Türkiye’nin 2025 yılında 62,6 milyar $ düzeyinde gerçekleştirdiği hizmet ihracatına önümüzdeki dönemde %100 vergi istisnası getirilmiştir. Burada yüksek katma değere sahip olan yazılım, oyun endüstrisi, sağlık turizmi, yabancı öğrencilere yönelik yüksek öğrenim, tasarım ve mühendislik gibi alanların öne çıkarıldığını görüyoruz.
Geçen hafta Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından “Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı” başlıklı bir ekonomi paketi kamuoyu ile paylaşıldı.1 Yeni yatırım programının çerçevesinin 4 alt başlıkta kurgulanmış olduğunu görmekteyiz. Daha yüksek ihracat, daha çok yatırım teşvikleri, ülkeye daha fazla yatırım çekmek ve bölgesel merkez ülke olarak konumlanmak şeklinde sıralanmaktadır.
Paketin özünde yabancı sermayeyi ülkeye çekebilmek üzere düşük vergilendirme uygulamasına geçiş politikasının hedeflenmekte olduğunu anlaşılmaktadır. İstanbul Finans Merkezi (İFM) bünyesinde gerçekleşecek olan yabancı yatırımlarında 2031 yılına kadar elde edilecek olan kazançların %100’ü vergi matrahından indirilecektir. İFM dışında yapılacak olan yabancı yatırımlardaki kazançlar ise, %95 oranında vergi matrahından indirilebilecektir.
Daha fazla ticaret hacmi elde edebilmek ve Singapur, Hong-Kong, Hollanda gibi uluslararası yüksek rekabet avantajına sahip ülkelerle aynı kulvarda yarışabilmek üzere bu alanda bir düzenleme yapılmaktadır.
Türkiye bölgesinde coğrafi merkezi ülke olma konumunun avantajını sürmekte olan bölgesel savaş koşullarının getirdiği lojistik değişiklikler sebebi ile önümüzdeki dönemde Asya’dan Avrupa’ya 18-25 gün arasında malların sevkiyatının gerçekleşebileceği tezini uluslararası yatırımcılara ve ülkelere pazarlamaktadır.
İFM bünyesinde gerçekleşebilecek olan yabancı yatırımlarda Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV), Damga Vergisi ile harçlardan istisna uygulaması da getirilmiş durumdadır.
Kurumlar vergisinin, toplam vergi gelirlerindeki payı %11
İmalatçı konumda bulunan ihracatçılar açısından en önemli gözüken teşvikin, kurumlar vergisi oranındaki indirimin olduğu gözükmektedir. Standart olarak halihazırda kurumlar vergisi %25 oranında uygulanmaktadır. İhracatçı şirketler için %14 oranında, üretici ihracatçı şirketler için ise, %9 oranında kurumlar vergisi teşviki gelmiş bulunmaktadır. Burada ihracatçı şirketlere rekabetçi bir avantaj imkanı sağlandığı ifade edilirken doğrudan yatırımlara yönelik ilginin de artacağının hedeflendiği açıklanmıştır.
2025 yılında elde edilen 1,2 trilyon TL tutarındaki kurumlar vergisinin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı %11’dir. Aynı dönem içerisinde 2,8 trilyon TL tutarındaki gelir vergisinin, toplam vergi gelirleri içerisindeki payı ise, %25’tir. Yeni yabancı yatırımcılar için kurumlar vergisini gelecek yıllarda oldukça düşük seviyede tutmayı kabul ediyoruz ancak içeridekilerden de kurumlar vergisi toplayamıyoruz.
