The Economist savaşın ABD açısından bir stratejisinin olmadığını yazdı. Bir uçta Trump iç politikayla da bağlantılı olarak öylesine plansız işler yapıyor ki bu yüzden her gün söylemini değiştiriyor görüşü var. Diğer yandan ABD’nin 1955 Bandung Konferansı öncesinden başlayarak İslam coğrafyasına, başlangıçta SSCB’ye karşı kullanmak amacıyla, artan bir ilgi gösterdiği gerçeği var. Üçgenin diğer ucunda petrol ve Çin etiketleri asılı duruyor. Hangisi? Muhtemelen bir bileşim çünkü Trump bu seferlik arka arkaya sahneye konulacak a, b, c planları yapmadan savaşı başlatmış olabilir. Daha ilk günden itibaren bombardımanla rejimin değişmeyeceği hemen her uzman tarafından dile getirildiğine ve şu ana kadar bu durum böyle göründüğüne göre ne bekliyor olabilirlerdi?
Evet, ABD’nin bir stratejik gelecek tahayyülü var. Yani ABD’nin bizzat kendisi de uyum sağlayan, değişen bir stratejisi var ve bu çok eski bir meseledir. 1973 Yom Kippur savaşından sonra açıkça yenilenen ve aktifleşen bu strateji İsrail ile savaşan devletlerin çökertilmesi (Mısır, Suriye, arada savaşmasa da Baas olan Irak, her savaşta vurulan Lübnan, Ürdün ve şimdi İran) ve bu arada petrol arzının kontrol edilmesi yoluyla ilerliyor. Son 50 yıla bakınca İsrail için tehdit oluşturduğu düşünülen veya İsrail ile savaşmış her ülkede rejimler değiştirildi ve ülkeler fiilen bölündü. Filistin’e olanlar da ortada. Ancak bu gerçek, yani ABD devletinin uzun dönemli stratejik planlarının olduğu gerçeği şu anki savaşta da stratejik hatta taktik bir planı olduğu anlamına gelmiyor. En kötüsünden İran’ın altyapısını öyle bir vururuz ki yıllarca belini doğrultamaz diye düşünmüş olabilirler. Ancak bu yaklaşımın da belki İsrail açısından değil ama ABD açısından riskleri var.
Peki, bugün ABD petrol fiyatlarının yükselmesine kayıtsız kalabilir veya bunu ister mi? Amerikalı tüketicinin petrolle dolaylı ve dolaysız bağlantılı harcamalarının toplam tüketim harcamaları arasındaki payı 1979 İkinci Petrol Krizi sonrası yüzde 10’a yaklaşmış. 2007-08 krizinde yüzde 4’e düştükten sonra 2010 yılında yüzde 5’in biraz üzerinde seyretmiş. Bugün de önemli olsa da eski önemine sahip değil. Öte yandan geçmişten farklı olarak ABD dev bir petrol üreticine dönüştü. Evet, üretimlerinin rezervlerine oranı çok yüksek; yani rezerv ömrü 7 yıl ve bu hayli düşük. Ama bu mesele şu anın konusu değil, belki 2030’ların konusu olabilir. Sonuç olarak ABD ekonomisinde petrol tüketimiyle GSYH büyümesi arasındaki ilişki değişmiş durumda. II. Dünya Savaşı sonrası hızlı büyüme döneminde petrol çok önemliydi ve GSYH-petrol tüketimi (talebi) ilişkisinde eğim 1,2 idi. Yani GSYH yüzde 1 artacaksa petrol tüketiminin yüzde 1,2 artması gerekiyordu. 2000’lere yaklaşırken bu oran neredeyse eski oranın 1/3’üne kadar gerilemişti. ABD’nin Venezuela hamlesi ortada ve Trump’ın İran petrollerini Amerikan şirketleri çıkarsın şeklinde bir isteği olabilir. Ama bu ABD petrole bağımlı anlamına gelmiyor. ABD petrol rezervleri zamanla artmış durumda. Şu an net ithalatçı da olsa ABD’de petrol arzı zaman zaman talebin üzerinde seyrediyor. Demek ki petrol ABD ekonomisi için eskiden olduğu kadar önemli değil ve tüketim harcamalarında petrolle bağlantılı harcamaların payı da eskisi kadar yüksek değil.
Ancak yine de ABD petrol fiyatlarının yükselmesini ya da oynaklığının artmasını istemez. Neden? –Yüksek fiyatlar hem petrol hem doğalgazdan Avrupa’yı vuruyor, enflasyona etkisi çekirdek (trend) enflasyona giriyor. Zaten yapısal olarak büyüyememe ve teknoloji geliştirememe sorunlarına sıkışmış, kımıldayamaz haldeki Avrupa’nın uzun dönemli bir savaştan çok zarar göreceği açıktır. Öte yandan petrol fiyatlarının bir ay 100 dolarda seyretmesi Rusya’nın hem petrol hem doğal gaz ihracatından cebine fazladan 60-70 milyar dolar koyması ve belki de Ukrayna savaşının maliyetini sıfırlaması anlamına gelecek. Hem enflasyon hem büyüme açısından kalıcı bir petrol şoku Avrupa için çok kötü haber ama ABD açısından da sonuçta kötü haber. Durum henüz Süveyş krizi, Arap-İsrail savaşı, İran Devrimi, İran-Irak savaşı veya doğal gazda 2022 Ukrayna savaşının başlangıcı vb. senaryolarla yarışacak vahamette değil. Dünya petrol üretiminin yüzde 10 düştüğü durumlar olmuştu. 2008 krizinde ABD ekonomisini petrol fiyatları da vurmuştu. Şu an, eskisine göre daha korunaklı da olsa ABD de kalıcı bir şoku göze alacak durumda değil.
İran’da rejim değişikliği ihtimalini çok düşük olarak değerlendirirsek ve rejimin Hamaney’in oğlunu seçerek meydan okuduğunu varsayarsak en mantıklı senaryo savaşın uzun sürmemesi. Savaş yakında bitse bile bu elbette İran’ın rahat bırakılacağı anlamına gelmiyor. Aslında İran’ı yumuşatmak, ticarete dâhil etmek Obama’nın planıydı. Ve bu az daha olacaktı fakat Trump 2016 Ocak ayında ilk dönemine başlar başlamaz İran anlaşmasını rafa kaldırdı. Trump’ın İran takıntısı yeni değil; on yıllık.