Bugün dünya genelinde kadınlar, erkeklerin sahip olduğu yasal hakların yalnızca yüzde 64’üne sahip. Ve mevcut hızla ilerlenirse, kadınlar ile erkekler arasındaki yasal koruma açığının kapanması için 286 yıl gerekecek.
Dünya Kadınlar Günü yıllardır aynı soruyla karşı karşıya: Kadın hakları gerçekten ilerliyor mu, yoksa aynı meseleleri yeniden mi konuşuyoruz?
UN Women bu yıl 8 Mart için farklı bir başlık seçti. Kampanyanın sloganı, “Bizim Haklarımız, Bizim Gücümüz.”
Mesaj açık: Kadın hakları yalnızca yasalarla değil, adalete gerçekten erişilebildiğinde anlam kazanıyor.
Yüzyılın ikinci çeyreğine girerken tablo hâlâ çarpıcı. Kadınlar ve erkekler arasındaki yasal eşitsizliklerin tamamen ortadan kaldırıldığı hiçbir ülke yok.
Çalışma hayatından kazanca, mülkiyet haklarından hareket özgürlüğüne kadar pek çok alanda kadınlar hâlâ dezavantajlı.
Bugün dünya genelinde kadınlar, erkeklerin sahip olduğu yasal hakların yalnızca yüzde 64’üne sahip. Ve mevcut hızla ilerlenirse, kadınlar ile erkekler arasındaki yasal koruma açığının kapanması için 286 yıl gerekecek.
Adalet yalnızca mahkemeye gidebilmek değil
UN Women’a göre mesele yalnızca yasalar değil. Adalet, bir kadının mahkemeye gidebilmesi kadar, haklarını bilmesi, bilgiye ulaşabilmesi ve hukuki destek alabilmesiyle ilgili.
UN Women Türkiye Ülke Direktörü Maryse Guimond bunu şöyle ifade ediyor: “Kadınlar için adalete erişim sadece mahkemeye gidebilmek demek değildir. Haklarını bilmek ve bilgiye erişebilmek demektir. Hukuki yardım ve destek hizmetlerine engeller olmadan ulaşabilmek demektir.”
Bu nedenle kampanya yalnızca bir farkındalık çağrısı değil. Kamu kurumları, yerel yönetimler, özel sektör, akademi ve sivil toplumun birlikte hareket etmesi gerektiğini vurgulayan bir eylem çağrısı.
Dünyadaki veriler de bu çağrının neden gerekli olduğunu gösteriyor.
Ülkelerin yüzde 44’ünde eşit değerde işe eşit ücret ilkesini destekleyen bir yasa yok. Ülkelerin 4’te 3’ünde çocuk yaşta evliliğe hala izin veriliyor. Bu durum ağırlıklı olarak kız çocuklarını etkiliyor. Uluslararası insani hukuk ve insan hakları hukukunun göz ardı edildiği çatışma bölgelerinde ya da bu bölgelerin yakınında yaşayan 676 milyondan fazla kadın ve kız çocuğu bulunuyor ve çatışmaya bağlı cinsel şiddet son iki yılda yüzde 87 arttı.
Ülkelerin yaklaşık yüzde 70’inde kadınlar adalete erişimde erkeklerden daha fazla engelle karşılaşıyor.
Cezasızlık kültürü
UN Women İcra Direktörü Sima Bahous, sorunun yalnızca bireysel mağduriyet olmadığını vurguluyor: “Kadınlar ve kız çocukları adalete erişemediğinde ortaya çıkan zarar, davaların çok ötesine geçiyor. Toplumsal güven sarsılıyor, kurumlar meşruiyetini yitiriyor ve hukukun üstünlüğü zayıflıyor.”
Bahous’a göre nüfusun yarısını dışarıda bırakan bir adalet sistemi, adaleti savunduğunu iddia edemez.
İlerleme mümkün
Bütün tabloya rağmen umut veren gelişmeler de var. BM verilerine göre ülkelerin yüzde 87’si aile içi şiddete karşı yasal düzenlemeler hayata geçirmiş durumda. Son on yılda 40’tan fazla ülke, kadınlar ve kız çocukları için anayasal güvenceleri güçlendirdi. Ama, yasalar tek başına yetmiyor. Toplumsal normlar, damgalama, mağdur suçlama ve korku kültürü değişmedikçe kadınların adalete ulaşması hâlâ zor.
Bu nedenle 8 Mart’ın bu yılki mesajı yalnızca haklar değil. Hakların uygulanması.
Şimdi ses çıkarma zamanı
Bu çağrı aynı zamanda yaklaşan önemli bir küresel toplantıyla da bağlantılı.
Birleşmiş Milletler Kadınların Statüsü Komisyonu’nun 70. oturumu (CSW70), 9-19 Mart tarihleri arasında New York’ta gerçekleşiyor.
Bahous’un çağrısı oldukça net: “Şimdi ayağa kalkma, görünür olma ve ses çıkarma zamanı. Haklar için, adalet için ve eylem için.” Çünkü hakların gerçekten güç olabilmesi için önce adaletin erişilebilir olması gerekiyor.