Hazine’nin imalat sanayisi rekabetçilik düzeyinin satın alma gücü paritesi (SAGP) ve GSYH içerisindeki payı üzerinden regresyon analizine tabi tutarak incelediği çalışmasına göre Türkiye halihazırda Singapur, Almanya Güney Kore gibi üretimde yüksek teknoloji imkanına sahip durumda bulunmamaktadır. Ancak üretimde katma değerin GSYH içerisindeki payı yönünden Endonezya, Mısır, Brezilya gibi diğer gelişmekte olan ülkelerin de üzerinde yer almaktadır. Türkiye dünyanın 14’üncü en büyük imalatçı ülkesi olarak ekonomik büyüklük sıralamasındaki 17’ncilikten daha iyi bir konumda yer almaktadır.
Ekonomik etkisi yönünden imalat sanayisindeki %10'luk bir reel büyüme, GSYH'ye yaklaşık %2,4 oranında yansıma potansiyeline sahiptir. Ancak Türkiye son yıllarda izlediği değişken ekonomi politikaları sebebiyle imalat sanayisinin GSYH içerisindeki payını oldukça düşürmüştür.
Sanayinin, GSYH’de cari fiyatlarla aldığı pay yüzde18 düzeyinde
Dolayısı ile son yıllarda izlenen oldukça yanlış ekonomi politikaları neticesinde üretici, imalatçı, sanayici, ihracatçı şirketlere yönelik olarak verilen aşırı zarar ortamının ivedilikle tersine çevrilmesi gerekmektedir.
1990’lı yıllarda %30’lara yaklaşan sanayi sektörünün GSYH içerisinde cari fiyatlarla aldığı pay bugün itibarıyla %18 düzeyine kadar gerilemiştir. Son yıllarda yüksek enflasyon ortamı, değerlenen TL’sı, yüksek kredi faizleri, azalan dış talep ve yoğun dış rekabet ortamı altında bugün BİST işlem görmekte olan tüm firmaların ortalama özsermaye kârlılığı %10’dur. Sektörel dağılımlara baktığımızda çimento sektöründe %7, bina malzemeleri sektöründe %4, demir-çelik sektöründe %0.2, enerji sektöründe %4.6, gıda ve içecek sektöründe %7 gibi oldukça düşük kârlılık oranları bulunmaktadır.
Hayatta cehenneme giden yol hep iyi niyet taşları ile döşenmiştir sözüne dikkat ederek hareket etmemiz gerekmektedir. Yabancı yatırımcıyı ülkeye çekelim düşüncesi ne kadar iyi niyetli bir hedef olarak gözükse de son 10 yıl içerisinde Türkiye’nin çekebildiği doğrudan yatırımın büyük bir kısmını yabancılara yönelik olarak yapılan gayrimenkul satışları teşkil etmektedir. COVID sonrasından itibaren yaşanan yüksek enflasyon ortamı altında yabancı yatırımcılara yönelik konut satışlarında da belirgin ölçüde düşüşler yaşandığını görüyoruz.
Türkiye’nin 2025 yılında 62,6 milyar $ düzeyinde gerçekleştirdiği hizmet ihracatına önümüzdeki dönemde %100 vergi istisnası getirilmiştir. Burada yüksek katma değere sahip olan yazılım, oyun endüstrisi, sağlık turizmi, yabancı öğrencilere yönelik yüksek öğrenim, tasarım ve mühendislik gibi alanların öne çıkarıldığını görüyoruz. Hadise bu alanda emek yoğun hizmet ihracatından beyin yoğun hizmet ihracatına geçişte yatmaktadır.
Hizmet ihracatı alanındaki sıralamada Türkiye, dünyanın 20. en büyük ülkesi olarak yerini almaktadır. Burada kişibaşına gelir seviyesi Türkiye’nin üzerinde Almanya, Fransa, İtalya, Singapur, Kanada gibi gelişmiş ülkeler bulunmaktadır.
Türkiye’nin 1923-2002 yılları arasındaki ortalama büyüme oranının %4,7, 2003-2025 yılları arasındaki ortalama büyüme oranının ise, %5,3 olduğu Hazine’nin sunumunda ifade edilmektedir. Son 3 yıldır izlenen katı kontrollü döviz kuru politikası neticesinde TL’de yaşanan değerlenme ve GSYH serisinde geriye dönük yapılan revizyon ile birlikte ilgili oranın gelecekte tekrar revizyona tabi bir durum oluşturacağını söyleyebilirim.
