmişte vücut bulduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Etkin piyasalar hipotezi, tüm yatırımcıların rasyonel olduğunu değil, piyasaların rasyonel olduğunu varsayar. Piyasaların geleceği öngörebileceğini kabul etmez, ancak piyasaların geleceğin tarafsız bir tahmininin yapabileceğini kabul eder. Piyasaların etkin olması, tüm piyasa katılımcılarının hisse senedi fiyatlarını etkileyen tüm bilgilere eksiksiz şekilde sahip oldukları anlamına gelmektedir. Bu nedenle piyasadaki fiyatlar tüm bilgileri yansıtmaktadır.
Etkin piyasalar hipotezi ile somutlaşan geleneksel ekonomi teorisine göre; yatırımcı davranışları karar verme sürecinde ilgili gereken tüm bilgileri içermekte ve bunun yanısıra seçim yapabildiğinden dolayı sonrasında pişman olmaması açısından yatırımcı rasyonel olmalıdır. Buna ek olarak yatırımcıların kararları optimal finansal sonuçların nedeni olarak varsayılmaktadır. Buna göre yatırımcıların verdikleri kararlar da optimal finansal sonuçlar doğuracaktır.
Ancak yatırımcılar her zaman klasik teoride geçtiği şekilde belirlilik altında ve tam rasyonel davranış sergileyememektedir. Standart finans teorileri piyasanın davranışı hakkında tahminde bulunmak için “homo economicus” konusunda kısıtlayıcı tahminlerde bulunur. Yaygınlaşan bir görüş olarak davranışsal finans ise, piyasanın davranışına bakılır, gözlemlenebilen davranışlardan onu harekete geçiren tüm ilgili faktörleri çıkarsamaya çalışılır.
Yatırımcıların belirsizlik altında nasıl karar verdiklerine dair, geleneksel finans teorilerinde, insanların son derece rasyonel davrandıkları, her türlü olasılığı ve faydayı göz önünde bulundurabildiği ve bunları sağlıklı bir şekilde hesaplayabildiği öngörülerek teoriler oluşturulmuştur. Bu teorilerde, insanın duyguları, ruh halleri tamamen devre dışı bırakılmış, çalışmalarda dikkate alınmamıştır.
Oysa yatırımcıların her zaman duyguları vardır ve hayatın birçok alanında pek çok insan kararlarına duygularını çoğunlukla karıştırmaktadır. Yatırımcılar bir robot gibi sadece analitik bir rasyonellik içinde yatırım kararı alamazlar, verecekleri kararlarda duygularının da mutlaka önemli bir etkisi olmaktadır. İşte psikoloji ve sosyoloji bilimlerinin finans bilimi ile birlikte anılmasının da temel sebebi burada yatmaktadır.