Almanya’nın Ankara Büyükelçiliği Gıda ve Tarım Müsteşarı Philipp Raschke ile sohbet ederken, Türkiye gibi bir tarım ülkesinde tarım yazan çok az gazeteci olduğunu belirttikten sonra “Türkiye tarımını sizden takip ediyorum” dediğinde, Nezih Demirkent’in uzak görüşlülüğünü, vizyonunu bir kez daha takdir ettim.
Bugün 11 Şubat, tarım yazarı olmamı sağlayan Nezih Demirkent’i sonsuzluğa uğurlamamızın üzerinden tam 25 yıl geçti. O’nu kaybedeli çeyrek asır oldu. Ama hiçbir zaman unutulmadı, unutulmayacak.
Defalarca yazmama, anlatmama rağmen yıllardır gittiğim her yerde benzer sorularla karşılaşıyorum.
- “Tarıma olan ilginiz nereden geliyor?”
- “Tarım yazarlığına nasıl başladınız?”
- “Hangi ziraat fakültesinden mezunsunuz?”
Bu sorulara bıkmadan, usanmadan ve gurur duyarak yanıt veriyorum. Çünkü her seferinde Nezih Demirkent’i saygıyla ve minnetle anmama vesile oluyor. Ustam Sadullah Usumi’yi hatırlatıyor. Tarımın ve tarım yazarlığının önemini anlatma imkanım oluyor.
Geçtiğimiz hafta Almanya’nın Ankara Büyükelçiliği Gıda ve Tarım Müsteşarı Philipp Raschke ile sohbet ederken, Türkiye gibi bir tarım ülkesinde tarım yazan çok az gazeteci olduğunu belirttikten sonra “Türkiye tarımını sizden takip ediyorum” dediğinde, Nezih Demirkent’in uzak görüşlülüğünü, vizyonunu bir kez daha takdir ettim.
Yukarıdaki soruların yanıtını bilmeyenler için tekrar hatırlatayım. Öncelikle, ziraat fakültesi veya tarımla ilgili bir bölümden mezun değilim. Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu (bugünkü adıyla İletişim Fakültesi) Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü’nden 1987 yılında mezun oldum.
Genco Erkal ile röportaj
Öğrencilik yıllarımda İzmir’de Şair Hüseyin Yurttaş’ın yayınladığı Dönemeç dergisine haber, söyleşi yaparak amatör gazeteciliğe başladım. Yayınlanmış ilk röportajım Genco Erkal ile yapmıştım. Böyle bir başlangıç benim için her daim gurur verici oldu.
Üniversite 3.sınıfta iken, o dönem Anka Haber Ajansı’nın İzmir Temsilcisi Tülay Cengiz’in yanında stajyer olarak çalışmaya başladım. Erdal İnönü’nün ara seçimde İzmir’den milletvekili adayı olduğu seçim kampanyasını Anka adına izledim.
Bu iki örnek şundan önemli; kültür sanat veya siyaset alanında çalışabilirdim. Ama ekonomiye, tarım yazarlığına yönelmem Nezih Demirkent sayesinde oldu.
Ödül olarak ilk yurtdışı gezisi, Paris
Ege Üniverstesi’nden mezun olduktan sonra Dünya gazetesi İzmir bürosunda ekonomi muhabiri olarak çalışmaya başladım. Yazdığım haberler gazetenin kurucusu Nezih Demirkent’in dikkatini çekti. Haberlerim üst üste manşet olunca ödül olarak beni Paris’e gönderdi. Bir şirketin bayiler toplantısıydı. İstanbul’dan gazeteciler davet edilmiş, Nezih Bey benim katılmamı istemişti. İzmir’den geziye katılan tek gazeteciydim. Nezih Bey sayesinde ilk kez yurtdışına çıktım.
Sonra İstanbul’da Dünya gazetesinin merkezinde çalışmamı istedi. O güne kadar İstanbul’a hiç gitmemiştim. İzmir’e de üniversiteyi kazanınca gelmiş, çok sevmiştim. İstanbul’dan korktuğum için, İzmir’i de çok sevdiğimden açıkçası gitmek istemedim.
Nezih Bey, birkaç kez İstanbul konusunu gündeme getirdi. Ben her defasında bir bahane bularak gitmedim. Henüz askere gitmemiştim. Asker dönüşü olabilir dedim. Asker dönüşü İstanbul’a gidip gazetenin o zamanki merkezi olan Cağaloğlu’nda Nezih Bey ile konuştum. Aklım, gönlüm İzmir’deydi.
İzmir’e döndüm muhabirliğe devam ettim. Bir süre sonra Nezih Bey’in isteği ile İzmir bürosunun haber müdürü olarak çalışmayı sürdürdüm.
