ABD yönetimindeki kişilerin durduk yere bu kadar kendilerine zarar veren tartışmalara girmeleri nasıl açıklanabilir? Hegseth’in Ezekiel 25:17’yi Tarantino’nun Ucuz Roman filmindeki çakma sürümünden mi alıntıladığı tartışılırken –ki bu doğru olmayabilir çünkü askerlerin söylediği başka ve değiştirildiği açık olan sürüme gönderme yapıyor ki zaten o sürüm Tarantino’nun filmindeki değiştirilmiş versiyona çok benziyor - işler iyice karıştı çünkü daha beteri oldu. ABD Başkan Yardımcısı “haklı savaş” doktrinini Papa’dan daha iyi bildiğini iddia edince durum iyice tuhaflaştı. Zaten Trump’ın kendisini Hz. İsa gibi resmeden yapay zekâ fotoğrafı paylaşması –sonra silmiş- ABD devletinde üst düzey görev almış birçok kişinin onun akıl sağlığı konusunda yorum yapmasına –bir kez daha- yol açmıştı. Ama Vance de aynı kafada gibi görünüyor. Papa’ya teoloji öğretmek akıl karı değil. Ayrıca siyaseten de anlamsız çünkü ABD’de 53 milyon kadar Katolik var. Onlarca yıldır iyi kötü süren Katolik-Evanjelist ittifakını sarsacak adımlar neden atılır? Peki, Bu adamların derdi ne, konu nedir? Konu savaş eğilimi ve bu adamlar büyük oynamak istiyorlar. Trump’a gösterilen siyasi bağlılığın teolojik bağlanmaya üstün gelmesini istiyorlar. Öyle ki Papa bile Trump’ın, şimdi de Vance’ın hem siyasi hem “teolojik” otoritesini tanımalı. O kadar ilahiyat konusu içinde “haklı savaş” doktrinini tartıştırmanın başka anlamı olamaz gibi görünüyor. Bakalım.
Kelsen’in, pasifist olmamakla birlikte, “haklı savaş” –just war- doktrininden uzaklaşarak uluslararası ve ulusal hukukların tek bir bütün oluşturacakları ve devletlerin davranışlarını yargılayacak ve cezalandıracak olanın bu tekil hukuk olacağı görüşünü savunduğu iddiası edilmişti. “Haklı savaş”, başlangıçta ikisi örtüşseler de dini nedenlerle yapılan “Kutsal Savaş” –Holy War; Cihat- değildir. “Haklı savaş” dünyevi nedenlerle yapılan, nedenleri haklı olan ve aynı zamanda düşmanı yok etmeyen, sonuçları ve yürütülüşü itibariyle kısıtlara tabi savaş demektir ve adaleti içerir. Bu noktada “haklı savaş” – “adil savaş” da denilmekle birlikte bu çeviri tam olarak istenileni anlatmaya yetmez; adil savaş demek doğrudan savaşın yapılış biçiminin adil olması anlamına gelecektir- doktrinine yaklaşmış oluyoruz ki başlı başına kapsamlı bir alan oluşturuyor. Ancak hem teolojide var hem de Gratian’ın teolojiden ayırarak gerçek bir hukuk yapmaya çalıştığı Canon Law “haklı savaş” doktrinine yer veriyor. Gratian’ın görüşü tipik sayılabilir: Askerlik –savaş- günah değildir eğer zenginlik elde etmek için yapılmıyorsa ki aynı tez kamu yönetimi için de geçerlidir. Savaş “haklıdır” eğer yaraları iyileştiriyorsa. Yani açıkça Hristiyan erdemlerinden merhamet (ilahi aşk) –charity; love- zikrediliyor. Bu da “haklı savaş” çevirisini daha doğru bulmamızı destekliyor çünkü Gratian’a göre Hristiyan erdemi olan Caritas –charity- önde sayılmış, Pagan erdemi olan Iustitia birinci sıraya konulmamıştır.
Esasen savaş öncesi savaşa gitme kararını düzenleyen haklı savaş kuralı ius in bello, savaş başladıktan sonra nasıl davranılacağını düzenleyen kural ise ius ad bellum olarak ayrılmıştır. Savaş öncesi adil olmayan bir durum olmalı ve savaş bu durumu düzeltme amacını gütmelidir ki elbette o zaman Tanrı da durumu böyle görecektir. Burada “yaraları iyileştirmek” tezi vardır. “Merhamet” kanıtının St. Augustinus’tan geldiğini ve Tommaso d’Aquino’nun da caritas’ı ilk sıraya koyduğunu belirtelim. Kavramın Roma’nın son, Hristiyanlığın ilk yüzyıllarındaki geliştirildiği biliniyor. Keith Gomes’in 2014 tarihli doktora tezi “haklı savaş” kavramının dini ve tarihi kökenlerini detaylı biçimde anlatıyor. “Haklı savaş” yaraları iyileştirmek, merhamet göstermek ile ilgilidir.
