Nisan ayına ilişkin tüketici enflasyon oranı (TÜFE) aylık %4,18 ile piyasa katılımcıları anket beklentisinin (%2.93) oldukça üzerinde geldi. Yıllık manşet enflasyon oranı da %32,40 seviyesine yükseldi. Mevsimsel etkilerden düzeltilerek hesaplanan manşet enflasyon oranı son 20 ayın en yüksek düzeyine yükselmiş bulunuyor. Bu oran ile Türkiye enflasyonda Arjantin’den sonra Dünya 5.’liği ile Avrupa’da 1.’lik sıralamasına sahip durumda.
Geçtiğimiz ay için enflasyon oranında yaşanan şokun temel sebebi olarak Şubat ayı sonunda başlayan İran-İsrail-ABD savaşının etkisi ile gerçekleşen küresel enerji fiyatlarındaki artış olduğu kabul edilebilir bir gerçektir. TÜFE içerisinde yer alan enerji kalemindeki aylık artış %14 seviyesinde. Devletin fiyatlarını belirlediği yönlendirilen ve yönetilen grup içerisinde yer alan maddelerde Doğalgazda %44, Elektrikte %17 ve Akaryakıtta %9 düzeylerinde aylık fiyat yükselişleri yaşandı.
Temel mallardaki aylık enflasyon son 2 yılın en yüksek düzeyinde
Ancak yüksek enflasyon katılığının bir diğer sebebi içerisinde düzenli olarak yer alan gıda ve alkolsüz içecekler grubu aylık %4’e ve yıllık %35’e yakın düzeylerde fiyat artışı ile önemini korumaya devam ediyor.
Aylık bazda temel mallardaki enflasyon yükseliş problemi olağan seyrinde devam ediyor. Bu grupta aylık %4 seviyenin üzerinde fiyat artışı son 2 yılın en yüksek düzeyinde. TÜİK ölçümlerine göre 2026 yılının Ocak-Nisan dönemindeki yaşanan enflasyon toplamı %14,6 ile TCMB’nin 2026 yılı %16’lık yıllık enflasyon hedefini hemen hemen yakalamış durumda.
Hatırlayacak olursak Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek göreve geldiği Mayıs 2023’te TÜFE oranı %38,21 düzeyindeydi. O tarihlerde bakan izlenecek dezenflasyon programı sayesinde enflasyon ile mücadelede 2-2.5 yıl içerisinde kesin sonuç alınacağını her platformda ifade ediyordu. Ancak göreve geldikten sonra TÜFE 2024 Haziran ayında %71,60’a kadar yükseldikten sonra 2024 yıl sonu için %33 enflasyon hedefini açıklamış ancak 2024 yılını %44,38 düzeyinde kapatmıştık. Göreve geldikten 4 ay sonra 2023 Eylül’de 2025 yıl sonu hedefi için ise %9,9 hedefini ilan etmişti. 2025 yıl sonunda enflasyon %30,89 olmuştu.
Genel seçim sonrasından itibaren geçen 3 yıllık oldukça uzun bir zaman zarfında, işin en dramatik tarafı ise ifade edilen dezenflasyon programı bir taraftan katı kontrollü döviz kuru sistemi ile TL’de kontrollü değerlenmeyi hedeflerken, diğer taraftan sabit ve dar gelirli kesimler üzerindeki ücret baskısını olağanca şiddette sürdürüyor olmasıydı. Asgari ücretliler ve düşük maaşlı çalışanlar, emekliler gibi toplumun büyük bir kesiminin alım gücü geçen 3 yıl içerisinde hem gerçekleşen yüksek enflasyon ile hem de reel vergi artışları altında hızla eritildi.
SSK ve Bağ-Kur emeklilerin zam oranı 4 aylık enflasyonun altında kaldı
SSK ve Bağ-Kur emeklilerine 2026 Ocak ayında yapılan %12.19’luk maaş artışı, açıklanan Nisan 2026 enflasyon oranı ile yıl başından itibaren gerçekleşen enflasyonun altında kalmış oldu. En düşük emekli maaşı yıl başında 20.000 TL’ye asgari ücret ise 28.075 TL’ye çıkarılırken Mayıs 2026 itibarıyla açlık sınırı 34.586 TL’ye, yoksulluk sınırı ise 112.660 TL’ye yükselmiş bulunmaktadır.
