İran savaşının sonucu ne yöne evrilirse evrilsin, ABD’nin Ortadoğu’daki konumu da varlığı da artık eskisi gibi olamayacak. İran’ın vurduğu Amerikan üslerini yeniden kurmak hem mali, hem de siyasi açıdan zor artık.
İran savaşı, Ukrayna üzerinden Rusya’yı yıpratmaya yarayan kuzeydeki savaşın bir benzeri olmaya aday. Ukrayna üzerinden yıpratılan Rusya idi. İran üzerinden ise ABD’nin yıprandığını görmek mümkün.
Ne Ukrayna ne de İran açısından içinde bulundukları savaşın sonunda “zafer” mümkün görünüyor. Her iki rejim de gerçekten “beka” için savaşıyor. Ancak olur da savaşın sonunda yerlerinde kalabilirlerse bile, dişleri sökülmüş, etkisizleşmiş, hatta topraklarının bazı kesimleri üzerinde hakimiyetlerini yitirmiş rejimler olacaklar.
Trump “kendi kazdığı kuyuya” mı düşüyor?
ABD açısından ise İran meselesi “kendi kazdığı kuyuya düşmeye” benzemeye başladı. İran’ın beklenmedik direnişi Ortadoğu’da Washington’ın özellikle Arap ülkeleri nezdindeki o “koruyucu” maskesinin düşmesine neden oldu.
Durum ortada; ABD’de Trump yönetimi “İsrail’i korumak” uğruna donanmasının gözbebeği olan, dünyanın en büyük uçak gemisi Ford’u Hayfa açıklarına demirledi. İsrail, İran’dan gelecek füze saldırılarından korunurken, Araplar -deyim yerindeyse- açıkta kaldı.
Birkaç günlük İran savaşının sonucunda Tahran’ın attığı füzelerle yangın yerine dönen Körfez Arap ülkeleri şimdilerde kara kara düşünüyorlar. Eğer korunmayacak idiysek, neden topraklarımızı onlarca Amerikan üssüne açtık? Cevabı son derece zor bir soru bu, hem ABD yönetimi, hem de Arap ülkeleri açısından.
İran savaşının sonucu ne yöne evrilirse evrilsin, ABD’nin Ortadoğu’daki konumu da varlığı da artık eskisi gibi olamayacak. İran’ın vurduğu Amerikan üslerini yeniden kurmak hem mali, hem de siyasi açıdan zor artık; Amerikan halkına “neden o üslere ihtiyaç duyulduğunu” anlatıp para bulmak da zor, Araplar’ın o üsler için gönüllü olarak toprak vermelerini istemek de.
Bahreyn’de yaşananlar ilk örnek; Amerikalı gazeteciler, İran’ın Bahreyn topraklarındaki Amerikan üslerini vurmasının sokakta Bahreynliler tarafından kutlandığını aktarıyorlar yayınlarında. ABD’nin 5. filosunun konuşlanmış olduğu Bahreyn’de durum o kadar tehlikeli ki, Körfez İşbirliği Konseyi’ne bağlı Yarımada Kalkanı Gücü’ne ait birlikler Suudi Arabistan’dan Bahreyn’e girerek İran yanlısı göstericilere karşı güvenlik güçlerine destek vermeye başladı.
İran’ın Hürmüz’ü kapatması ABD’yi sıkıntıya düşürdü
Tahran yönetiminin Hürmüz Boğazı’nı, Çin ve Rusya bandıralılar hariç, gemi trafiğine kapatması da Trump yönetimini zora sokmuş durumda. Ticari gemiler için bölgede seyretmek sigorta açısından o kadar masraflı hale geldi ki, uluslararası şirketler tek tek operasyonlarını Hürmüz Boğazı’ndan çekme kararlarını açıklamaya başladılar. Trump ise buna karşılık Amerikan gemilerinin “gerekirse bölgedeki ticari gemilere eskortluk edip, güvenlik sağlayacağını” açıklamak zorunda kaldı.
Mollaları devirmek için kara gücü lazım; çare Kürtler mi?
Trump yönetimi “zor rakip” olduğu anlaşılan İran’daki Molla rejimini değiştirmek için kara gücüne ihtiyaç duyulduğunu anladı. Ancak bu askeri güç ne İsrail’de var ne de Trump, Amerikan halkına verdiği “Amerikan askerinin ayağı toprağa değmeyecek” sözünü bozmak istiyor. Tek çare bölgedeki “olağan vekil güce”, İran, Irak, Suriye ve Türkiye arasında bölünmüş Kürt nüfusa başvurmak gibi görünüyor.
Nitekim ABD yönetimi de bunu yapmaya çalışıyor bugünlerde. Iraklı Kürt liderler Talabani ve Barzani’yi, İran’daki irili ufaklı Kürt grupların liderlerini bizzat ABD Başkanı Trump’ın kendisi arıyor. CIA, İsrail’in de yardımıyla, bölgedeki Kürt grupları silahlandırmaya girişmiş durumda.
