Türkiye, Mehmet Şimşek’in Hazine ve Maliye Bakanlığı’na getirilmesiyle 2023 Haziran ayında yeni bir ekonomi programına geçti, daha doğrusu dezenflasyon programı benimsedi.
Programın fokuslandığı nokta enflasyonun düşürülmesiydi... 2023 Haziran ayında yüzde 33,5 olan enflasyon oranı 2023 sonunda yüzde 65, 2024 sonunda yüzde 44,4, 2025 sonunda ise yüzde 31 olarak gerçekleşti. Oysa Orta Vadeli Programda enflasyon oranı 2024 yılı için yüzde 33, 2025 için yüzde 17,5 ve 2026 için de yüzde 16 olarak öngörülmüştü.
Programın başlatıldığı dönemden bu tarafa diğer makro ekonomik büyüklüklerde de sapmalar olmuştu. Bu sapmalar mutlak değer olarak belki orta vadeli program hedeflerinden çok fazla ayrışmamıştı, ancak bir takım alt başlıklarında ciddi sapmalar oluşmuştu. Örneğin büyüme genel toplamında büyük sapma yoktu, ama sanayi ve tarım gibi sektörlerde çok ciddi küçülmeler inşaat ve hizmetler sektörlerindeki gelişmelerle adeta örtülenmişti. Aynı şekilde işsizlik toplamında ciddi bir değişiklik yoktu, ama genç işsizlerde ve “ne işte/ne eğitimde” olanların sayısında önemli artışlar ortaya çıkmıştı. Zorlama dış ticaret politikalarına bağlı olarak düşürülen dış ticaret açığı, ödemeler dengesini ya da cari açığı olumlu etkilese de son gelişmeler bu kalemdeki sapmaların ortaya çıktığı görülüyordu. Zaten bütçe bekleneni vermekten çok uzak seyrini sürdürüyordu, faiz harcamaları bütçede çok ciddi artış sergilemeye devam ediyordu.
Bütün bu sıkıntılara rağmen Merkez Bankası dezenflasyon programını samimi ve kararlılıkla sürdürüyordu, makro ihtiyati tedbirlerle de programı sıkılaştırmaya devam ediyordu. Oysa dezenflasyon programının başarısı için gerekli olan vergi, borçlanma gibi maliye politikaları ile diğer yapısal politikalarda herhangi bir gelişme kaydedilmiyordu.
Tam bu noktada 28 Şubat 2026 günü ABD ve İsrail’in İran’a karşı saldırısı başladı. Öylesine hızlı bir gelişme ortaya çıktı ki adeta bütün Orta Doğu ateş topuna döndü. Adeta bölge ülkelerinin tümü savaşın içine çekildi.
Halen savaş devam ediyor, küresel etkileri ise artarak devam ediyor. Dilerseniz bu savaşın küresel tedarik zinciri üzerindeki etkilerini kısaca özetleyelim.
Savaşın küresel tedarik zincirine olumsuz etkileri:
Bu etkiler özellikle enerji, deniz taşımacılığı, teknoloji üretimi ve gıda alanlarında hissedilecek.
1- Enerji: Dünya petrol ticaretinin beşte birinin Hürmüz Boğazından geçmesi tehlikelerin en büyüğü. Brend petrol 60 dolar bandından 120 dolara kadar yükselebildiği, 90 dolara kadar gerileyebildiği ortada. Nerede ve nasıl denge bulacağı belirsiz. Ama tüm küresel ekonomiyi özellikle enflasyon yönüyle olumsuz etkileyeceği kesin. Gıda, ulaşım, üretim, lojistik maliyetlerinin artışı kaçınılmaz. Özellikle Çin, Japonya, Güney Kore ve AB bölgesi için bu riskler çok daha ağır.
2- Deniz taşımacılığı: Orta Doğu’daki savaş sadece Hürmüz’ü değil, Bab el-Mandeb Boğazı, Kızıldeniz rotası ve Süveyş Kanalı bölgesini de etkileyebilir. Bu durumda tüm gemiler Afrika’yı boydan boya geçme, Sigorta maliyetlerinde artma, teslim sürelerinde gecikme kaçınılmaz hale gelebilir.
3- Gıda- Gübre fiyatları: Özellikle tarımdaki maliyetlere bağlı olarak buğday ve mısır fiyatlarının artışı ve dolayısıyla gıda enflasyonu söz konusu.
4- Yarı iletken – Teknoloji üretimi: Özellikle otomotiv çipleri, akıllı telefonlar ve veri merkezleri gibi modern teknoloji üretimini ifade eden çok hassas tedarik zincirine bağlı konular. Üretim maliyetlerinin yükselmesi, lojistik gecikmelere bağlı olarak üretimin aksaması, sivil teknoloji üretiminin daralması gibi sonuçlar söz konusu.
Dezenflasyon programı gözden geçirilmeli mi?
Açık söylemek gerekirse Türkiye’nin çıpaya endekslenmiş, hedeflere bağlanmış, yol haritası belirlenmiş ve zaman takvimine oturtulmuş bir dezenflasyon programının olduğunu söylemek zor. Hem politika tedbirleri ve hem de sonuçlar bunu gösteriyor.
2023 Haziran ayından bu tarafa neredeyse 3 yıl geçmek üzere... Az gitmişiz, uz gitmişiz; dere tepe yol gitmişiz; bugün itibariyle enflasyonda bir arpa boyu yol almışız.
Zaten savaş bizim programımızı dinamitlemeye müsait!
O zaman programı ya da daha doğru ifadeyle dezenflasyon programını gözden geçirmek gerekir diye düşünüyoruz. Ancak zamanlamanın da iç politik gündem itibariyle uygun olmadığını da biliyoruz. İşte bu noktada kararlı olma ve karar alma cesareti ortaya çıkıyor.