Erken Orta Çağ’dan, Tertullian ve St. Augustinus dönemlerinden Grotius ve Pufendorf’a kadar uzanan iki Hristiyan doktrini söz konusudur. İlkinde savaşa katılmamak, din uğruna şehadeti kabul etmekle beraber “cinayet işlememek” (savaşta bile olsa), seküler otoritenin işlerinden mümkün mertebe uzak durmak vaaz edilirken ikincisinde St. Augustinus’un Romalı General Bonifacius’a –elbette general de Hristiyan’dır- mektubundan yola çıkılarak “haklı savaş” uygun görülür. General barbarlara karşı savaşmalıdır ama davranışlarını «giustizia» (adalet) yönlendirmeli ve savaş «benevola severità» (iyi niyetli ciddiyet) ile gaddarlık olmadan sürdürülmelidir. Hristiyanlığın ilk yüzyıllarından kalan ilk görüş sonraları 12-14. Yüzyıllar arası Kuzey İtalya’da ve Güney Fransa’da ‘Kathar sapkınlığı’, 14. Yüzyılda İngiltere’de John Wycliffe ve aşağı yukarı aynı dönemde Bohemya’da Petr Chelčický’nin başını çektiği Jan Hus’un ‘aşırı’ taraftarları arasında devam etmiştir. Elbette ikinci tezi Kilise sahiplenmiş ve bu tez sonraki yüzyıllarda, özellikle klasik skolastik dönem boyunca işlenmeye devam edilmiştir. Örneğin “haklı savaşın” amacını Papa Gregorio Magno’dan aktaran Fumagalli «con lo scopo di allargare i confini del regno in cui il Dio vero è adorato» demişti. Burada “haklı savaş” Hrıstiyanlığı yaymak anlamına gelebiliyor ki Vance herhalde buna benzer bir şey söylemek istiyor.
Daha ileri giderek, “haklı savaşın” insanın iki doğasından –la duplice natura dell’uomo- birine dair kural koyma ihtiyacından doğan bir kavram olduğunu, iki hukukun”, giderek “iki kılıcın” bir başka yansıması olarak görülebileceğini iddia edebiliriz. İki doğa vardı: Hz. Âdem’in cennetten kovulması öncesinden gelen ilahi doğa –la natura edenica- ve “düştükten” sonra bu dünyada edinilen ama Kilise tarafından düzeltilmesi ve dizginlenmesi gereken doğa –la natura dell’uomo in via, l’uomo come via della Chiesa. İlkinde savaş söz konusu olmayacağı, ilahilikle donatılmış Hristiyan zaten savaşmayacağı için “haklı savaş” doktrinine haliyle ihtiyaç kalmayacaktır.
Büyük oynamak istiyorlar ama baltayı taşa çarpma ihtimalleri çok yüksek. Bir Augustinian olan –yani “haklı savaş” doktrinini çok iyi biliyor olduğu kuşku götürmez olan- Papa’ya bu konuda ders vermeye kalkışmak, bir kez daha, ABD yönetimindeki insanların en hafif tabirle “tuhaf” insanlar olduğunu gösteriyor. Yeni işaretlerin ışığında bu insanların İran’la savaşa hesap kitap yaparak girdiklerine inanmak giderek zorlaşıyor. Daha kötüsü bunların yarın hangi mantıksız nedenle nerede sorun çıkaracaklarını öngörmek mümkün değil. ABD’nin devlet olarak uzun dönemli planları elbette var ancak bu ayrı ancak mevcut yönetimin hiçbir rasyonalitesi kalmamış olabilir. İmparatorlukların uzun vadeli planlarının olması verili bir anda bir yönetimin bu planlara uymayan adımlar atmasına engel olmayabilir. Bu son olayların bir rasyonalitesi varsa olsa olsa şudur: Katolik-Evanjelist ittifakını politik üstbelirlenmeyle yeniden tanımlamak istiyorlar. İstiyorlar ki Katolikler de Evanjelistler de Trump yönetimi ne yaparsa onaylasınlar, bütün savaşları “haklı” bulsunlar, hepsinde “dini bir hale” görsünler; ama bu o kadar kolay değil.