2025’te işgücü harici nüfusta okuma yazma bilmeyenler ile ilkokul bile bitirmemiş olanların sayısı 164 bin kişi azalırken, ilkokul mezunlarının sayısı 271 bin, yükseköğrenimlilerin sayısı ise 244 bin kişi artmış.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun hesabına göre işsizlik oranının tarihi düşük seviyelere inmesindeki belirleyici faktörün istihdam artışı değil, işgücü haricinde sayılan nüfustaki yüksek artış olduğu üzerinde durmuştuk. TÜİK istatistiklerine göre işsizlik oranı ve işsiz sayısı hesabında, hesap dışı tutulan nüfus yüksek miktarda artınca, işsiz sayısı da hesapta düşmüş gözüküyor. Öyle ki istihdam edilenlerin sayısında düşüş olmasına rağmen işsiz sayısı artmak yerine düşebiliyor.
TÜİK’in işsizlik istatistiklerinde en büyük hareket istihdam ve işsizlik, hatta nüfus tarafında değil. En büyük hareketler, işgücü haricinde sayılan ve böylece işsizlik hesaplarının dışında tutulan nüfusta ortaya çıkıyor. En büyük oynamalar işsizlik hesabının dışında tutulan bu kesimde görülüyor.
İş aramaktan vazgeçenlerdeki artış nüfus artışının 1,94 katı.
2025 yılı örneğinde gördüğümüz gibi çalışma çağındaki toplam nüfustaki artış 469 bin kişi iken işgücü haricinde sayılan nüfustaki artış 669 bin ile nüfus artışının 1,42 katı. İşgücü içinde sayılmayanların önemli kalemlerinden olan potansiyel işgücü, yani çalışmaya istekli olduğu halde umutları kalmadığı için iş aramaktan vazgeçenlerin sayısındaki artış 908 bin kişi ile nüfus artışının 1,94 katı. Sağlık nedeniyle çalışamaz halde olduğu için işgücü dışında sayılanların sayısında bir yılda olduğu varsayılan artış ise nüfustaki artışın 2,9 katı. Yani bu hesaba göre toplam nüfusta meydana gelen her 100 kişilik artışa 290 kişi çalışamayacak kadar hasta hale düşmüş.
Bu nedenle işgücü haricinde kabul edilen bu gruba daha yakından bakmak işsizlik istatistiklerini daha doğru değerlendirmek açısından gerekli.
2024 verilerine göre işgücü harici nüfusun yüzde 18,4’ü bir okul bitirmemiş kişilerden, yüzde 31,1’i ilkokul mezunlarından, yüzde 13,3’ü ortaokul mezunlarından, yüzde 17,6’sı lise ve meslek lisesi mezunlarından ve yüzde 10,7’si yükseköğrenimlilerden oluşuyor.
Yükseköğrenimlilerin de yüzde 10 gibi kendi niteliğine göre yüksek bir paya sahip olmasını görmezden gelirsek, eğitim düzeyine göre dağılım normal görülecek bir dağılım. Buna karşın 2025 yılı gelişmelerinde bu dağılımın tam tersi bir görünüm ortaya çıkıyor. 2024 yılına göre sayısı en fazla artan kesim ilkokul mezunları ile yükseköğrenim mezunları. Okuma yazma bilmeyenler ile ilkokul mezunu bile olmayanların sayısında ise azalma var. İşgücü harici nüfusta okuma yazma bilmeyenler ile ilkokul bile bitirmemiş olanların sayısı 164 bin kişi azalırken, ilkokul mezunlarının sayısı 271 bin, yükseköğrenimlilerin sayısı ise 244 bin kişi artmış. İşgücü haricindeki nüfusta 2025 yılında ortaya çıkan 669 bin kişilik artışın yüzde 36,5’ini yükseköğrenim görmüş kişiler oluşturuyor. Yükseköğrenim mezunlarının sayısındaki artış ile ilkokul mezunlarının sayısındaki artışın neredeyse eşit olması, işgücü yapısındaki ve hesaplarındaki en belirgin çarpıklıklardan birisini oluşturuyor.
İşgücü harici nüfusta 45-54 yaş grubunun payının yüzde 30,2
İşgücü harici nüfusun yaş gruplarına dağılımında en yüksek pay yüzde 26,2 ile 65 yaş ve üstü kesim ve yüzde 13,8 ile 15-19 yaş grubundakilerde. Bu durum normal karşılanacak bir dağılım. Ancak çalışma çağının fiziki yapı ve tecrübe açısından en dinamik kesimini oluşturan 20-54 yaş grubunun da yüzde 43,5 gibi yarıya yakın bir paya sahip olması, not edilmesi gereken bir olumsuzluk. Bu arada yıllık artışta 45-54 yaş grubunun payının yüzde 30,2’yi bulması, gidişatın daha da olumsuz olduğuna işaret.
2025 yılı itibarıyla işgücü dışında sayılanların yüzde 29,1’i daha önce ücretli veya yevmiyeli bir işte çalışıyormuş. İşgücü harici nüfusun yüzde 0,6’sı daha önce işveren, yüzde 4,6’sı kendi hesabına çalışan, yüzde 4,6’sı da ücretsiz aile işçisi olarak istihdamda imiş. İşgücü harici nüfusta 2025’te meydana gelen artışta, eskiden ücretli-yevmiyeli çalışanların payı yüzde 37,7’ye, kendi hesabına çalışanların payı ise yüzde 13’e çıkıyor.
Eski işinden ayrılma nedeninin kendisinin hastalanması veya sakatlanmasını olduğunu söyleyenler, işgücü harici nüfusta yüzde 0,5’lik bir paya sahip. Bu nedenle işgücü dışına çıktığını belirtenlerin sayısında 2025 yılında gözlenen artış 75 binden ibaret. Buna karşın işgücüne katılmama nedeni yaşlılık, hastalık ve çalışamaz hale gelmek olarak gösterilenlerin sayısındaki artış 1 milyon 364 bin kişi. Bu iki rakam arasında dağlar kadar fark var. Bu da TÜİK’in işgücü verilerinde açıklaması en zor noktalardan birisini oluşturuyor.
İşgücü harici nüfustaki ev kadınlarının sayısında 1 milyon 532 bin düşüş, öğrencilerin sayısında 275 bin, emeklilerin sayısında 613 bin kişi gibi yüksek düşüşler var. Yani toplam 2 milyon 420 bin ev kadını, emekli ve öğrenci işgücü dışında kalmaktan vazgeçmiş gözüküyor. Oysa işgücü sayısında böyle bir artış yok. İşte buradaki dengesizlik, sanki hastalanan, iş bulmaktan umudunu kesenlerin sayısındaki artışla “giderilmiş” gözüküyor.
