Merkez Bankası’nın iyimserliği ile verilerin işaret ettiği gerçeklik arasında hâlâ belirgin bir mesafe bulunuyor. Bu mesafenin nasıl kapatılacağı ise önümüzdeki aylarda atılacak politika adımlarıyla netleşecek.
Uzunca süredir gözler Merkez Bankası’nın bu hafta açıklayacağı Enflasyon Raporu’na çevrilmişti. Bunun temel nedeni, ocak ayında yüzde 4,8 ile oldukça yüksek gerçekleşen aylık enflasyon ve şubat ayına ilişkin beklentilerin yukarı yönlü seyretmesiydi. Bu veriler yıl sonunda enflasyonun Merkez Bankası’nın hedeflerinden belirgin biçimde sapabileceğine işaret ediyor.
Daha net ifade etmek gerekirse, ocak enflasyonu sonrasında piyasanın enflasyon beklentileri yüzde 25 civarına yükseldi. Yakın zamanda yapılan modellemeler de yıl sonunda enflasyonun yüzde 20’nin altında gerçekleşmesinin imkansıza yakın olduğunu gösteriyor (Selva Baziki ve Andres Sokol).
Bu çerçevede Merkez Bankası, beklendiği üzere, yıl sonu enflasyon tahmininde üst bandı yüzde 19’dan yüzde 21’e yükseltti. Ancak mevcut gerçekleşmeler, enflasyonun ana eğilimi ve beklentiler, yüzde 21’lik üst banda ulaşmanın dahi kolay olmadığını ortaya koyuyor.
Ayrıca, yıl sonunda enflasyonun yüzde 21’e gerileyebilmesi için uygulanması gereken para politikası, son 6 aydır izlenen parasal duruştan çok daha sıkı bir çerçeveyi ima ediyor. Nitekim TEPAV bünyesinde hazırladığımız Para Politikası Değerlendirme Notları’nda da geçen yıl Merkez Bankası’nın faiz indirim alanının bulunmadığını ifade etmiştik. Sürpriz olmayacak şekilde, 2025 yıl sonu enflasyonu da Merkez Bankası’nın ara hedefi olan yüzde 24’ün 7 puan üzerinde gerçekleşmişti.
Yüksek enflasyona rağmen Başkan’dan “güvercin” mesajlar
Enflasyondaki gerçekleşmelere ve beklentilerdeki atalete rağmen, Merkez Bankası Başkanı’nın 12 Şubat tarihinde yaptığı Enflasyon Raporu basın toplantısında verdiği mesajlar oldukça iyimserdi. Başkan, ocak ve şubat aylarındaki yüksek enflasyonun ağırlıklı olarak gıda fiyatları kaynaklı ve geçici olduğunu konuşmasında birkaç kez vurguladı. Ayrıca piyasa ve reel sektörün aylık gerçekleşmelere gereğinden fazla anlam yüklediğini, enflasyon dinamiklerinde mart ayı sonrasında belirgin bir iyileşme beklediklerini ifade etti.
2026 yılına ilişkin beklentilerde ise enflasyondaki düşüşün özellikle hizmetler kaleminden geleceğini, kira ve eğitim enflasyonundaki gerilemenin belirleyici olacağını iletti. 2026 yılsonunda kira enflasyonunun yüzde 30’lar civarına düşeceğini öngördü.
Gıda fiyatlarına ilişkin olarak da küresel gelişmeler ve yağış koşullarının olumlu seyri sayesinde beklenenden daha iyimser bir görünüm oluşabileceğini ifade etti. Ramazan etkisinin geçmesinin ardından gıda enflasyonunda hızlı bir normalleşme beklediklerini dile getirdi.
Jeopolitik risklere rağmen enerji fiyatlarının Merkez Bankası’nın öngörüleriyle uyumlu seyrettiğini belirten Başkan, mal ve ara mal fiyatlarındaki artış hızının da dezenflasyon patikasını desteklediğini ifade etti.
Reel sektörün enflasyon beklentilerinin gerilemeye başlayacağını ve fiyatlama davranışlarının giderek Merkez Bankası’nın hedefiyle uyumlu hale geleceğini söyledi.
Tüm bu mesajlar, para politikasına ilişkin oldukça iyimser bir perspektife işaret ediyor. Her ne kadar enflasyon üzerinde yukarı yönlü risklerin sürdüğünü belirtmiş olsa da aktarılan mesajlar, mart ayında da Para Politikası Kurulu’nun faiz indirimine devam edebileceği sinyalini içeriyor.
Para politikası gevşerken makroihtiyati sıkılaşır mı?
Ekonomi yönetiminin para politikası dışındaki uygulamalarına baktığımızda, Başkan’ın güvercin mesajlarının aksine, dezenflasyon sürecinin gidişinden memnun olduğunu söylemek zor. Enflasyonun hedeflerin çok üzerinde gerçekleşmesi bunun en temel sebebi.
Ancak bir diğeri de son dönemde alınan faiz indirim kararlarına karşın makroihtiyati çerçevenin giderek sıkılaştırılması olarak karşımıza çıkıyor.
Zira hemen her ay devreye alınan yeni düzenlemelerle kredi ve finansmana erişim koşullarının sıkılaştırıldığını ve tüketimin artarak baskılanmaya çalışıldığını görüyoruz. Kredi kartı limitlerine ilişkin sınırlamalar, yurt dışından tüketim malları ithalatına yönelik kısıtlayıcı düzenlemeler, yabancı para kredi büyümesine getirilen engeller ve zorunlu karşılık adımları iç talebi baskılamaya yönelik politikaların birer örneğidir.
Bu örnekler, iç talep ve enflasyondaki gerçekleşmelerin Merkez Bankasının öngördüğü iyimserliği yakalayamaması halinde mikro düzenlemelerin artarak süreceğine işaret ediyor.
Para politikasında esas araç: Faiz
Gelinen noktada enflasyon, üçüncü yılını tamamlamak üzere olan makro istikrar programına rağmen, benzer akran ülkelerin yaklaşık on katı düzeyinde seyrediyor. Piyasa ve reel sektörün 2026 yıl sonu enflasyon beklentileri yüzde 25-30 bandında. Kredi büyümesi ise enflasyon hedefinin yaklaşık iki katı düzeyinde.
Bu tablo, dezenflasyon patikasında daha temkinli bir yaklaşım gerektiğini düşündürüyor. Fiyatlama davranışları ve beklentiler yeterince çıpalanmadan atılacak gevşeme adımları, artan ihtiyati politikalara rağmen, tüketim, enflasyon, kur ve varlık fiyatları ekseninde yeni sapmalara yol açabilir.
Özetle Merkez Bankası’nın iyimserliği ile verilerin işaret ettiği gerçeklik arasında hâlâ belirgin bir mesafe bulunuyor. Bu mesafenin nasıl kapatılacağı ise önümüzdeki aylarda atılacak politika adımlarıyla netleşecek.