Küresel ticaret savaşlarından genişleyen bölgesel sıcak savaşlara doğru ilerlediğimiz bugünlerde geçtiğimiz haftaki yazımda İran-İsrail-ABD savaşının ekonomik etkileri üzerine kısa bir değerlendirme yapmıştım.
Konunun dış ticaret tarihi yönünden önemini sizlere hatırlatmak üzere Merkantilizm’den Trumpizm dönemine geçiş dönemini bu haftaki yazımda incelemeye çalışacağım.
Uluslararası ticaretin ilk kez bilimsel bir yöntemle incelenmesi Adam Smith’in 1776’da yayımlanan ünlü eseri “Ulusların Zenginliği” ile başlamaktadır. Daha sonraki dönemlerde bu teoriye David Ricardo, John Stuart Mill, Alfred Marshall, Eli Heckscher, Bertil Ohlin, John Maynard Keynes, Jacob Viner ve Paul Samuelson önemli katkılarda bulunmuşlardır.
Yeni kurulan ulus devletlerin ekonomi doktrini merkantilizm oldu
Merkantilist dönemden önce dünyada çok yaygın bir dış ticaret faaliyetinden bahsetmek mümkün değildir. Açıkçası bu gelişmenin tek istisnası Uzakdoğu ile Avrupa arasında yaşanan ve Türkiye’yi bir köprü durumuna getiren “İpek Yolu’dur.
Hatırlanacağı üzere merkantilist dönem feodalitenin yerine ulusal devletlerin kurulmakta olduğu bir dönemdir. Yeni kurulan ulus devletlerin resmi ekonomi doktrini merkantilizm olmuştur. Merkantilist anlayışına göre dış ticaret politikasının temel amacı ülke hazinelerinin altın stokunu artırmasıdır. Temelde oldukça yoğun bir şekilde ilerleyen devlet müdahaleciliğine dayanan bir doktrindir.
Bu sistemde ülkeler ihracatlarının artırılmasına birinci derecede önem verirler. Ekonomide mamul mal ithalinin kısıtlanması öngörülmektedir. Ancak hammaddelerin ithalatı serbesttir. Merkantilist doktrine göre dünya serveti (altın veya gümüş stoku) sabittir. O nedenle dış ticaret yapan ülkelerin arasında daima bir çelişki söz konusudur. Dolayısı ile ticaretten bir taraf kârlı çıkarken diğer taraf aynı ölçüde zarara uğramaktadır.
Sanayi devriminden itibaren (üretimde kas gücünün yerine buhar gücünün kullanılması ile) ekonomide merkantilist anlayışın yerini liberal görüşler almaya başlamıştır. Sanayi devrimi İngiltere’den başlayarak dünya genelinde hızlı bir üretim artışı gerçekleşmesine sebep olmuştur. Ekonomilerde yüksek üretim yeni pazar gereksinimlerini doğurmuş bu durumda ülkeler arasında serbest ticaret ile ilerleyen liberal ekonomi anlayışının yaygınlaşmasına yol açmıştır.
Merkantilistlerin temel sorusu bir ülkenin nasıl ekonomik ve siyasi güç sahibi olacağı şeklinde olmuştur. Günümüzde Trump ABD’nin son yıllarda Dünya ticaretinde ülkesinin Çin karşısında azalan payını tersine çevirmek üzere ticaret savaşını 2017 yılında başlatmıştır.
Merkantilizm döneminde zenginliğin kaynağını oluşturan değerli metaller altın, gümüş iken, günümüzde bu metallere ilave olarak neodimyum, disprozyum, terbiyum, lityum, kobalt, platin, rodyum, paladyum gibi nadir metaller üzerinden ticaret savaşları sürmektedir.
Neodimyum ve disprozyum, elektrikli araç motorları ve rüzgar türbinlerinde kullanılan güçlü mıknatısların üretiminde kritik metallerdir. Akıllı telefonlar, bilgisayarlar, lazerler, tıbbi görüntüleme cihazları ve bataryalarda yüksek performans için nadir metaller yoğun olarak kullanılmaktadır.
Öte yandan dünyadaki toplam değerli maden miktarı sabittir, dolayısıyla uluslararası ekonomik ilişkiler de bir sıfır toplamlı oyundur. Ülkelerin zenginleşebilmesi için dış ticaretleri düzenli olarak fazla vermeli, ihracatları ithalatlarından daha fazla olmalıdır.
Günümüzde ihracatçı sektör ve şirketlere yoğun teşviklerin veriliyor olması, ithalatın gümrük tarifeleri ve kotaları ile sınırlandırılıyor olması 16.yy. ile 17.yy. döneminden devrolan eski alışkanlıkların yeniden tezahür ediyor olması şeklinde değerlendirilebilir.
Merkantilist ekonomi politikası, korumacı dış ticareti öngörmektedir. Ticarete getirilen sınırlamalar zaman içerisinde pazar daralması ile karşılaşılmasına yol açmaktadır. 2018 1. Trump dönemi ile ilk adımları atılan küresel ticaret savaşları 2025 2. Trump dönemi ile birlikte oldukça ivme kazanmış durumdadır.
Hatırlanacağı üzere 1991 SSCB’nin dağılması ile birlikte uluslararası ticarette kabul görmeye başlayan bir politika olarak hayatımıza giren liberal ekonomik görüşler, Dünya üretiminin ticareti önünde hiçbir engel bulunmadığı durumlarda en yüksek seviyeye ulaşacağını savunarak küreselleşme döneminin önünü açmıştı.
Dünya Ticaret Örgütü’nün özgül ağırlığı hızla aşınıyor
Ancak Trump, günümüzde ABD’nin ekonomik ve esasında siyasi çıkarlarının zedelendiğini düşünerek çeşitli varsayımlar altında küresel ticarete müdahalelerde bulunmaktadır. 2017 yılından itibaren ekonomik müdahaleler ile başlayan süreç son dönemde askeri müdahaleler şeklinde hızlanan oldukça sıcak ve kırılgan bir ortamda ilerlemektedir.
Dış ticarette engellerin ortadan kaldırılması, serbest ticaretin güçlendirilmesi amacıyla kurulmuş olan dünya ticaretinin en önemli kurumu olan Dünya Ticaret Örgütü’nün (WTO) özgül ağırlığı hızla aşınmaktadır.
Geçmişte dış ticaretin ekonominin motoru olduğu tezini haksız çıkarmak üzere adımlar atmaya devam etmekte olan Trump’ın ikinci başkanlık döneminin tarihe büyük notlar bırakacağını bugünden söyleyebiliriz.