Tarım yazmamı 30 yıl önce istedi
Temmuz 1996’da Nezih Bey İzmir’e gelmişti. Gazetede sohbet ederken, “İstanbul’a gelmeni istedim ama bizi oyaladın, gelmedin. Senin kalemin çok iyi, bize köşe yazmanı istiyorum” dedi.
Doğrusu çok mutlu oldum. Lise yıllarında Ankara’da, Uğur Mumcu’nun, Aziz Nesin’in imza günlerine, söyleşilerine giderdim. En büyük hedeflerimden birisi Onlar gibi yazar olmak, köşe yazarı olmaktı. Köşe yazarı olma sevincimi henüz tam yaşamamışken Nezih Bey, “tarım yazmanı istiyorum” dedi. Ne diyeceğimi bilemedim. Ben yazayım da kim okuyacak dedim.
Nezih Bey’i tanıyanlar hatırlayacaktır, konuşurken bile sigarası ağzında, bir öğretmen edası ile konuşurdu. Uzun uzun tarımın önemini anlattı.
Hatırladığım kadarıyla şunları söyledi: “Türkiye tarım ülkesi, nüfusun yarısı kırsalda ama basında yer almıyor. Köylüler gazete okumuyor diye biz onların dertlerini, sorunlarını yazmayacak mıyız? Biz gazeteciyiz her kesimin sorunlarını, dertlerini yazarak gündeme taşımamız lazım. Ayrıca, tarım demek sadece tarlada çapa yapan köylü değil. Bunun ilacı, gübresi, tohumcusu, bankacısı, dış ticareti var. Nüfusun yarısı tarımda ama tarımı yazan bir tek Sadullah Usumi var. O da benimle yaşıt, yarın ölse tarımı yazacak kimse kalmayacak.”
“Çiftçi Dostu” Sadullah Usumi
Burada bir parantez açmakta yarar var. O dönemde medyada Cumhuriyet gazetesinde “Çiftçi Dostu” adlı köşesinde tarım yazan bir tek Sadullah Usumi vardı. İki dönem milletvekilliği yapmış Sadullah Usumi siyasete girse de iyi bir gazeteciydi. Gerçekten de çiftçi dostuydu. Tarım yazmaya başladıktan sonra yakından tanıdığım, birlikte birçok toplantıya, çiftçi eylemine katıldığımız, ustam Sadullah Usumi 30 Eylül 2002’de yaşama veda etti. Saygıyla anıyorum.
Ben biraz heyecanla ve biraz da endişeyle dinlerken Nezih Bey devam etti: “Sen bu konuda kendini geliştirir, uzmanlaşırsan yarın öbür gün herkes sana danışır. Bunu başaracağını biliyorum. Onun için sana bu görevi veriyorum. Uzmanlaşırsan tarımı en iyi bilen sen olursun. Gazetenin başına bir şey gelse bir tarım mecmuası çıkarır ekmeğini oradan kazanırsın. Geleceğin de garanti olur. İşsiz kalmazsın.”
Tarım çok daha önemli olacak
Nezih Bey, o günkü konuşmasında müthiş bir gelecek vizyonu çizdi. Tarımın gelecekte daha önemli olacağına dikkat çekti. Konuşmasını beni de çok rahatlatacak şu sözlerle bitirdi: “Merak etme, ben sana destek olurum.”
Uzak görüşlülüğünü her geçen gün daha da çok takdir ettiğim Nezih Bey, tarım konusunda o gün ne dediyse geçen zaman sürecinde hepsi gerçekleşti. Öngördüğü gibi tarım, Türkiye ve dünya için en önemli sektörlerden birisi oldu.
2019 yılında dünyayı sarsan koronavirüs pandemisi ile birlikte tarımın, gıdanın önemi her zamankinden daha çok arttı. Korumacılık, gıda milliyetçiliği arttı. Tarım ve gıda daha çok konuşulur oldu.
Türkiye’de de sosyal medyada, televizyonlarda tarım üzerine tartışmalar yapılıyor. Programlar yapılıyor. Bu işe gönül veren, araştıran, okuyan, çiftçiyle, sanayiciyle, ihracatçıyla konuşarak en doğru bilgileri verenler olduğu gibi, yalan yanlış bilgi verenler de var. Her alanda olduğu gibi tarımda da doğru bilginin önemi her zamankinden daha çok arttı.
O yıllarda tarımı ekonominin sırtında yük olarak görenler, tarımın sorunlarını dile getirmeyi “popülizm” olarak damgalayanlar, çiftçileri kapısının önünden geçirmeyen finans kurumları, “köylü” diye küçümseyerek tarıma tavır takınanların hepsi tarımcı oldu. Tarım hemen herkesin gündeminde. Buna bağlı olarak tarımın da medyası oluştu.
Tarım olmazsa ne olur?