Haberlere göre, Kürtler ise Amerikalılara “bize güvence ver” diyorlar. Daha birkaç hafta önce ABD’nin yıllardır Suriye’deki Kürtlere verdiği güvencelerin bir anda buhar olup uçtuğu, Suriye’deki PYD-YPG oluşumunun özerklik/federalizm beklentilerinin bizzat Amerikalılar tarafından silindiği şimdiden unutulmuş gibi.
İsrail de Lübnan’ı işgale başladı
ABD, Kürtleri örgütlemek için çabalarken, İsrail de boş durmuyor elbette. Lübnan’ın başkenti Beyrut’un güney mahalleleri dün İsrail tarafından uçaklarla vuruldu. Ayrıca Başbakan Netanyahu İsrail ordusuna Lübnan’a olası bir kara operasyonu için de yetki verdi. İsrail’den ilk birlikler Lübnan’a girmeye başladılar bile. İsrail Lübnan’ı işgal ederken, Hizbullah’ın dayandığı Şii kabilelerini de kendi yanına çekmeyi de başarmış görünüyor; Baalbeek ve Hermel’deki Şii kabileler ortak bir açıklama yaparak Lübnan ordusunun yanında olduklarını açıkladılar. Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun’un ve Başbakan Nawaf Salam’ın Hizbullah’ın askeri faaliyetlerini yasaklamak üzere attıkları adımlar düşünüldüğünde, iki Şii kabilenin bu açıklaması önemli. Hizbullah, en büyük insan kaynağından yoksun duruma düşüyor gibi.
Türkiye açısından zor günler...
İran savaşı uzadıkça Türkiye’nin durumu da pek çok açıdan zorlaşıyor.
- Türkiye şu ana kadar savaşa bulaşmamaya başardı. Ancak bunu devam ettirmek giderek güçleşiyor.
Özellikle İsrail’in istihbari faaliyetlerine dikkat etmek gerekiyor. Savaşın başından bu yana İsrail’in Arap topraklarında, “İranlılar yaptı” süsü vererek pek çok operasyon gerçekleştirdiğinin örnekleri uluslararası basında yer aldı. Türkiye’nin de, benzer bir istihbarat operasyonu ile çatışma içine çekilmek istenmesi ihtimali her zaman var. Buna karşı dikkatli olmak gerek.
- Türkiye açısından dikkatle izlenmesi gereken bir başka mesele, ABD’nin İran’da rejimi devirmek için Kürt unsurları “kara gücü” olarak kullanma çabası. Bu, Türkiye’de bugünlerde görece istikrara kavuşmuş görünen fay hatlarını da tetikleyebilecek kadar ciddi bir hareket.
- Üçüncü mesele ise İran’dan doğabilecek olası göç meselesi. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşmede bu konuyu açması manidar. Belli ki Avrupa, kendi toprakları olası bir göçle karşı karşıya kalmamak için Suriye’de yaptığını yapıp, Türkiye’yi “tampon ülke” haline getirmeye çalışacak.
- Dördüncü mesele ise ekonomik kriz meselesi; İran savaşının uzaması, petrol fiyatlarının artmasına, bu da Türkiye’deki enflasyonun tetiklenmesine yol açacak, belli. Mollaların İran’da yolsuzluk ve liyakatsizlik üzerine kurduğu, sadece rejime bağlılığın esas alındığı sistemin halkı nasıl fakirleştirip, vatandaşlara devlet aidiyetini sorgulatır hale getiğini dünya gördü. Ekonomik istikrar, ülkenin bekası için ana damarlardan biri. Türkiye’nin buna göre hareket etmesi gerekiyor.
Ülkece, herkesin çok dikkatli olması, adımların “hamaset ve hayal” üzerinden değil, somut gerçeklere dayanarak atılması gereken bir dönemden geçiyoruz.
“Müttefikler” de Trump’ı yalnız bırakıyor
“Herkes ektiğini biçer” sözü sanki bugünler için söylenmiş; Göreve geldiğinden bu yana Avrupalı müttefiklerini hem NATO içinde, hem de koyduğu ek gümrük vergileri ile zorbalayan, Grönland’a göz koyan ABD Başkanı Trump, şimdilerde bunun ceremesini çekmeye başladı. İspanya’nın hava ve deniz sahasını İran’a giden uçak ve gemilere kapatmasının ardından, Kanada Başbakanı Mark Carney de ABD’nin İran operasyonunu “yasadışı” olduğunu ima eden bir açıklama yaptı. “ABD ve İsrail, ne BM ile ne de müttefiklerine danışarak hareket ediyorlar” diyen Carney, mevcut savaşın “uluslararası düzeninin çöküşü” anlamına geldiğini söyledi. AB içinde Trump’ın en iyi anlaştığı liderlerden İtalya Başbakanı Meloni bile ABD’ye destek vermeye gönülsüz. İngiltere, Kıbrıs’taki egemen askeri üssü İran tarafından vurulmuş olmasına rağmen Trump’ın yanında durmaya hevesli değil. Sadece Fransa ve Almanya yönetimlerinde ABD/İsrail’in yanında durma eğilimi var, ancak bu da henüz açıklamaların ötesine geçip, fiili desteğe pek dönüşmedi.
