Dünya Bankası’nın iklim değişikliği finansmanı eylem planı 30 Haziran’da sona eriyor. Fransa, planın korunması için bastırırken, ABD, bankanın iklim odaklı finansman hedeflerinden çıkıp fosil yakıtlara alan açmasını istiyor. Tartışma yalnızca bir kurum içi yön değişikliği değil; enerji, tarım, altyapı ve afet dayanıklılığı konularında gelişen ülkelerin hangi projelere kaynak bulabileceğini de belirleyecek.
Dünya Bankası, 2024-2025 yıllarında iklimle ilgili projelere finansman oranını yüzde 45’e çıkararak iklim değişikliğiyle mücadeleyi merkeze alan bir strateji belirlemişti. Bankanın iklim değişikliği finansman stratejisi 30 Haziran’da sona eriyor.
Bugün masadaki konu, sadece bir strateji belgesinin süresinin dolması değil, kalkınma finansmanının bundan sonra hangi önceliklerle şekilleneceği üzerine.
Fransa, bu planın temel unsurlarının korunması için diplomatik temaslarını hızlandırırken, ABD bankanın iklim bağlantılı kredi hedeflerinden uzaklaşmasını istiyor. Washington’un talebi net: İklim etiketli finansman hedefleri geri çekilsin, Dünya Bankası yeniden “çekirdek kalkınma” alanlarına odaklansın, hatta fosil yakıt projelerine dönüşün önü açılsın.
Bugün Dünya Bankası finansmanında “iklim ortak faydası” taşıyan başlıklar sadece güneş ve rüzgâr projeleriyle sınırlı değil. Sellere dayanıklı yollar, su tasarrufu sağlayan damla sulama sistemleri, kuraklık ve fırtına riskine karşı altyapı yatırımları da bu çerçevenin içinde yer alıyor. Yani iklim başlığının zayıflaması, aslında kalkınma yatırımlarının da çerçevesini değiştirebilecek nitelikte. Fransa’nın kalkınmadan sorumlu bakanı Eleonore Caroit’in Reuters’a verdiği mesaj dikkat çekici. Paris, mevcut planın sona ermesini “kabul edilebilir” bulmuyor ve iklim finansmanının temel kazanımlarını koruyacak bir formül arıyor. Paris’e göre, bu konunun arkasında yalnızca çevresel kaygılar yok: İklim uyumu, afetlere dayanıklılık ve yaşam kalitesini koruyan altyapı, artık kalkınma finansmanının da asli unsurlarından biri haline gelmiş durumda.
ABD, “fosil yakıtlar” diyor
ABD’nin Dünya Bankası’na yönelik baskısı, iklim finansmanını daraltıp enerji tarafında fosil yakıtları yeniden daha görünür hale getirme isteğini açık biçimde ortaya koyuyor. Trump yönetimi, bankanın yıllık kredi kaynaklarının yüzde 45’ini iklim bağlantılı projelere ayırma hedefinden vazgeçmesini isterken, Hazine Bakanı Scott Bessent bu hedefl eri “çarpıtıcı” ve “anlamsız” diye nitelendiriyor.
Bu sert çıkış, Orta Doğu’daki savaşın petrol ve gaz piyasalarında yarattığı arz ve fiyat şokuyla birleşince, enerji güvenliği tartışmasını Dünya Bankası içindeki iklim gündeminin tam merkezine taşıyor. Nitekim bankanın 25 hissedarından 19’u geçen sonbaharda iklim hedeflerinin sürmesini isteyen bir bildiriyi imzalarken, ABD, Japonya, Hindistan, Suudi Arabistan, Rusya ve Kuveyt temsilcileri bu metne destek vermedi.
Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga’nın açıklamalarına baktığımızda ise bir çelişki varmış gibi görünüyor. Banga, bir yanda nükleer enerji yasağını kaldırıp, daha fazla doğal gaz projesine kapı aralayan bir yaklaşımı savunurken, diğer yanda iklim bağlantılı finansmanı “akıllı kalkınma” olarak tanımlıyor. Yenilenebilir enerjileri tek seçenek gibi sunmak yerine; doğal gaz, hidro, jeotermal, rüzgâr, güneş ve nükleeri birlikte konuşuyor.
Sonuç olarak bugün geldiğimiz noktada Dünya Bankası önemli bir karar aşamasında: Kalkınma finansmanı önümüzdeki dönemde dayanıklılık ve temiz enerji projelerine mi odaklanacak, yoksa enerji güvenliği gerekçesiyle daha geleneksel ve karbon yoğun bir çizgiye mi kayacak?
Dünya Bankası’nın tavrı Türkiye açısından önemli
Türkiye gibi gelişen ekonomiler açısından bu tartışmanın önemi büyük. Çünkü Dünya Bankası’nın yönelimi, önümüzdeki dönemde su verimliliği, tarımsal dayanıklılık, afetlere dirençli altyapı, ulaşım verimliliği ve enerji dönüşümü gibi alanlara kaynak bulmak kolaylaşacak mı yoksa zorlaşacak mı sorularının cevabını da belirleyecek.