Bundan tam 28 yıl önce “Tarım olmazsa..” başlığı ile yazdığı yazı, tarımı ne kadar önemsediğini gösteriyor. Bu yazıyı daha önce de paylaşmıştım. Nezih Bey’in tarım konusundaki duyarlılığını yansıtan bu yazı aynı zamanda aradan 28 yıl geçse de sorunların pek değişmediğini gösteriyor. Yazı, ne yazık ki güncelliğini koruyor. Yazının bir bölümü şöyle:
Tarım olmazsa...
(…)
Yakın zamana kadar tarım ülkesi olan Türkiye’de şimdi sektör dertli. Hayvancılığı yok ederek Doğu’yu perişan edenler, şu günlerde tarım sektöründen yükselen seslerle de meşgul değiller. Zeytinyağı ile uğraşanların önemli sorunu var. Pamukta üretici sokağa döküldü, pancar ekicisi dertli. Bakliyatta bugüne kadar yaşanmamış olaylar gündeme geldi. Özetle nereye el atsanız sorunla karşılaşıyorsunuz. Çünkü bir tarihlerde kendi ihtiyacını karşılayan Türkiye, şimdi ele güne muhtaç hale geldi veya getirildi. Bunun bilinçli yapıldığını ileri sürenler bile var. Tarıma destek verdiklerini sananlar, aslında köstek oluyorlar. Partizanlık ülkeyi sarınca üç beş kişinin cebine beş on kuruş koymayı yeterli görenler köylüyü perişan ettiler.
Tarımın zor bir sektör olduğu aşikar. Bizim vatandaşımızın toprağa bağlı olduğu da malum. Sanayileşme uğruna, tarımın ihmal edildiğini itiraf etmek gerekiyor. Zira bu sorunları çözmek için kafa yormak gerekiyor, çalışmak şart oluyor. Bir kaç kişinin mutluluğu yetmiyor. Nitekim bir üretici, “Artık fasulye ve nohut yemek lüks haline geldi, bir tarihlerde bolca ihraç ettiğimiz mercimeği bile satın almaya başladık. Bunun nedeni tarımda gerçekçi politikaların izlenmemesi diyerek dertlerini ortaya koyarken, Tarım Bakanı’ndan ve bakanlıkta çalışan uzman kişilerden şikayet etti. “Onları Allah’a havale ettim” diyerek sözünü noktaladı.
Partizanlığın bu boyutlarda geliştiği bir ülkede, ciddi konuların tartışılması düşünülemez. Tarımın sadece fındık veya fıstık olmadığını öğrenmek gerekir. Bunu bilmezseniz ülkenin dört bir yanından yükselen sorunlardan da rahatsız olmazsınız. Türkiye tüketen toplum olsa da önce kendisi için gerekli olanı üretmelidir. Aksini düşünecek bir devlet olur mu?” (1 Ekim 1998 Dünya gazetesi)
Öyle görünüyor ki, yıllar geçse de güncelliğini yitirmeyen bu yazıdan da ders almalıyız. Tarım olmazsa neler olabileceğini koronavirüs salgınında gördük.
Özetle, her konuda olduğu gibi, tarım konusunda da duyarlılığı ile bilinen ve uzman gazeteciliğe değer veren Nezih Demirkent tarım yazarı olmamı sağladı. Ne kadar teşekkür etsem az kalır. Ölümünün 25. Yılında saygıyla, özlemle anıyorum.
Prof. Dr. Işın Demirkent’e saygıyla
Nezih Demirkent’in yol arkadaşı, saygıdeğer eşi Prof. Dr. Işın Demirkent yine bir şubat günü 3 Şubat 2006’da yaşama veda etti. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Ortaçağ Tarihi Kürsüsü’nde asistan olarak başlayan tarih araştırmaları serüveni onu kendi alanında dünyanın en önemli tarihçilerinden biri yaptı. Ortaçağ Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığı, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Türk Tarih Kurumu asil üyeliğinin yanı sıra uluslararası tarih kurumlarında görevler üstlendi. Haçlı Seferleri, Haçlı Devletleri ve Bizans İmparatorluğu konusunda dünyanın sayılı uzmanlarındandı. Eserleri ile iz bırakan Prof. Dr. Işın Demirkent’i ölümünün 20. yılında, saygıyla anıyorum.
İlk ekonomi gazetecisi; Fasih İnal
Türkiye’nin ilk ekonomi gazetecisi olarak bilinen Fasih İnal ile uzun süre Dünya gazetesinde çalıştık. Fasih Bey,15 Şubat 1998’de yaşama veda etti. En karmaşık konuları bile en anlaşılır, yalın bir dille yazan Fasih İnal, mevzuat konularında, tekstil, madencilik ve diğer birçok alanda uzman gazetecilik yaptı, yazılar yazdı. Saygıyla anıyorum.