Rakamlardan da rahatlıkla anlaşılacağı üzere ücretli kesim üzerinde dezenflasyon programı oldukça yoğun bir mesai harcamış durumdadır. İfade edilen programın ana hedefi 3 yıldır başarılı olmaz iken enflasyon ile mücadelede teşhisin de yanlış kurgulandığını gördük. TCMB’nin 2023 yılında enflasyon ile mücadelede para politikası sıkılaştırma hamlelerinde geç ve ürkek adımlar atmış olmasının yanında ekonomide talep kaynaklı bir enflasyon problem olduğuna dair varsayım üzerinden hareket edildiğini müşaade ettik.
Ancak Aralık 2021-Mayıs 2023 arasında dönemin Hazine ve Maliye Bakanı olarak görev yapan Sayın Nureddin Nebati tarafından izlenen irrasyonel heteredoks ekonomi politikalarının yansımalarının gerçekleştiği 2023-2024 yıllarını, yükselen enflasyon ile mücadelede doğru kullanmadık. 2025 yılında içsel bir şekilde yarattığımız 19 Mart müdahalesi ile başlayan döviz kuru şoku kaynaklı enflasyon artışının ardından 2026 yılında dışsal bir küresel arz şokunun enflasyonist etkisi altındayız.
Özellikle 2018 başkanlık sistemine geçiş süreci ile enflasyon oranındaki yükseliş eğilimi belirginlik kazanmıştır. 2017 Ocak ayında TÜFE oranı %9,22 iken 2017 Aralık enflasyonu %11,92 seviyesindeydi. 9 Temmuz 2018 Başkanlık sistemine geçiş öncesinde Nisan 2018’de TÜFE %10,85 düzeyindeydi. Dolayısı ile başkanlık sistemi altında geçirilen yıllar içerisinde hem enflasyon oranı çok yükselirken hem de baskılanan ücret politikası neticesinde hanehalkının alım gücünün bilinçli bir şekilde hızla eritilmesi suretiyle gelir dağılımında belirgin bozulma yaşanmıştır.
Bölgede yaşanan sıcak savaş ortamının son haftalarda ateşkes ile birlikte yerini kısmen soğumaya bırakmış olmasına rağmen yükselen enerji fiyatları Türkiye’nin bütçe açığını, cari açığını yükseltirken büyüme oranını aşağıya çekecektir.
Seçim atmosferinde rutin siyasi tercih enflasyonda katılığı sürdürür
Enflasyonun genel eğiliminde halihazırda belirgin bir bozulma yaşanmakta iken genel seçime 2 yıl, olası bir erken seçime 1.5 yıl gibi az bir zaman kaldığını göz önüne aldığımızda dezenflasyon programının kullanım ömrünün artık tamamlanmış olduğunu düşünebiliriz. Zira iktidar seçim öncesinde parasal ve mali gevşeme hamlelerini kontrollü bir şekilde tekrar kullanmak durumunda olacaktır. Her genel seçim öncesinde yapmış olduğu rutin siyasi tercihini tekrar seçmesi durumunda enflasyon oranındaki katılığın sürmeye devam edeceği aşikar bir durumdur.
Mevcut enflasyon trendindeki ana eğilimin yıllıklandırılmış seviyesi şartlar daha fazla kötüleşmediği takdirde yıl sonu için %30 seviyesinin kerteriz alınabileceğini göstermektedir. TCMB’nin mevcut %4-5 aralığında bir reel faiz vermesi koşulunu da dikkate aldığımızda 2026 yıl sonu politika faizinin %34 oranının altına gerileme ihtimali pek gözükmemektedir. Savaş şartlarının yaz aylarına sarkması durumunda ise, buradaki riskin de yukarı yönlü olduğunu göz önüne almamız gerekecektir.