Yüksek kalibrasyonlara sahip yabancı profesyonelleri (expatları) Türkiye’ye çekebilmek üzere gelir vergisi istisnasının da paket içerisinde eklendiğini görüyoruz. Burada Singapur ve Dubai modellerinin baz alındığı anlaşılmaktadır. Yurtdışında 10 yıllık bir mesleki tecrübeye sahip olan yabancı çalışanların kariyerlerine Türkiye’de devam etmeye karar vermeleri durumunda %80 gelir vergisi istisnası getirilmektedir. Tamamen yeni gelecek bir yabancı ikametgahına sahip olacak kişilerde gelir vergisi istisnası 20 yıl boyunca “0” şeklinde açıklanmıştır. Burada son 3 yıl içerisinde Türk vergi mükellefi durumunun olmaması yeterli bir koşul şeklinde karşımıza çıkmaktadır.
Yabancı yatırımcılar için yatırım prosesinin kolaylaştırılması için arazi tahsisi, çalışma ve oturma izinlerinde kolaylık getirilmesi, vergi ve sosyal güvenlik süreçleri gibi tüm bürokratik işlemlerin azaltılması yönünde adımlar atılacağı ifade edilmektedir.
Yabancı yatırımındaki düşüşü sadece ekonomik koşullara bağlayamayız
Açıklanan kapsamlı teşvik ve istisnalardan sonra 2005-2013 yılları arasında yıllık 22 milyar $’a kadar çıkan doğrudan yatırım girişlerinin daha sonraki yıllarda azalan bir trende girdiğini iyi sorgulamamız gerekmektedir. Özellikle 2018’de başkanlık sistemine geçişimiz ile birlikte net yeni yabancı yatırım girişinin 1,2 milyar $’a kadar gerilemesinin nedenlerini sadece ekonomik koşullarda bulamayız.
Hukukun üstünlüğü, temel hak ve hürriyetlerin kullanımı, sık sık değişen yasa ve yönetmelikler, devlet ve özel sektör arasında yürütülen ahbap-çavuş kapitalizmi gibi uygulamaların bugünkü sonuçların elde edilmesinde büyük sebepleri bulunmaktadır. Türkiye 2025 yılı itibarıyla Demokrasi Endeksi’nde 154 ülke arasında 108. sırada, Hukukun Üstünlüğü Endeksinde 143 ülke arasında 118’inci sırada ve Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 180 ülke arasında 124. sırada yer almaktadır.2-3
Bu değerleri hızla yukarı yönde değiştirmeyi hedeflemediğimiz taktirde seçime kadar Godot’yu bekler gibi yabancı yatırımcıları bekler dururuz…
Yeni bir varlık barışı hedefi daha açıklandı
Yeni kurulmuş olan girişimci (startup) şirketler için tüm işlemlerin dijital çevrimiçi (online) ortamlarda gerçekleştirileceği açıklanmıştır. Şirket çalışanlarına yönelik hisse opsiyon planlarında vergi avantajının olacağı, girişim sermayesi şirketlerinin finansman araçlarında kolaylıklar getirileceği beklenmektedir. Her seçim dönemi öncesinde gördüğümüz şekilde vatandaşlarımızın yurtdışında tuttukları döviz, altın ve menkul kıymet gibi tüm varlıkların Türkiye’ye getirilmesine yönelik olarak yeni bir varlık barışı hedefi daha açıklanmıştır.
[1] https://ms.hmb.gov.tr/uploads/2026/04/MIN-SIMSEK_PRESENTATION-0eae866457e9a945.pdf
2 https://worldjusticeproject.org/rule-of-law-index/global/2025/
3 https://www.transparency.org/en/cpi/2025
